Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılamaz. cicero
Ramazan Boran 1
Ramazan Boran 1

Empati

Yorum

Empati

( 7 kişi )

9

Yorum

15

Beğeni

5,0

Puan

504

Okunma

Empati

İnsan, kendini aynada gördüğü günden beri unuttu toprağı.
Önce yüzünü tanıdı. Sonra adını. Ardından soyunu, sınırlarını, bayraklarını, unvanlarını...

Ellerine baktı; taş yontabildiğini gördü. Ateşi taşıyabildiğini gördü. Şehirler kurabildiğini gördü.Sonra bütün bunların arasında aynı göğe bakan bir serçeyle kardeş olduğunu unuttu.

"Oysa dünya hiçbir canlıya kimlik sormadan dönüyordu."

Güneş, sabah olurken hangi pencerenin müslüman, hangisinin hristiyan, hangisinin ateist olduğunu bilmez.
Yağmur, düştüğü toprağın hangi milletten olduğunu merak etmez.
Rüzgâr, hangi dilde dua edildiğini anlamaya çalışmaz.
Bir ağacın gölgesi, altında oturanın inancını sorgulamaz.
Deniz, kıyısına vuran çocuğun ten rengini seçmez.

Çünkü hayatın tabiatı budur.
Sessizdir.Cömerttir. ve adildir.

Ama insan ayrım yapmayı öğrendi.
Önce korktu farklı olandan. Sonra korkusuna isim verdi.

Sonra o isimlerden dinler, ırklar, üstünlükler, aşağılıklar, düşmanlıklar ve duvarlar ördü.
Her tuğlada biraz daha küçüldü kalbi.
Duvarlar yükseldikçe ufku daraldı.

İnsan, adaletin içine kendisini koyduğu gün teraziyi bozdu.
Bir zamanlar aynı ateşin çevresinde üşüyen insanlar vardı.
Şimdi aynı gezegende birbirlerinin soğuğuyla ısınıyorlar.

Bir annenin göz yaşını diğer anneninkinden daha farklı sayıyorlar.
Oysa gözyaşı tuzludur.
Oysa gözyaşı acıdır.
ve acının ve tuzun milliyeti yoktur.

Bir kurşun, vurduğu bedenin hangi bayrağa sarıldığını bilmez.
Bir bomba, hangi çocuğun hangi dili konuştuğunu bilmez.


İnsan...

Belki de bu dünyanın en büyük imtihanıydı.
Çünkü hiçbir canlı kendisine verilen aklı bir başkasını küçültmek için kullanmadı.

Hiçbir geyik, ormanın kralı olduğunu ilan etmedi.
Hiçbir kartal, göğe en yakın uçtuğu için gökyüzünü sahiplenmedi.
Hiçbir nehir, geçtiği topraklardan vergi istemedi.
Hiçbir çiçek, rengini başka bir çiçeğin solmasına borçlu olmadı.
Ve hiçbir yıldız, daha parlak görünmek için yanındaki yıldızın ışığını söndürmeye çalışmadı.

Bunu yalnızca insan yaptı.
Kendine "akıllı" dediği günden beri.


Oysa dünya, insan gelmeden önce de dönüyordu.
İnsan gittikten sonra da dönmeye devam edecek.

Demek ki vazgeçilmez olan biz değiliz.
Öyleyse nedir bizi bu kadar kibirli yapan?
Bir avuç toprak olacak bedenimiz mi?
Bir gün başkasının yaşayacağı evlerimiz mi?
Bir gün başkalarına kalacak olan mevkilerimiz mi?
Adımız unutulunca anlamını yitirecek unvanlarımız mı?
Yoksa mezar taşlarımızın üzerine kazınacak birkaç harf mi?


Sahi..

