2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
61
Okunma
Elimde bir fotoğraf, nasıl özledim seni. Aynanın karşısında o gülüşünü taklit etmeye çalışıyorum şimdi; olmuyor, bir yerinde bir eksiklik kalıyor. Ne kadar güçlü, ne denli pervasızdın. Saçların hayatın kadar dağınıktı en deli yaşında. Aklın hiç başında olmadı o güzelim yıllarda — belki o yüzden güzeldi yıllar. Ve o mavilik... Her şey onun bizi alıp götürmesiyle başlamaz mı zaten; müsebbibi odur belki bu eksilmenin.
Kolunda hiç bakmadığın bir saat vardı; biraz üzerinde ise bir ben. Nereye geç kalsan aldırmazdın; vakit hükümsüzdü senin için. Zamanın içinde değil, üzerinde yürüyordun. Kimseye hesap vermeden, hesap sormadan ve hesap yapmadan — hesapla bir alıp veremediğin vardı sanki.
Bir şeyler oldu sonra. Ne olduğunu tam bilmiyorum, öyle keskin bir gün de olmadı zaten — usul usul soldu her şey. Kavgayı bıraktın önce, sonra sesini, en son da o gülüşü. Şimdi dudağının kıyısı aynı yere kıvrılmıyor.
O saat hâlâ bende, kolumda duruyor. Ama artık her dakika bakıyorum ona — sen bir kez olsun dönüp bakmamıştın.
Fotoğrafta bir tek ben varım. Başından beri.
O mavilik, arkanda uzanan gökyüzüydü sadece. Sol üst köşesinde küçük bir bulut. Güneşin gitti, gülüşün gitti, sen gittin — o günden bir bulut kaldı yadigâr. Yirmi yıldır orada duruyor, dağılmadan.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.