2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
1469
Okunma
"Aşk kâfidir, ver elini, düşünme, gel gidelim! "
Şair İhsan Raif Hanım
--------------------------
adam
yeni inmişti dağdan
yasmin levy’nin adio kerida’sı yankılanıyordu
gözlerini çevreleyen kırışıklarda
kadınsa
saçlarına çömelen acıyı ayıklıyordu
kadına baktı adam
sen benim küçük kırmızı balığımsın, dedi
neyin var hayallerinden başka
işkencede kan işeyen bir tutuklu gibi
döndü kadın
neyim olacak, dedi
bir şiir yazmasını bilirim dilimin döndüğünce
bir de karasevdayı
ben de, dedi adam
ben de şiirden neşet etmişim
ne kadar fitillediyse kör olası şu hayat
o kadar bilmişim karasevdayı
sürgülü kapılar gibi kapadı yüzünü
vazgeçti sonra
âni gelen sevinçtendi
bir gözüyle gökyüzünü taradı kadın
bir gözüyle karşıdaki fundalıkları
dizlerinin dermanına abandı adam
milena’sını hatırlayarak franz kafka’nın
kıskanç kartal tavrına büründü birden
dur ve sakın kımıldama
gözlerini bana çevir gökyüzünden
nedir ki fundalıklar
nedir ki kilitlenmek uzaklıklara
bunları söyledi
yıkık bir manastır gibi duran kadına
iki damla yaş süzüldü kadının gözlerinden
ağıtımsı sözler dönendi içinde
masalımsı bir hasretlik
yineledi başta dediklerini adam:
sen benim küçük kırmızı balığımsın
neyin var hayallerinden başka
yetmez mi, dedi kadın
neyim olsun daha
hanlarım hamamlarım mı
dedim ya:
bir şiir yazmasını bilirim dilimin döndüğünce
bir de karasevdayı
sonunda sarıldılar
daha bir keyifllendi ve sonra hârelendi
onları uzaktan uzağa
hüzünle seyreden sarmaşıklar
(*): "Eksik Kırlangıç" kitabımdan
Not: Bu şiirin kökleri, bizim Trakya’daki yaşlı dağ köylülerinin bana taaa çocukluğumda anlattıkları, "hepsi de kavuşmasız" aşk hikâyelerine dayanır. Bense şiirde o hikâyelerin özneleri olan âşıkları sonunda kavuşturdum.
"Aşk kâfidir, ver elini, düşünme, gel gidelim! "
Şair İhsan Raif Hanım
-------------------------------
adam
yeni inmişti dağdan
yasmin levy’nin adio kerida’sı yankılanıyordu
gözlerini çevreleyen kırışıklarda
kadınsa
saçlarına çömelen acıyı ayıklıyordu
kadına baktı adam
sen benim küçük kırmızı balığımsın dedi
neyin var hayallerinden başka
işkencede kan işeyen bir tutuklu gibi
döndü kadın
neyim olacak dedi
bir şiir yazmasını bilirim dilimin döndüğünce
bir de karasevdayı
ben de dedi adam
ben de şiirden neşet etmişim
ne kadar fitillediyse kör olası şu hayat
o kadar bilmişim karasevdayı
sürgülü kapılar gibi kapadı yüzünü
vazgeçti sonra
âni gelen sevinçtendi
bir gözüyle gökyüzünü taradı kadın
bir gözüyle karşıdaki fundalıkları
dizlerinin dermanına abandı adam
milena’sını hatırlayarak franz kafka’nın
kıskanç kartal tavrına büründü birden
dur ve sakın kımıldama
gözlerini bana çevir gökyüzünden
nedir ki fundalıklar
nedir ki kilitlenmek uzaklıklara
bunları söyledi
yıkık bir manastır gibi duran kadına
iki damla yaş süzüldü kadının gözlerinden
ağıtımsı sözler dönendi içinde
masalımsı bir hasretlik
yineledi başta dediklerini adam
sen benim küçük kırmızı balığımsın
neyin var hayallerinden başka
yetmez mi dedi kadın
neyim olsun daha
hanlarım hamamlarım mı
dedim ya
bir şiir yazmasını bilirim dilimin döndüğünce
bir de karasevdayı
sonunda sarıldılar
daha bir keyifllendi ve sonra hârelendi
onları uzaktan uzağa
hüzünle seyreden sarmaşıklar
(*): "Eksik Kırlangıç" kitabımdan
Not: Bu şiirin kökleri, bizim Trakya’da yaşlı dağ köylülerinin bana taaa çocukluğumda anlattıkları "hepsi de kavuşmasız" aşk hikâyelerine dayanır. Bense, şiirde o hikâyelerin öznelerini (âşıkları) sonunda kavuşturdum.
5.0
100% (3)