0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
41
Okunma
İbrahim Peygamber ile Nemrud’un mücadelesi, tarih boyunca bâtıl ile hakkın, kibir ile imanın ve saray şatafatı ile yalın hakikatin çatışmasını en yalın ve sarsıcı biçimde ortaya koyan kadim bir kıssadır. Bu mücadele yalnızca iki figürün karşı karşıya gelmesi değil; kendini ilahlaştıran insan aklının çaresizliği ile Yaratıcı’ya teslim olmuş bir ruhun sarsılmaz duruşudur.
Nemrud, Babil’in mutlak hakimi olarak güç ve iktidarın zirvesindeydi. Mülkü, orduları ve halkının gözündeki heybeti ona kendisini kainatın tek hâkimi sanma cehaletini vermişti. Taş ve çamurdan yontulmuş heykellerin önünde eğilen bir toplumu yönetmek, onun gururunu besliyor; kendisini hayat veren ve öldüren bir güç olarak görmesine yol açıyordu.
Tam bu karanlığın ortasında İbrahim Aleyhisselam, tevhidin ve aklın meşalesiyle ortaya çıktı. O, taştan ve ahşaptan yapılmış putların ne bir fayda sağlama ne de bir zararı defetme gücü olmadığını topluma gösterdi. Puthanedeki heykelleri kırıp baltai en büyük putun boynuna astığında, aslında Babil’in ve Nemrud’un üzerine inşa edildiği sahte ilahlık algısını da parçalamıştı.
brahim Peygamber’in Nemrud’un huzuruna çıkarıldığı an, mülk ile imanın en net yüzleşmesidir. Nemrud, “Ben de yaşatır ve öldürürüm” diyerek iki zindancıyı çağırıp birini affedip diğerini idam ettirdiğinde, İbrahim (a.s.) ona mantığın ve teslimiyetin kaçınılmaz sorusunu yöneltti:
“Benim Rabbim güneşi doğudan getirir; sıkıysa sen de onu batıdan getir!”
Bu soru karşısında Nemrud’un kibri donup kaldı, dili bağlandı. Fakat gurur, hakikatin önünde eğilmeyi engellediğinde geriye tek bir yol kalırdı: Şiddet ve yok etme arzusu. Nemrud, devasa bir mancınık kurdurup günlerce yakılan devasa bir ateşi hazırlattı. İbrahim’i ateşe atarak hem kendi iktidarını koruyacağını hem de bu tevhid çağrısını yok edeceğini sandı.
Oysa hesap edilmeyen şey, ateşin de, odunun da, havanın da sahibinin Cenab-ı Hak olduğuydu.
İbrahim (a.s.) ateşe fırlatıldığında Cebrail’in dahi yardım teklifini “Rabbim bana yeter, O ne güzel vekildir” diyerek geri çevirdi. Ve ilahi emir tecelli etti:
“Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk ve selametli ol!”
Ateş bir gül bahçesine dönüştü; Nemrud’un gururu ve sarayı ise o yangının dumanı kadar değersiz kaldı. Sonunda koskoca ordulara yön veren Nemrud, gözle görülmeyecek kadar küçük bir mahlukun, bir topal sivrisineğin eliyle helak oldu. Bütün mülkü, gücü ve böbürlenmesi bir hiç gibi yok olup gitti.
Nemrud ile İbrahim
Babil’in burcunda yükseldi kibir,
Nemrud kendin sanırdı tek bir kadir.
Taştan putlara kul oldu şehir,
Bir İbrahim çıktı balta elinde.
Dedi: "Güneş doğar Rabbin emriyle,
Döndür bakalım sen kendi ferinle!"
Sustu o zalim kendi şerrinle,
Bir İbrahim çıktı hakka dilinde.
Körükler vuruldu, dağlandı dağlar,
Ateşin harından inledi çağlar.
Kafirler sevindi, müminler ağlar,
Bir İbrahim düştü narın içine.
Emretti Alemlerin tek Rabbi olan:
"Ey ateş, soğuk ol, selametle yan!"
Gül bahçesi oldu o kızgın alan,
İman galip geldi Nemrud’un kinine.
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.