Bir karıncayı ezdiğimiz gün çocuklarımıza merhameti hangi yüzle anlatacağız?
Bir ormanı keserken gölgesini hiç tanımayacak torunlarımızdan nasıl helallik isteyeceğiz?
Denizleri kirleten ellerimizle balıkların sessizce ölümünü hangi mahkemede savunacağız?
Gökyüzünü dumana boğarken, kuşların göç yollarını kimden çaldığımızı düşündük mü hiç?
Bir ağacı devirirken, onun içinde yuvasını taşıyan kaç hayatı da devirdiğimizi hesapladık mı hiç?
Bir arının yok oluşuyla soframızdaki rızkın arasındaki bağı gerçekten anlayabildik mi?

Hiç durup şunu sorduk mu kendimize:
Biz yeryüzüne gerçekten medeniyet mi getirdik, yoksa yalnızca daha büyük yıkımlar mı inşa ettik?


Savaşlardan söz ediyoruz.
Peki hiç toprağın tarafını dinledik mi?
Üzerine düşen her bedenin ağırlığını taşıyan toprak, acaba hangisini düşman gördü?
Yağmur, hangi ülkenin üzerine daha az yağdı?
Rüzgâr, hangi annenin ağıdını daha değersiz buldu?
Ölüm, hiç pasaport kontrolü yaptı mı?
Bir çocuğun çığlığı hangi dilde daha az acıdır?
Bir annenin gözyaşı hangi dinde daha az tuzludur?
Bir babanın feryadı hangi coğrafyada daha hafiftir?

...

Kendimize "insanlık" diyoruz.
Öyleyse neden bir çocuğun açlığı bir annenin çığlığı dünyanın öbür ucundaysa içimizi acıtmıyor?
Neden telefonlarımızı şarj etmeyi, vicdanımızı diri tutmaktan daha çok önemsiyoruz?
Neden bir ağacın kesilişini birkaç saniyelik görüntü olarak izleyip hayatımıza devam edebiliyoruz?
Neden bir hayvanın can çekişmesini seyreden gözlerimiz, kendi evladımızın korkusunu düşünmüyor?

"Gerçekten ne zaman bu kadar alıştık başkasının acısına?"

Ne gariptir ki, bir karıncanın yuvasını bozarken hiç düşünmeyen insan, kendi evinin yıkılışında adalet arar.
Bir kuşun yuvasını kesen balta, gün gelir kendi çatısına dayanır.

Merhamet parçalanamaz.
Vicdan seçici çalışmaz.
Bir yerde eksilen şefkat, başka bir yerde büyüyen felaket olur.
Evrenin görünmeyen matematiği budur.
Çünkü iyilik de kötülük de daire çizer ve sonunda sahibine döner.

Bir gün son kuş sustuğunda sabahı hangi şarkıyla karşılayacağız?
Son nehir kuruduğunda hangi musluktan vicdanımızı yıkayacağız?
Son arı öldüğünde çocuklarımıza baharı hangi kitaptan göstereceğiz?
Son ağaç kesildiğinde nefes alacak ciğerimizi hangi fabrikada üreteceğiz?
Ve son çocuk, gökyüzünde gerçek bir yıldız yerine yalnızca ekran ışıkları gördüğünde...
Ona kaybettiğimiz göğü nasıl tarif edeceğiz?

...

Belki de kıyamet; gökten ateş yağması değildir.
Belki de kıyamet;
Bir çocuğun ağlamasının bizi rahatsız etmemesi...
Bir kuşun susmasının dikkatimizi çekmemesi...
Bir ağacın devrilmesini haber bile saymamamız...
Bir annenin feryadını birkaç saniye sonra unutmamızdır.
Belki de kıyamet, insanın vicdanını kaybettiği gün çoktan başlamıştır.

...

ve düşün...
Bugün senden başka herkes sustu.
Mahkeme kuruldu.
Hâkim zamandı.
Şahit rüzgârdı.
Toprak konuştu.
Deniz konuştu.
Orman konuştu.
Kuşlar konuştu.
Çocuklar konuştu.
Öldürdüğün nehirler...
Yok ettiğin binlerce canlının barınağı ormanlar...
Korkuttuğun hayvanlar...
Ağlattığın insanlar...

