1
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
105
Okunma

De l’Amour (aşk.a dair)
aşk, en bilinen, bilinmeyenimiz...
tarifinin bu kadar çok olması aslında onun ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu anlamına geliyor..
mesela,
Stendhal, “de l’amour” kitabında aşkı türlere ayırmış ve Stendhal’a göre aşk dört türden oluşmaktaymış
tutku
salon
tensel/cinsel
gösteriş
bu dört türü baz aldığında zirveye taşıdığı aşk türü tutku olmuş..
Stendhal, tutku aşkı için her şeyi içinde barındırdığını ve aşkın en yücesi olduğunu ifade etmiş..
neden tutku aşkı.. bu aşk bütündür, parçaların tamamını kapsar ve her yönüyle yaşanan bu bağlamda da derinlemesine yaşandığından içinde en acı veren aşkında bu olduğunu belirtmiş
salon aşkı günümüzde az rastlansa da Stendhal’ın yaşadığı 18.yüzyıl dönemlerinde daha sık rastlandığından olsa gerek türler arasında yer almış.
bu aşk için daha çok itibar, mevki, statü v.s gibi gerekli olduğu durumlarda çıkarlara dayalı olan bir aşk biçimi olduğunu ifade etmeye çalışmış
tensel-cinsel aşk için ise, tutku aşkını kısmen içerse de içerisinde daha çok tensellik/cinsellik barındırdığından arzu azalmaya başladığında hatta bittiğinde bu aşkta sona erer demiş
gösteriş aşkı için yorumu ise, kısmen salon aşkını içermesi dışında kişi/kişilerin karşı taraftan daha çok kendilerini sevmesi, aşık olması kapsamlı olduğundan daha çok karşı cinse bunu göstermek istemesi, bundan aşırı zevk almasıdır
sonuç olarak, tutku aşkının yüzyıllar geçse de, geçmişte de, gelecekte de yerini zirveden kaptırmayacağı muhakkak ve yazarımız bu aşkı evrimselleştirerek yedi evreye ayırmış peki neymiş bunlar,
hayranlık
hayranlığı dile getirme
umut
aşkın doğuşu
birinci kristalleşme
kuşku
ikinci kristalleşme
Stendhal’e göre etkileşimle başlar her şey... karşı cinsin fiziksel görünüşü kusursuz olsun ya da olmasın, o kişiden etkilenebilir insan. bu geçmişte yaşanmış güzel ve heyecan ya da hüzün verici bir çağrıştırmada olabilir bu bir koku hatta bir ortamda olabilir ve bu çağrıştırmalarla bağlantılı olarak önümüze çıkan karşı cinse eğilim, hayranlık duymamızı mümkün kılar bu da tutku aşkının ilk evresi “hayranlık” olgusunu meydana getirir.
hayranlık etkisi altındayken hayal kurmaya da başlarız mesela, bulunduğumuz özellikle romantik ortamlarda “keşke, şimdi yanımda olsaydı daha da değer kazanırdı bu ortam” deriz, demeye devam ederiz ve her şarkıda, şiirde “sanki onu, bizi anlatıyor” diyerek hayranlığımızın “dil” hali yani evremizin ikinci haliyle de tanışmış oluruz...
bununla da sınırlı kalmaz elbet bu duygu silsilesi artık devreye “umut” kavramını da sokar hoş geldin üçüncü evre. Bu aşamada karşı cins klasik, normal, adına ne derseniz deyin davranış sergilese de siz bu etkinin altında olduğunuzdan en ufak bir eyleme, söze işinize geldiği cinsten anlam çıkarmaya çalışır ve onunla ilgili hayal kurma sürecine girersiniz özellikle kendinizle baş başa kaldığınızda.
bu aşama yazarımıza göre aşk’ın doğumudur (dördüncü evre) ama bu aşkın ciğerleri var mıdır, kuvöz gerekli midir v.s yani bu aşk ne kadar doğru ve sağlıklıdır işte sorular bizi birinci kristalleşmeye (beşinci evre) sürükler.
“Sevmeye başladığı andan itibaren, en aklı başında insan bile, sevdiği şeyi olduğu gibi göremez. Kendi üstünlüklerini ufalttıkça ufaltır, sevdiği kişinin en lüzumsuz vasıflarını ise abartır durur.”
Stendhal’e göre birinci kristalleşme sonucunda karşımızdaki kişiyi değil de kendi düşselliğimizdeki yarattığımız kişiyi sevmiş oluruz bir nevi çağrışım duyduğumuz ögelere yansırız.. bir zaman sonra karşımızdaki kişiye ait bazı sözler, davranışlar bize ters gelmeye başladıkça ufak, ufak hayal dünyamızdan çıkarız ve nefes aldıkça nefesimiz kesilmeye başlar çünkü kuşku “ben geldim” demiştir ve altıncı evre olarak hayatımıza girmiştir tam da bu noktada birinci kristalleşme çatırdamaya başlar. en can yakıcı, yıkıcı durum burasıdır aslında yani gerçekler yani kaçamayacağımız sorgu altında tutacağımız seçenekler..
yürüdüğümüz tek yol artık çatallaşmaya başlamıştır ve iki yol olarak karşımızda patikalaşır. birinci patika karşımızdaki kişinin gerçek yüzünü gördükten sonra yani en azından düşleriniz kadar abartılı olmadığını öğrendikten sonra bu birlikteliğe yani aşka nokta koymuş olmanız anlamına gelir ya da ikinci patikaya saparsınız yani karşınızdaki kişinin gerçek halinin elinden tutar ona sadık kalarak bu patikada yola koyulursunuz..
ikinci patikayı seçenler yazarımıza göre ikinci kristalleşmeye (yedinci evre) geçiş yapmıştır yani aşk boyut değiştirmemiş sadece hamlıktan, olgunlaşma seviyesine geçmiştir bu aşama her iki tarafında birbirlerine duyduğu sevgi kavramına saygıyı da katması, birbirlerinin eksiklerini (duygu, beden dili) tamamlamasıdır ve uzun soluklu, soluk alma evresidir..
kristalleşme yazarımıza göre, aşk’ı tanımlamak üzere soyunulan bir mevsimdi fakat bu mevsimin aşkla sınırlı kalmadığını, kalmaması gerektiğini bunun yaşantımızda da inanç duyulan kavramlar yani, insan, din, nesne duygu ve düşünce de uygulanması gerektiğini savunmuştur.
aşk, en bilinmeyen, bilinenimiz..
imbatto726
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.