0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
39
Okunma
Hz. İsmail olabilmek; yalnızca tarihin sayfalarında kalmış, çöl rüzgarlarıyla taşınmış eski bir kıssanın hatırası değil, insanın ruh kökünde her daim yeniden dirilmesi gereken en ulvî teslimiyet bilincidir. O, varlığın ve yokluğun ötesinde, iradenin en mutlak iradeye teslim edilişinin adıdır. Bir babanın gözyaşlarını kalbine gömerek evladını Hak yoluna adayışındaki o dağlar kadar ağır sabır ile bir evladın, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap" diyerek ölümün kucağına gülerek yürüyüşündeki o eşsiz vakar, insanlık tarihinin gördüğü en keskin imtihan tablosudur.
​Mina’nın o sakin ve ıssız vadisinde yankılanan ses, aslında kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlığa bir çağrıdır. Hz. İsmail’in taşıdığı o teslimiyet ruhu, nefsin en bencil arzularını, dünyanın geçici zevklerini ve insanın içindeki en derin korkuları Allah’ın rızası uğruna feda edebilme gücüdür. Bıçağın İsmail’in boynuna dayanıp da kesmeyişi, yalnızca o anki kurbanın bedensel olarak bağışlanması değil; kulun Allah’a olan sadakatinin tescillendiği, imtihanın en zirve noktasıdır. O kesmeyen bıçak, ilahi merhametin ve lütfun en somut tecellisidir; fakat aynı zamanda insanoğluna bırakılmış kalıcı bir mirastır: Hakka teslim olan, asla zayi olmaz.
​Bugünün karmaşık, gürültülü ve menfaat odaklı dünyasında, her insanın kendi hayatında aşması gereken Mina’ları, feda etmesi gereken gizli putları vardır. Kimi zaman hayallerimiz, kimi zaman bitmek bilmeyen hırslarımız, kimi zaman da benliğimizin duvarları önümüze birer imtihan taşı olarak dikilir. İşte tam o noktada Hz. İsmail olabilmek; kalpteki tüm dünyevî kaygıları bir kenara bırakıp "Rabbim neylerse güzel eyler" diyebilme olgunluğuna erişmektir. Nefsi bir koç gibi maveraya kurban edip, ruhu arındırarak o ilahi huzura varabilmektir.
​O kutlu yolculuk, kolay bir yolculuk değildir; çünkü teslimiyet, bedel ödemeden kazanılmaz. Sabrın Hacer misali çöllerde su aramakla, itaatin İbrahim misali ateşe veya bıçağa yürümekle test edildiği bu iklimde, İsmail’ce durabilmek büyük bir manevi güç ister. Hayatın getirdiği acılar, hayal kırıklıkları ve imtihan sağanakları karşısında isyana düşmeden, "Eğer bu yazgı Rabbimdendir, başım gözüm üstüne" diyebilmek, o bilincin en somut tezahürüdür.
​Son nefese kadar kalbi aynı sadakatle çarptırabilmek, içimizdeki o en derin teslimiyet damarını diri tutabilmek demektir. Hz. İsmail olabilmek; kul ile Yaratıcı arasındaki perdesiz, saf, tertemiz bağın ve rızaya razı olmanın adıdır. Ve insan, o ruhu kuşanabildiği ölçüde gerçeği bulur, fani olanın ötesindeki baki huzura ancak o zaman kanat açar.
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.