"İstanbul'un Orta Yeri Sinema"/Ankara'da Yazılmış Bir İstanbul Yazısı
Bazılarının “ kardeşim Ankara’dan İstanbul hakkında ahkam kesmek de neyin nesi… “dediğini duyar gibiyim. Bu işte herhangi bir kast-ı mahsusam olmadığını nasıl anlatacağım. En iyisi işin vebalini Orhan Velin’in yazıya başlık yaptığım dizelerine yükleyip sıyrılayım. Başka türlü işin içinden çıkamayacağım.
Herkesin görüşü farklıdır. Dünaya adı verilen deni gezegende kaç milyar baş varsa, o kadar görüş var. Milyarlarca kez şapka çıkarmaya takatım yetmese de her görüş saygıdeğer bence.
Renk farkı ,sınıf farkı gözetmeksizin insanı ve yaratılan her varlığı yaratandan ötürü sevmek bizim kültür mirasımızın , geleneğimizin bizlere sunduğu paha biçilmez anlayış. Ki edebiyatımız bu yüce anlayışı pekiştiren manevi mimarlarla dolu.
Bir ney sesi duyduğumuz zaman, gözlerimizi şöyle bir kapatsak. Muhayyilemizde ne güzellikler canlanır. Dilimize ne mısraı bercesteler düşer. Sıraya girer Mevlanalar, Yunuslar, Fuzulîler, Bâkiler, Nedimler…
Biri, “Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen.
Merdüm dide –i ekvan olan âdemsin sen.”der. Diğeri,
“Düşmanımız kindir bizim
Adımız miskindir bizim.
Biz kimseye kin tutmazız
Kamu âlem birdir bize.” Yahut yine aynı efsane şairimiz. “Her gün yeni doğarız bizden kim usanası.” derken ne derin, ne eskimeyen mesajlar verir çağlara. “Severiz yaratılanı yaratandan ötürü. “ diyerek de sevginin hakkını teslim eder. Sevmenin herhangi bir çıkara dayalı olmaması gerektiğini nahifçe ilan eder. Kamu âleme.
Bakî’yse “Avazeyi bu cihana Davut gibi sal.
Bâki kalan bu kubbde hoş bir sada imiş.” diyerek. Ölümlü dünyada kendimizden sonraya bir hoş sada bırakmamızı söylerken, dünyanın geçiçiliğini de incelikle zarafetle ifade ediverir. Zaten başka türlüsü de düşünülemez. Çünkü temsilcisi olduğu kültür, gelenek kabalığı nadanlığı taşımaz. O kültüre ve temsilcilerine incelik ve zarafet yaraşır. Tıpkı bir istanbul türküsünde ifadesini bulan “katibe kolalı gömleğin yaraşması” gibi.
Yine İstanbul şairi Nedim, maddi boyutu manevi boyutlara taşır.” Bu şehr- i stanbul ki bi mislü bahadır. /Bir sengine yek pare Acem mülkü fedadır .”dizeleriyle.
Aynı Nedim,“Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim. /Bir peri suret görünmüş bir hayal olmuş sana .” diye bizi hayal iklimlerine taşıyarak başımızı döndürür.
Ya Yahya Kemal! Ta Üsküp’ten gelip payitahta kurulur. İstanbul’a öyle bir vurulur ki dillere destan. “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul./ Görmedim sevmediğim gezmediğim hiçbir yer.” dizeleriyle İstanbul’un her semtini, fakir zengin ayrımı yapmadan aynı iştiyakla kucaklar. İşte ben bu sevgiye şapka çıkarırım.
Şiirimizde, edebiyatımzda farklı bir ses ,farklı bir nefes olan Orhan Veli ; “İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı” derken bizim gözlerimizi ve gönüllerimizi açar. “İstanbul’un orta yeri sinema , garipliğim mahzunluğum duyurmayın anama. / El konuşur sevişirmiş bana ne . Edalım boynuna vebalim.”dizeleriyle hislerimize ne güzel tercüman olur.
Sanırm şimdi, Ankara’dan İstanbu’la dair yazı yazma zaafımı biraz anlayışla karşılarsınız. İstanbul’la iligili söz söylemye o kadar çok gerekçe varki, ben bunlardan sadece birkaç dizeye tutundum. Ee ne de olsa Orhan Veli’nin buyurduğu gibi “İstanbul’un orta yeri sinema.”
Bizim payımıza düşense, flu ,siyah beyaz bir hayat. O da bazen bir siyah beyaz fotoğrafta, bazen bir Yeşilçam filminde, hüzün harmanı olur. Merhum Erol Taş’ta gaddarlaşır, Sadri Alışık’ta Turist Ömer’dir. Ayhan Işık’ta kral. Cüneyt Arkın’da kaharman. Hulusi Kentmen’de Babadır vs. Bu fasıl kolay kolay bitmez uzar gider. Ve bana sorarsanız İstanbul, siyah beyaz fotoğraflarda daha masumdur, daha nahiftir, daha güzeldir…
Ankara,19.04.2010İ.K
YORUMLAR
Siyah-beyaz dan renkliye dönüşü de gördüm ben. Ve gerçekten o eskinin tadını vermedi renkliler. Yine özleniyor siyah-beyaz filmler ve siyah-beyaz günler. samimiyet, doğallık, saflı..Gerçek, bozulmamış, maskelenmemiş güzellikler..
Edebiyat sevgisi, birikim, yürek güzelliği, kalem ustalığı ve tatlı bir dil...