5
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
778
Okunma
Hani tükenmiş, sönmüştü sevdamızın ateşi.
Hani tütmeyecek, harlanmayacaktı aşkımız.
Hani kabuk bağlayan yaralarımız kangren olmayacaktı.
Hani bir ömür yanmayacak, sızlamayacaktı yüreğimiz.
Peki niye sızlıyor yüreğim el ele tutuşan âşıkları görünce?
Neden suya yandı sevdalarımız Grejuva ateşi gibi?
Neden, ha neden sızlıyor yüreğimin küllenmiş hayallerine?
Çölde Mecnun ile Leyla’nın hayalleri firarda aşkına eşkıya.
Ben masum bir çocuk gibiyim bu gece ağlamaklı.
Elinden şekeri alınmış, katran karası kâbuslar dayım.
Seni yine özledim bu gece, bin tövbe ederek hayallerime.
Ben "seni hiç sevmedim" diyordum ya, o bile palavraydı.
Balkona, cama çıkar umuduyla saatlerce beklerken...
En son elveda derken gözyaşlarım ne çok yüreğimi yakmıştı.
Şimdi ne dilencisi olduğum bile belli değil.
Belki de karşılaşacak olsak kuytu bir köşe başında;
Selamünaleyküm der, bir umut onun için dişlerini sıkardın.
Ama ben seni gönlümün gülü, ekmekteki tuzu gibi,
Yürekteki közü gibi, zümrüt yeşil bakan gözü gibi,
Seni çok sevdim diyen tatlı dilli sözü gibi,
Kerem gibi, Aslı gibi, yürek yakan bağlamanın tizi gibi...
Velhasılı kelam gülüm, ben seni yürekteki közü gibi sevdim.
Ne olur hayallerime, ümitlerime hayır deme sol yanım.
Hayal bile olsa bu gönül seni; Köroğlu, Dadaloğlu gibi sevdi.
Bu akşam efkârlıyım, dilimde aşkın, gönülde yaralarım.
Hayallerim, sevdalarım bir ömür küllendi pervasızca.
Aşkın gözyaşları kıyıya vurunca, dalgalar şu imzayı atar:
SENİ SEVİYORUM
18.09.2019 Muammer KARS
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.