Hepsi tek tek ayağa kalktı.
Sana yalnızca bir soru sordular:
"Biz senden ne istemiştik?"
O soruya verecek bir cevabın var mı?
Ve sonra ikinci soru geldi:
"Dünya sana emanet edilmişti..
Sen onu senden öncekilerden mi ödünç aldın, yoksa çocuklarının geleceğinden mi çaldın?"

Üçüncü soru ise hepsinden daha ağır.
"Sen yaşarken kaç can senin yüzünden eksildi?
Kaç can senin sayende nefes aldı?"

İşte insanın gerçek hesabı belki de burada başlayacak.
Ne banka hesapları açılacak o gün...
Ne diplomalar...ne makamlar...ne alkışlar.

Yalnızca tek bir bilanço önüne konacak:
Senden sonra dünya, senden önceki dünyadan daha merhametli miydi?

Eğer bu soruya gönül rahatlığıyla "Evet." diyemiyorsak belki de henüz yaşamayı değil, yalnızca hayatta kalmayı öğrenmişizdir.

...


Biz bu evin sahibi değiliz.
Misafiriyiz.
Bir sincabın koştuğu dalda onun da hakkı vardır.
Bir balığın yüzdüğü denizde onun kadar misafiriz.
Bir kelebeğin konduğu çiçek, yalnızca bizim güzellik anlayışımız için açmaz.
Dağlar bizim fotoğraflarımız için yükselmedi.
Çiçekler yalnızca koklayalım diye açmadı.
Kuşlar yalnızca sabahlarımızı güzelleştirmek için ötmedi.


Belki de bütün uygarlık tarihinin en büyük yanılgısı buydu:
Kendimizi merkeze koyduk.
Oysa merkez sandığımız yer yalnızca egomuzdu.
Kâinat ise merkezsizdi.
Yıldızlar birbirini ezmeden parlar.
Galaksiler birbirinin ışığını kıskanmaz.
Nehirler denize ulaşmak için birbirini boğmaz.
Toprak, üzerinde yürüyen milyarlarca canlıyı aynı sabırla taşır.


Belki yeniden başlamanın yolu çok büyük devrimlerden geçmiyor.
Belki bir kuşa su bırakmaktan geçiyor.
Belki bir çiçeği okşamaktan
Belki yere düşen ekmeği öpmekten.
Belki yaşlı bir ağacın gövdesine yaslanıp onun bizden daha uzun zamandır yaşadığını hatırlamaktan.
Belki bir çocuğun sorusunu acele etmeden dinlemekten.
Belki hiçbir karşılık beklemeden bir yabancının yükünü taşımaktan.

...

Günün sonunda hepimiz aynı akşamın içine yürüyeceğiz.
Aynı göğün altında yorulacağız.
Aynı toprağın kokusuna dönüşeceğiz.
Bizi birbirimizden ayırdığını sandığımız bütün isimler, bütün unvanlar, bütün sınırlar, bütün üniformalar, bütün servetler ve bütün öfkeler, toprağın sessizliğinde aynı renge dönüşecek.

Ölüm, herkesi aynı sessizlikte eşitleyecek.
Çünkü yaşamak, yalnızca nefes almak değildir.
Yaşamak; başka hayatların da yaşayabilmesine razı olabilmektir.

ve günün sonunda geriye tek bir soru kalacaktır:

"Yeryüzünden geçerken, yalnızca insan olmayı mı başardık, yoksa gerçekten canlı olmanın, aynı göğün altında kardeş olmanın hakkını verebildik mi?..
"Bize emanet edilen o canı, incitmeden incinmeden taşıyabildik mi?"





Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (7)

5.0

100% (7)

Empati Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Empati yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Empati yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Davidoff
Davidoff, @davidoff
8.7.2026 02:24:08
5 puan verdi
Empati:
Tıpkı bir başkasının ayakkabılarıyla yürümeye benzer;
Ama onun yerine ve onun gibi yürümek değildir. . .

