Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar, bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak... uzaklardan gelip geçerken, kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar o kadar. orman bütün sessizliğiyle yine yalnız duracak orada... ı.kant
İlhan Kemal
İlhan Kemal

Manganalı Aziz

Yorum

Manganalı Aziz

3

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

622

Okunma

Manganalı Aziz

General arabayı daha hızlı sürmesini söylediğinde Manuel kırbacını şaklattı. Şehrin dar sokaklarında atların daha hızlı gidemeyeceği ortadaydı ama bir kere general emretmişti. Arabacı kırbacı basıyor, atların ağızlarının köpürmesine, ayaklarının kaymasına aldırmıyordu. Sokaklar da boş değildi. Arada önlerinden kaçamayan olursa, aldırmadan devam ediyorlardı. Bir an önce Mangana manastırının iskelesine varmalıydılar. Önden gidip yol açması gereken iki atlı geride kalmıştı. Kırbacını bir kez daha şaklattı.



Sabahki hücum başladığında general Gregorias, Deutoron bölgesindeki savunmayı düzenliyordu. Top ateşinin şiddeti bu seferki hücumun kolay kolay savuşturulamayacağının göstergesiydi. Surlar ve üzerindekiler dayanamayabilir, şehir düşebilirdi. Bu endişeyle savunma hatları arasında koştururken generali saraya çağırdılar. Savunmanın başına Cenevizli general Giovanni Giustiniani bırakıp kendisini çağıran Dük Notaras’ın huzuruna çıktı. Dük onu savunma görevinden aldığını söyleyip, daha önemli bir taneye atadığını söyledi. Bedenlerden ümit kesilmiş, sıra ruhların kurtarılmasına gelmişti. General doğru Ayasofya’ya gidip kutsal emanetleri teslim alacak ve bunları Mangana’daki iskelede bekleyen bir Venedik uskunasına yükleyecekti. Sonra da Mora’ya yelken açacaklardı. Dük, generali itiraz etmesine fırsat tanımadan makamından yolladı.



Ayasofya’da onları rahipler bekliyordu. General oraya varana kadar arabayı yüklemişler, arabacı olarak da avludaki görevlilerden birini vermişlerdi. Emanetleri teslim edip aceleyle içeri koştular: Dua etmeleri gerekiyordu. General, iki askeri ve arabacıyla ortada kalmıştı. Çare yoktu, yola çıktılar.



Araba sahile vardığında durakladılar. Az ileride, iskelede dükün sözünü ettiği uskuna onları bekliyordu. Atları uskunaya doğru sürdüler. Tam rıhtıma varmışlardı ki sahil boyunca uzanan yolun kuzey ucunda bir kalabalık belirdi. Sıradan bir halk topluluğu değildi bu. Gelenler silahlı ve zırhlıydı. Sonunda olmuştu, şehre girmişlerdi. Üzerilerine doğru gelen askerleri görünce, iskelede generali beklemekte olan Venedikli kaptan uskunasına doğru koştu. Onu tayfaları izledi. Generalin arabacısını kıskandıracak bir hızla palamarları çözdüler ve açıldılar. Arabadakiler ve iki atlı koruma rıhtımda kalakaldı.

General arabacıya güney tarafa dönmelerini söyledi. Ama basit bir kilise hizmetkarı olan Manuel panikledi ve dizginleri bırakıp arabadan atladı. Kalabalık yaklaşmadan sokak arasında gözden kayboldu. Bunun üzerine general arabanın kontrolünü eline aldı ve askerlerine ‘Güneye!’ diye bağırdı. Üzerlerine koşarak gelen kalabalığın önüne düştüler. General askerlerinin de korkuya teslim olmak üzere olduğunu hissetti.



Ellerini zincirlediklerinde general artık yalnızdı. Refakatçilerinden biri atılan oklarla vurulmuş, diğeri ise kaçmıştı. Sonunda generalin yolu başka bir sokaktan çıkanlar tarafından kesilmiş, general kılıcına davrandıysa da üzerine atılanlar onu etkisizleştirmişti.

Kılıcını elinden almışlardı. Civarında askerleri de yoktu. Gerçi yakalanmadan önce de Roma’nın büyük lejyonlarına komuta etmiyordu. Roma, daha doğrusu Yeni Roma çok uzun süredir tek bir şehirden ibaretti. General ise onun cılız muhafız kıtasının komutanıydı. O kıta bile uzakta kalmış, büyük olasılıkla kılıçtan geçirilmişti.

Generali diğer önemli esirlerin yanına koydular. Esirlerin arasından biri gelip, kendini generale tanıttı. Kırımla ticaret yapan bir Cenevizli bir tüccarmış. Kuşatma başladığında şehirde kalmış, Galata’ya geçememiş. Farisilerin dilini biliyormuş, isterse generale yardımcı olabilirmiş. Gregorias yardıma ihtiyacı olmadığını söyledi. Latinlere güven olmazdı, hele de kutsal emanetler söz konusu olduğunda.



General Gregorias’ı büyük vezirin yanına getirdiler. Vezir generale bir araba dolusu sandıkla ne yaptığını sordu. Belli ki sandıklarda ne olduğunu biliyor, bildiğini generale de onaylatmak istiyordu. General lafı fazla dolaştırmadı. Kilisenin kutsal emanetlerini taşıdığını söyledi. Beraber sandıkların yanına gittiler. Vezir tek tek göstererek kalıntıların adlarını sordu. Greagorias da söyledi: Kutsal haçın parçası, Mesihin dikenli tacı, Vaftizci Yahya’nın kemikleri ve saymaya devam etti. Bitirdiğinde aslında eskiden daha fazla olduğunu ama bir çoğunu Latin’lerin yağmaladığını ekledi. Vezir anlayışla başını salladı. Sonra maiyetinden birilerine generale tercüme edilmeyen bir emir verdi. Emanetler sandıklara geri konulmayıp, çuvallara dolduruldu. Bir tek Yahya’nın kemikleri diğerlerinden ayrı tutuldu, onu özenle vezirin huzundan alıp götürdüler. General çuvaldakilerin nereye götürüldüklerine sordu. Aldığı yanıt kısaydı: Denize!

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Manganalı aziz Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Manganalı aziz yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Manganalı Aziz yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Yeşilvadi
Yeşilvadi, @yesilvadi
19.8.2011 19:14:13
Sanki gerçekmiş gibi geldi bana..öyle mi?Güzeldi.
canandemirel
canandemirel, @canandemirel
5.5.2011 20:45:54
kaçırdığım öyküyü okudum bu öyküde gizemli..keyifle okudum
tebrikler..
reyya
reyya, @reyya
4.5.2011 15:43:19
bunu usame bin ladin le alakası var mı:))))
yazılarınızı bazan var olan bazı olaylara bağlama gereği duyuyorum ( yanlış olduğunu bilsem de)
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL