0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
72
Okunma
Toplumun temel taşı olan aile kurumu ve bu kurumu ayakta tutan ahlaki, kültürel değerler, bir milletin geleceğe emin adımlarla yürümesini sağlayan en stratejik omurgadır. Son yıllarda "kadın hakları", "özgürlük" veya "eşitlik" gibi süslü ve kulağa hoş gelen kavramların arkasına sığınarak faaliyet gösteren kimi yapıların icraatları incelendiğinde, ortaya çıkan tablo ne yazık ki ciddi bir çelişkiyi ve derin bir samimiyetsizliği gözler önüne sermektedir.
Milli ve manevi hassasiyetlerin sınandığı en ufak bir toplumsal olayda veya devletin bekasını ilgilendiren meselelerde derhal meydanlara dökülen, medyanın ve kamuoyunun algısını yönlendirmeye çalışan bu sözde hak savunucuları, mesele samimi bir insanı ve ahlaki sorumluluğa geldiğinde ortadan kaybolmaktadır. Şerefi, bedeni ve ruhu istismar edilen, bataklığa sürüklenen, genelev kapılarında veya karanlık odakların elinde hayatı karartılan bir tek kadını dahi o bataktan kurtarmak için parmağını oynatmayan bu kuruluşların duruşu son derece manidardır. Hakiki anlamda bir kadının hayatına dokunmak, onu karanlıktan çekip çıkarmak, ona onurlu bir yaşam imkânı sunmak için kılını kıpırdatmayanların; iş milli değerleri zedelemeye veya aile yapısını hedef almaya geldiğinde en ön safta belirmeleri tesadüf olarak açıklanamaz.
Bu durum, söz konusu yapıların büyük bir kısmının yerli ve milli bir kaygıdan ziyade, dış finans kaynakları ve küresel fonlar tarafından beslenen belirli ajandaların taşıyıcısı olduğunu düşündürmektedir. Toplumun en güçlü kalesi olan aile müessesesini zayıflatmak; anne, baba ve çocuk arasındaki o kutsal bağı koparmak, sadakat ve mahremiyet duygularını unutturmak amacıyla yürütülen bu faaliyetler, doğrudan milletin geleceğini hedef almaktadır. Özgürlük adı altında sunulan yozlaşma, kadını ve erkeği birbirine düşman eden radikal söylemler ve aile içi dengeleri altüst eden propaganda, toplumun sosyolojik dokusuna vurulmuş ağır bir darbedir.
Şüphesiz ki bu genel tablonun dışında kalan, gerçekten kadının iffetini, onurunu, can güvenliğini korumayı gaye edinen,
Derneklerimiz mevcut onlara teşekkür etmemiz gerekli hiçbir küresel odaktan beslenmeyip samimiyetle çalışan hayırsever ve erdemli kuruluşları ayırt etmek gerekir.
Devletimiz, köklü geleneklerimizi ve kültürel mirasımızı geleceğe taşıyan, milli ve manevi değerlerimize hizmet eden sivil toplum kuruluşlarını her daim desteklemelidir. Milletimizin özünü koruyan, hem dinine hem de devletine sadakatle bağlı olan bu yapılar, toplumsal dayanışmamızın en güçlü harçlarıdır.
Derneklerimiz, birlik ve beraberliğimizi pekiştirirken gençlerimizin yetişmesinde de yol gösterici birer meşale olmalıdır. Geçmişten aldığı ilhamla geleceğe yön veren bu kurumlar, doğruyu ve iyiyi göstererek cemiyetimize ışık tutmalıdır.
Fakat baskın hale gelen ve sesi en çok çıkan yapıların durumu ortadadır: Gerçek mağduriyetlere ve insan onurunu ayaklar altına alan bataklıklara gözlerini kapatıp, milli ve ailevi değerleri çökertmek için seferber olan bir anlayışın ne kadına ne de bu millete fayda sağlamayacağı açıktır. Kadının hakiki izzeti ve korunması, ithal ideolojilerin veya küresel fonların güdümünde değil; kendi öz değerlerimizde, edebimizde ve sarsılmaz aile yapımızda saklıdır.
Recep Hayal
Hayaloğlu
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.