Bazen hiç konuşmadan bir insanın yanında durabilmek.
Bir çift gözde saklanan hüznü fark etmek, söylenmeyen cümleleri duymak, gülümseyen bir yüzün ardındaki kırgınlıkları hissedebilmektir.

''Ben olsaydım şöyle yapardım'' diye düşünmekten çok, O bunu yaşarken şunu hissetmiştir; diyebilmektir. . .

Bir annenin özlemini, bir çocuğun korkusunu, bir yaşlının sessizliğini, bir yağmurun sesini hatta bir kapının gıcırtısını kalbinde duyabilmektir.

Dünya biraz daha empati ile bakabilseydi birbirine, belki insanlar o kadar yüksek sesle konuşmak zorunda kalmazlardı.
Çünkü anlaşmak ve anlaşılmak insan ruhunun en eski temel taşı olan sevginin ihtiyacıdır.

Kimi zaman bir eldir empati, kimi zaman yarım kalmış bir cümlenin sonunu beklemektir.
Kimi zaman da hiçbir şey söylemeden, ''Buradayım'' diyebilmektir.

Ve ne gariptir ki:

Bütün SANATLAR EMPATİ SAYESİNDE DOĞMUŞTUR.

RESİM,
HEYKEL,
MÜZİK,
ŞİİR,
ROMAN,
TİYATRO,
SİNEMA

Ve daha niceleri. . .


Tebrikler Sn. Yazar.


kalb-i rüzgar
kalb-i rüzgar, @kalb-i-ruzgar
9.7.2026 19:39:48
empati kurmak özellikle son dönemlerde çok önem kazandı boran şair...bu işin okulu, lisansı vs olmalı diyeceğim neredeyse...

bu değerli yazılar muhataplarına ulaşıyordur inş...

sağlıcakla kardeşim
imbatto
imbatto, @imbatto
8.7.2026 19:19:27
vakit daha da geç olmadan bırakın sempatizanlığı falan empatizan olun.. olun ki çocuklarınıza anlatacağınız değil yaşatacağınız bir dünya bırakın ey insan-lık..

duyarlı yüreğe selam olsun..

eyvallah boran şairim
Fikrim Derya
Fikrim Derya, @fikrimderya
8.7.2026 10:59:40
Oldukça iyiydi☺️Emeğine sağlık
emre vehbi alkan
emre vehbi alkan, @emrevehbialkan
8.7.2026 09:44:34
5 puan verdi
Muhteşem kelimelerle kurulmuş bir duygu denizi gibi bir şeydi okuduklarım. Gerçekten çok güçlü bir anlatım şekliniz var. Her kelime yerini bulmuş, tam on iki den vurmuş. Güzel yüreğinizi kutluyor iki katlı şehrimden kucaklar dolusu selamlar yolluyorum. Müsait olduğunuzda beklerim...
Ay yüzlüm Zaman
Ay yüzlüm Zaman, @ayyuzlumzaman
8.7.2026 09:37:29
5 puan verdi
Hakim zamandı
Rüzgar konuştu
Toprak konuştu
Deniz konuştu
Orman konuştu
Kuşlar konuştu
Çocuklar konuştu
Öldürdüğün nehirler...
Yok ettiğin binlerce canlının barınağı ormanlar
Korkuttugun hayvanlar
Aglattigin insanlar..... 👏👏👏👏👏🌿☘️🌳
🌈🌺🌷🌸🌲☘️🌾🍂🥀🌙🧡💛💜🌺🌈💜

Merhamet parcalanamaz.
Vicdan seçici çalışmaz.
Bir yerde eksilen Şefkat, başka bir yerde büyüyen felaket olur. 🥺🥺

