Büyükler neden mi büyüktür? biz, dizlerimizin üstüne çökmüşüz de ondan. artık ayağa kalkalım! stirnera
mustafa ertürk
mustafa ertürk

Diyojen ve ben

Yorum

Diyojen ve ben

( 2 kişi )

0

Yorum

4

Beğeni

5,0

Puan

40

Okunma

Diyojen ve ben

Diyojen ve ben İlk gözağrıma—
Elim eline değmemiş; halen nerede ne halde olduğunu bilmediğim ilk aşkıma!...
Ankara’nın varoş semtlerinden Gülverendeydik.
Liseliydik;. sana ta ortaokuldan yanıktım. Nereye gitsen peşindeydim
Gölgen gibi mi desem ,kendimce, koruyucu meleğin mi desem!..
Nisan ayı sonları hafiften yağmurlu, gökkuşağılı ılık güzel bir bahar
günüydü.Ağaçlar,hele akasyalar salkım çiçekti...
Koltuğumuzda kitaplar Cebeci otobüs durağında, sana bir dal kırmızı gül
vermiştim Biraz çekingen, etrafına bakınarak almış, kitapların arasında bağrına
basmıştın… aynı otobüsle semtimize gelmiştik…Hay şeytan;
Mahallenizdeki o kara oğlan ,yanında iki arkadaşıyla sataşıp, bana çullanmışlardı….
Bıçaklanmış, hafiften yaralanmıştım; karakolluk olmuştuk, sen de tanıktın; ağlamıştın da…
bilmem anımsıyor musun. Yoksa onu da mı unuttun
samsunlum benim…
Sonra babanın görev atanması nedeniyle okullarımız, yollarımız ayrılmış;


“ Gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş!”
Hasretine iki üç yıl dayanabildim… Aradım, araştırdım yeni yerini adresini ne
yazık ki babanın vefatını öğrenmiş, başsağlığı dileğimi, bizim seyis, Kadir’le
göndermiştim .Cevabın gelmedi ama, olsundu…
Bu ara hukuk fakültesindeydim, sen lise sonda olmalıydın vekil öğretmenlik yapıyordum...



