17
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1358
Okunma

Dünyaya geldiğimiz tarih bizim kurtuluşumuzdur aslında her ne kadar buna "doğuş" deniyorsa da... Kolay mı? dışarıda ne olup bitiyor haberin olmadan, ayağını bile doğru dürüst uzatamadan, uzunca bir süre boynuna dolanırsa boğulma riski bile olan bir göbek bağıyla dokuz ay on gün korku içinde sabırla beklemek.
Nüfüs Cüzdanımızda belirtilen ay, gün ve yıl dışında aslında bilmem kaç kez doğarız ya da ölüp ölüp diriliriz. Bir yaşımıza daha girer, ömrümüzden bir gün daha götürürüz. Kızdığımız birilerine de ömrümü yedin deriz.
"Matematiksel yaşımı bu şekildeki konuşmalarıma göre hesaplamaya kalksam acaba kaç yaşındayım? " diye düşündüm. İnanın işin içinde çıkamadım.
Doğuş kelimesi oldu bitti içimde hoş bir heyecan uyandırır. Uyuduğum her gecenin sabahında güneşin doğuşuyla gözlerimi yeni bir güne açmam mutluluk verir bana. Çocukluğumdan beri bu böyledir. Hiç bir sabah yüzüm asık uyanmamışımdır. Bazen "bir gariplik mi var ben de?" diye de düşünmeden edemiyorum. Ama maalesef benim gibi neşeyle uyananlar azınlıkta sanırım.
Genelde "sabaha özel sözler" mahmur gözlerle, yer yer esnemelerle biçimlenmiş asık bir yüz eşliğinde;
- "Daha dur ya uykumu bir açayım ondan sonra konuş",
- "Sabah sabah bana dokunmayın",
- "Nefret ediyorum bu sabahlardan",
- "Sabah sabah nereden buluyorsunuz bu enerjiyi",
- "Benim uyanmış göründüğüme bakmayın ben aslında hâlâ uyuyorum"
- "Sabahları yanıma yaklaşmayın, kırarım, sonra gelin"
diye başlar. Agresiflik dizboyudur yani.. Ya da bütün bu sözleri sarfetmeden yüzünde yazıyormuşcasına dolaşırlar. Zaten anlarsınız ve “ateşle yaklaşmayın uzak durun” uyarısı görmüş gibi uzaklaşırsınız.
Bu tür söylemlere maruz kalmış kişilerin de yorumları genelde klasiktir. Başını iki yana sallayarak, kaşlarını çatıp dudaklarını bükerek:
- "Yahu ben mecbur muyum bu tafraya",
- "Yine tersinden kalkmış",
- "Rüyasında benimle kavga etmiş herhalde",
- "Sanki canına mı kastettik uykusunda",
- "Bir gün de gülerek uyansa şaşarım”,
gibi sözlerdir. Genelde iç ses olarak kalması hayırlıdır. Dıştan söylemek bir savaşın başlamasına onay vermekten farksızdır. Çünkü sabahları sinirli olanlar gerçekten günün ilerleyen saatlerinde neşe ile kahkaha atmaya başlarlar. Herkesin tabiatı farklı tabiki anlayış göstermek şart.
Uyku için yarı ölüm derler. Öyle ise gözlerimizi açınca neden mutluluk duymuyoruz ki. Yaşasın! Güneşin ihtişamlı doğuşunu bugün de göreceğim aynı zaman da büyüleyici batışına da tanık olacağım. Sevdiklerime sarılacağım doya doya demek varken..
Her gün yeniden doğuyormuşuz gibi düşünmek lazım aslında. Neden emanet bir can taşırken canımıza okuyoruz ki? Zaten bir gün öleceğiz o süreyi kendimize doğru hızla yaklaştırmanın bir manası da yok gibi.
Yaşadığı topraklarda iç ve dış düşmanlara karşı azmiyle kanıyla canıyla verdiği mücadelenin sonucunda halk bir ülkenin yeniden doğuşunu sağlayıp bayrağını göndere dikebiliyorsa:
Vücudundaki kötü huylu tümörleri; moraliyle, sabrıyla, yaşama sevinciyle, mücadeleci kimliğiyle, “kötülüğe yer yok benim bünyemde, tümörlerim bile iyi huylu olur” diye espri yapabilecek kadar güçlü insanlar tamamen iyileşerek yeniden doğabiliyorlar. O tarihi de ikinci kez doğuş ilan ediyorlar kendilerine..
Doğuşlar; pişman oluşlar, mahvoluşlara değil mutluluklara çanak tutsun hep.. Yaşamak her ne olursa olsun çok güzel..
Sevgi ve saygılarımla..
Aysel AKSÜMER
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.