Günümün güzelliği 🙏🙏💯💯🎊
Çok çok derin, duygulu , insana dair içimizi ürperten
Sorgulayan, hüznüyle muhteşem Bir Bir paylaşım 🙏 değerli kaleminiz var olsun Boran şair 🙏☘️☘️
Emeğinize, yüreğinize sağlık 💚🙏🌈
Selamlar olsun... İyilik le, sağlıkla huzurla 🌿🌳💧
Etkili Yorum
Ahmet ÖRNEK
Ahmet ÖRNEK, @ahmet-ornek2
8.7.2026 09:16:17
çok kıymetli bir yazıydı okuduğum Boran Şairim..
dünyanın döngüsüne verdiğimiz zarar ve insanlık yolunda attığımız yanlış adımları bir bir ortaya dökmüşsünüz...
uzun uzun yorum yazmaya vaktim yok ama
şunu diyeceğim... Maalesef , politikacı, doktor iş adamı, kadın erkek olduk yahudi, hırıistiyan , müslüman olmayı bile becerdik ama
sadece ve sadece bi insan olmayı beceremedik...
gönülden kutluyorum baş ucu kitabı olarak kıymet göresi bir yazıydı bu dokunuşlarınız... ilk Fırsatta tekrar okuyacağım ...
gönülden tebrikler kalemine kelamına
Sevgili Boran Şairim saygı ve selam ile
Etkili Yorum
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
8.7.2026 00:20:49
5 puan verdi
Boran hocam çok dramatik bir yazıydı. İnsanı insanla hesaba çekiyor o güçlü kaleminiz. Ve yazınızın bana göre omurgası insan egosu olarak göze çarpıyor. Zira insan egolarının esiri olduğu müddetçe kainatı sadece kendisine tahsisli mülk gibi görmeye devam ediyor. Oysa koca kainat, değindiğiniz gibi birbirini yok etmez. Birbirine üstünlük kurmaz. Onlar doğal-metafizik program çerçevesinde döngüsünü devam ettirir. Ve başka oluşumlara yol açar. Ve yazınızdan seçtiğim şu cümlenizi alıntılıyorum:

"Hiç durup şunu sorduk mu kendimize:
Biz yeryüzüne gerçekten medeniyet mi getirdik, yoksa yalnızca daha büyük yıkımlar mı inşa ettik?"

İşte bu sorunun muhatabı yazıyı okuyan herkestir. Ve kendi adıma diyorum ki; insanoğlunun getirdiği medeniyet yıkım medeniyeti. Şayet yıkım medeniyeti olmasaydı; insan olduğunu düşünenler geliştirdiği medeniyetin sadece insana hizmet olmadığını, aynı zamanda tüm mahlukata, ormana, denize, nehirlere ve atmosfere de hizmet olduğunu anlamalıydı. Oysa atmosfer katmanı Antarktika kıtası büyüklüğünde yırtıldı... Atmosferle birlikte kainat ne kadar yıpranırsa yıpransın milyonlarca yıl sonunda kendini daha değişik ve güçlü olarak inşa edebilir. Mutlak takdiri ilahinin kudreti böyle işliyor ancak insan bu cendereden asla kurtulamayacak. Doğaya vurulan tek bir balta insanoğlunun kendisine ve tüm kainata vurduğu baltadır ve doğa öcünü alır. Ertelemez.... Yüreğine ve kalemine saygılar üstadım.


Halit Durucan tarafından 8.7.2026 00:29:09 zamanında düzenlenmiştir.
Etkili Yorum
yudumyunus
yudumyunus, @yudumyunus
8.7.2026 00:13:33
5 puan verdi
Sözün hulâsası.

Zalimsin insanoğlu zalimsin

Okuyupta ders alınacak süper bir yazı kaleme almışsınız üslubun yumuşaklığı konunun bütünlüğü ve anlatımın ahanginde haz alarak okudum teşekkürler

Sizi duyarlı yüreğinizi vede usta kaleminizi
Tüm samimiyetimle kutlarım tebrikler

yudumyunus
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL