4
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
84
Okunma
Ben bir coğrafyanın zerrecik bir neferiyim.
O Çıldır’dan, o Canbaz’dan sor beni. Ayak izlerimi bıraktığım Suhara’nın düzünden, tarlasından, çayırından, deresinden, bayırından sor beni. Rüzgârın adımı fısıldadığı patikalardan, çocukluğumu emanet ettiğim taşlardan, sessizliğini yüreğime işleyen dağlardan sor beni.
O kadim coğrafyanın sert kışından, umut kokan baharından, güneşi cömert ama ömrü kısa yazından, sarıya bürünen hüzünlü sonbaharından sor beni. Sabahın ilk ışığında kırağıyla beyaza kesen otlardan, geceleri yıldızların avuç avuç döküldüğü gökyüzünden sor beni.
İnce ince yağarken yağmuru, tepelerde biriken karın bir anda çamura dönüşmesini, ardından güneşin utangaç bir çocuk gibi bulutların arasından çıkıp yaylanın üzerine rengârenk bir gökkuşağı sermesinden sor beni. O gökkuşağının dağlarla buluştuğu yerde kurulan hayallerden sor beni.
Komların kapısı açıldığında bir anda dışarı fırlayan kuzuların neşesinden, analarını bulmak için yankılanan meleşmelerinden sor beni. Şimşek gibi koşan koyunlardan, bastonuna yaslanıp sürüsünü sabırla bekleyen çobandan, akşam ezanıyla birlikte köye dönen yorgun adımlardan sor beni.
Aras’ın serinliğinden, Kura’nın kıyısında esen rüzgârdan, yüksek yaylaların kekik kokusundan, dağ eteklerinde açan rengârenk kır çiçeklerinden sor beni. Kartalların göğe çizdiği dairelerden, turnaların göç yollarından, kurt ulumasına karışan gecelerin sessizliğinden sor beni.
Benim dediğim Anadolu; sadece bir toprak parçası değildir. O, yiğitliğin, vefanın, sabrın ve paylaşmanın adıdır. Sofrasına geleni aç göndermeyen insanların yüreğidir. Bir bardak demli çayın etrafında saatlerce süren muhabbet, tandırın sıcağı, yayık ayranının serinliği, tandır ekmeğinin kokusu,neziği, pişisi ile kış gecelerinde soba başında anlatılan hatıralardır.
Uzun kış gecelerinde pencerelere vuran tipi sesinden, damlarda metrelerce yükselen kardan, bahar gelince buz tutmuş derelerin coşkuyla çözülüşünden sor beni. Yazın kısa ama bereketli günlerinden, biçilen otların kokusundan, harman yerindeki alın terinden sor beni.
Sor beni, çünkü ben o coğrafyanın taşı kadar sessiz, rüzgârı kadar özgür, suyu kadar duru, dağı kadar vakurum. Ben nereye gidersem gideyim, yüreğim hep Doğu Anadolu’nun zirvelerinde kalır. Her nefesimde memleketimin kokusu, her duamda toprağımın bereketi vardır.
Eğer bir gün kim olduğumu merak edersen, adımı sormadan önce memleketime uğra. Dağlarına bak, yaylalarında yürü, derelerinden su iç, rüzgârını dinle. Sonra dönüp o kadim coğrafyaya sor beni...
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.