0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
57
Okunma

Karadeniz’in sisli dağlarında, rüzgârın hiç susmadığı bir ormanda küçük bir atmaca yaşardı.
Henüz kanatları tam güçlenmemişti. Tüyleri kabarık, gözleri kocamandı. Ama yüreği… koca dağlar kadardı.
Herkes ona “Küçük Asi” derdi.
Çünkü Küçük Asi, hiçbir zaman başını eğmezdi.
Fırtına çıktığında diğer kuşlar yuvalarına saklanırken o, kayanın üzerine çıkar, rüzgâra karşı kanatlarını açardı.
Bir gün annesi ona,
“Henüz küçüksün, uçmak için acele etme,” dedi.
Küçük Asi gökyüzüne baktı.
“Ben küçüğüm diye gökyüzü de mi küçük olacak?”
Ve kendini boşluğa bıraktı.
İlk anda düştü…
Sonra rüzgâr kanatlarının altına girdi.
Küçük Asi uçuyordu.
O gün anladı ki cesaret, hiç korkmamak değildi.
Korkarken bile kanatlarını açabilmekti.
Yıllar geçti. Küçük Asi büyüdü. Artık dağların üzerinde süzülen heybetli bir atmaca olmuştu.
Ama her uçuşunda, ilk kez kanat açtığı o kayaya bakardı.
Çünkü insanı güçlü yapan şey, ne kadar büyüdüğü değil…
Nereden başladığını unutmamasıydı.
Ve Karadeniz’in rüzgârı her estiğinde, dağlarda hâlâ aynı ses duyulurdu:
Ben Küçük Asi’yim…
Gökyüzüne sığmayan atmaca...
Meltem Mesture Güven
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.