5
Yorum
17
Beğeni
4,7
Puan
849
Okunma
..
tutkumun mihengine değmiş şafağımın doğuşuna vesile olduğunu
sanıp yanıldığım yârin sineme lehimi
çürük karanfiller ufuneti
sevdiğinden azade
yüreğinin hoyrat çarpıntısında dökülmüş
inanç kabının dibinde bir kaç kırıntı kalmıştı
karıncalara bıraktım zerre-i vefakârını
yapmacıklı sözlerden duâlar çıkarırdı teselliye mani diye geceye
yuvanın örtüsünde yüksünmeden taşıdığı gurbetinin izleri vardı
küçük insanların göremeyeceği duygular haritası çizimleri
göz-göz korunaklı karınca kentinin iç sesinde saklıydı
toprağın özüyle karışıp nemini bıraktığı ambere kokusunu verirdi karınca
binlerce minik öyküler tümlüğünde labirentler
yeraltı dehliz sanatının şahikasına zihni çerçeve çizerdi
keşf-i âlemi bedenine almış ama-pertavsıza meyletme diyordu,insana
parmak uçlarıyla gözlerini silen ana karıncanın kederi
güneşe yön vermekti
Ki bahar taşmıştı yuvasından
karıncaların ivedi eylemleri s/ezemezdi ihtimâlleri
bir askısı sığmamıştı omzuna beyaz kısa pantalonu yaşlı çocuğun
genişçe bahçenin anlamsız gölgesinde kurumuş bir dal parçası
bozuverdi sakinliğini gözlerinin
ve şiirin başından ödünç aldı hoyratlığı
ellerinin arasına uymamıştı
kimbilir ? oyunu yarım kaldı sanmıştı-
sivri bir taş buldu ve yuvaya-vurdu vurdu
yıkıldı yolları odaları
perişandı karıncalar ve larvaları
kaçıştılar
gidemedikleri yerlere kadar
birkaç gün sonra
kimsecikler yoktu karınca yuvasında
bir başka yere mi göç etmişlerdi kalanlarıyla !
çocuğun üzünçü minik yüreğini sarmıştı
yıllar geçti ama hiç unutamadı yaptıklarını
O muzur evlât ki biraz büyümüş
elindeki itirafçı kalem bağrına saplanmıştı
hem ibret-i âlemden
hem bu ’karınca’ şiirinden / kaçamazdı...
..
5.0
92% (11)
1.0
8% (1)