Bundan da cesaret alarak elçiyle sana geldik. Aydınlıkevler Emniyet sokakta evinizin yakınında
karşılaşmıştık, yüzün kızardı, morardı… ne his ettiğini kestiremedim,
” Sana tutkunluğumu, sevgimi biliyorsun… hatta bana o ara aşkları dillerde olan
halk ozanı İhsani demiştin; ben de şah turna deyince ders hocasına şikayette
bulunmuştun… hepsi geldi geçti… şimdi ciddi olarak bilmek,yanıttını almak
istiyorum,demiştim de kabul etmemiştin; “sözlüyüm!” ,demiştin doğru muydu
bilemiyorum. Çöpçatanımızla boynumuz bükük,gönlümüz yıkık köskös
dönmüştük…
Artık arayıp rahatsız etmedim,edemezdim…Ama unuttuğumu, sanma,kendim
söylesem de inanma…Müşterek tanıdık bildik herkese hal ve hatırını sormaktan,
kendimi alamamışımdır..
Nitekim son sınıfta bir sohbet sırasında Aydınlıkevler Lisesinden gelme
ve aynısemtte oturduğunu söyleyen arkadaştan he seni sordum; ama sormaz
olaydım…
peşinde dolaşan,o, sümüklü Hayri‟yleyle evlenmişsin… iki de oğlun olmuş…
İçim cızzz etti.. Anlatan arkadaş da hüzünlüydü,gözleri doldu, diyebilirim.
Meğer o da sana yanıkmış…Halen assubay olan kocanın tayini nedeniyle
İzmirdeymişsin… İki yanık hep seni anlatıp, seni konuştuk…
Kulakların çınlamış, gözlerim siymiştir… kim bilir!..
Tuhaf ve ilginçtir; otuz yıl sonra bugün, duruşmadan sonra, Gülveren’de
kapıştığımız o deli dolu da geldi, yanında müvekkili iki bayanla, odamda… yine
hep seni konuştuk… ama inan, onun için hiç önemli olmadığını söylemiş; bense
son arzumun seni görebilmek olduğunu itiraf etmiş; bayanlardan sevgiye dair
tam not almıştım… deşilen ateşten çıkan kıvılcımlardır ki; masalımsı bu anıyı
kaleme almama vesile olmuştur..
Ey elim elini deymedik,en kutsal,en doğal sevgi olan ilk gözağrım;
Sen samsunlusun diye hep samsun sigarası tüketmiştim o yıllar…
İzmaritini Kızılırmak’a attığım oldu ;yanıklığımı göresin diye… Bir ara nüfus
kaydımı oraya alayım diye düşündüğüm bile olmuştu…. Şu olmuştu, bu
olmuştu… Yaş altmışa merdiven dayadığında, son kez, bir kez olsun, göreyim
umuduyla bindim vardım Samsuna… Geniş, gemiz , yeşillikli bulvarlar, caddeler,
iç açıcı parklar… her taraf, hele sahil insan cıvıltısı, rengarenk Söylerlerdi de inanmazdım…
Anladım ki güzelliğini sen oralardan almış olmalısın; kanına, genine sinmiş olmalı dedim içimden
Onca kalabalık içinde sen yoktun; seni bulamıyordum. O yıllarımızda anlattığın
mahalleni, tarif ettiğin sokağınızı; evinizi buldum. İki katlı üst katının yarısı
varendeli… ahşap, eski bir ev… yaşlı bir nine oturuyormuş… Rahmetli kocası
almışmış… sizi tanımıyor, bilmiyormuş… evinizin karşısındaki yeşil alanda
oynayan çocuklara sordum, bilen yoktu… oyun oynadığını, tahmin ettiğim
yerleri bir bir gezdim ; gördüğüm herkese sordum… tanıyan bilen yoktu…
Bir an o bahçelerdeki çocuklar, çiçekler, dallardaki kuşlar kadar çoktun… ama dokunamıyordum.
Gönül gözümün yerini, akıl gözüm aldığında
anladım ki yoktun; vallahi yoktun, billahi yoktun!... yoktun işte!...
Çocukluğunda teneffüs ettiğin havayı parkı süsleyen çiçekleri koklamakla yetineyim diyordum ki;aklıma;
Diyojen geldi, ola ki göremediğimi onun feneriyle görebilirdik… atlayıp Sinop’a gittim…
Kime sordumsa güldüler…”Git şuradan… bizimle kafa mı buluyorsun.…! “ deyip, dudak büküp
demek istediklerini anlıyordum…
aramaya, araştırmaya devam ettim…Derken ; Atina’ya gittiğini, oradan da satıldığını...
halen İzmir’de olduğunu olabileceğini öğrendim… Ver elini İzmir…
İzmir’in güzel, yeşil parklarında, caddelerinde, Kordonboyundan bakınnıp dururken,
ana caddelerden birinde, elinde feneriyle mırıldanarak dolaşmakta olduğunu
gördüm… vardım elini öptüm… hayretle,soran gözlerle baktı,baktı… Aradığını
bulmuş gibiydi… gülümsedi… Cesaretlenip,olup biteni anlatıp, yardımını
diledim…
Unur görmüş,gün görmüş; halden bilen büyük adam şu Diyojen,
bilge,filozof,üstad …
” Peki,haydı…!” dedi,… kendi derdini,kendi yitiğini aramayı bırakıp önüme
düştü… O önde, ben arkada cadde, sokak sahil Konak.,Kordonboyu.…Sonra
meşhur İzmir Fuar Park’da bulduk kendimizi…
Hafiften yağmur atıştırıyor… İnce bulutlar arısında güneş de ışıldıyor…
Çimen,çiçek kokusuyla içim geçecek,bayılacak gibiyim…Ayrılırken saçını ilk
ve son kez kokladığım o günkü gibi…
Öyle güzel çiçeklerle bezeli bir yerine gelmiştik ki parkın
“İşte buldum, dedi,buldum!..” Diyojen, görmemi
istercesine,elindeki feneri sallayarak…
“Bak, bak!..” demesiyle ölecek gibiydim…
Feneri salladığı yöne bakarak;
”hani, hani… nerede…!...” diyorum, heyecanla
O, havaya, çevreye, çiçek çimene bakarak, eliyle de bir yay çizerek
” İşte bak, buharlaşmış, yağmur olup yağıyor, çiçek olmuş her yanı bürümüş,
burcu burcu kokuyor, kuş olmuş cıvıl cıvıl…!”
Ben şaşmış, alık alık koca bilgeye soran gözlerle bakarken; “Bak
dedi, bak; şu da onun bekaret kuşağı…” oluşan gökkuşağını gösterer;
“Yürü gök kuşağı çemberin altından geç… muradın odlsun…!”
Eline sarılarak;” ama nasıl olur… iki de çocuğu varmış ya!.”
“Olsun dedi, olsun, sen onu hala öyle görüyorsun ya!.. Sen nasıl görüyorsan, o,
senin için öyledir!..Hayalindeki hali, kendinden daha güzeldir,leylanın ta
kendisidir.!.”
Öğretisinde bulundu, koca bilge,halden bilen,ruhu okuyan feylosof
Diogenes,diyojenim!..
Haziran 2OOO/Elmadağ ilçesi
Adliye odam

Paylaş:
4 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Diyojen ve ben Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Diyojen ve ben yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Diyojen ve ben yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL