Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar, bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak... uzaklardan gelip geçerken, kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar o kadar. orman bütün sessizliğiyle yine yalnız duracak orada... ı.kant
Ramazan Boran 1
Ramazan Boran 1

Zevkler ve Renkler/ Taklit mi Tahsil mi Üzerine..

Yorum

Zevkler ve Renkler/ Taklit mi Tahsil mi Üzerine..

( 17 kişi )

16

Yorum

46

Beğeni

5,0

Puan

1093

Okunma

Okuduğunuz yazı 7.4.2026 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Zevkler ve Renkler/ Taklit mi Tahsil mi Üzerine..

Şiir, dilin içerisinde kendine ait bir egemenlik alanı kuran, rasyonalitenin sınırlarını zorlayan bir sızıntıdır.
Bir meyvenin tadındaki zevk, biçim ve renk ne ise, bir şairin dizelerindeki duyuş rengi de odur.
Kimse bir narı portakalın kuralına uymadığı için suçlayamazsa, hiçbir kalem de bir başkasını kendi estetik koordinatlarına uymadığı için "şiir dışı" ilan edemez. ’’Şiirde doğru yoktur, sahicilik vardır. ’’
Sahicilik ise herkesin kendine özel çıkış kapısıdır.

Şiir üzerine konuşmak çoğu zaman şiirin kendisini yazmaktan daha çetrefilli bir iştir.
Çünkü şiir, tanımı yapılmak istendikçe sınırlarını genişleten, kurallara bağlanmak istendikçe o kuralları bozan bir sanattır. “Renkler ve zevkler tartışılmaz” sözü şiir için belki de en çok yakışan sözlerden biridir. Ama mesele burada bitmiyor. Eğer her şey göreceliyse, o zaman “şiir nedir?” sorusunun hiçbir ortak cevabı yoktur manası ortaya çıkıyor.

Türk edebiyatında da dünya edebiyatında da bu soruya kesin bir yanıt verilmemiştir, daha doğrusu verilememiştir.
Çünkü şiir, yalnızca teknik bir yapıdan ziyade aynı zamanda şairin dünyayı algılama biçiminin dile dökülmüş hâlidir.

Bu yüzden her şiir, biraz da şairin kendisidir.

Kaynaklara göre;
Ahmet Haşim, şiiri anlaşılmak için değil, duyulmak üzere düzenlenen sessiz bir şarkı olarak görür.
’’Şiir bir hikaye değil sessiz bir şarkıdır. Şiirde anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir.’’ der.
Yani anlamı berraklaştırmak, şiirin o büyülü buğusunu yok etmektir.

Paul Valéry şiirin bir "dil içinde dil" olduğunu savunur. Ona göre şiir, yürümek (bir amaca varmak) değil, dans etmektir (ritmin kendisi olmaktır).


Türk ve dünya edebiyatında başlangıçta dışlanan, hor görülen ama sonra kendi ekolünü kuran isimler;

Nâzım Hikmet:
Nâzım Hikmet, Rusya’dan döndüğünde getirdiği serbest nazım ve fütüristik yaklaşımla Türk şiirinde tam bir deprem yarattı.
Neden Dışlandı? O dönemin şiiri hece vezni ve klasik kalıpların mutlak hakimiyeti altındaydı. Nâzım’ın merdiven basamağı şeklindeki dizeleri ve "trrrrum, trrrrum, trak tiki tak" gibi makine seslerini şiire sokması gelenekçiler tarafından şiiri katletmek olarak görüldü.
Sonuç: "Bu şiir değil, propaganda nutuğudur" diyenler yanıldı ve Nâzım, Türk şiirinin en büyük modernleşme hamlesini gerçekleştirdi.

Garip Akımı;
Türk şiir tarihindeki en büyük "dışlanma" hikâyelerinden biri Garip akımıdır. Şiiri şairanelikten, lüksten ve teşbihlerden arındırdıkları için büyük bir tepkiyle karşılaştılar.
Neden Dışlandılar? Orhan Veli’nin "Yazık oldu Süleyman Efendi’ye" dizesindeki "nasır" kelimesi kıyametler kopardı. "Şiire nasır girer mi?" diyerek alay ettiler. Nurullah Ataç dışındaki pek çok eleştirmen, bu tarzın bir "şaka" olduğunu ve ciddiye alınmaması gerektiğini savundu.
Sonuç: Şiiri sokağa indirdiler ve edebiyatın en büyük devrimini yaptılar.

İkinci Yeni Şairleri ;
Garip’in sadeliğine karşı imgeyi ve kapalılığı savunan bu kuşak, "anlamsızlık" suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.
İkinci Yeni, dili sarsan bir hareketti. Özellikle Edip Cansever’in mısralara yaydığı o felsefi huzursuzluk ve Turgut Uyar’ın "Geyikli Gece"de zirveye çıkan imge sağanağı, genç kuşakları adeta büyüledi. Birçok kalem, kendi sesini bulmak yerine bu devlerin gölgesinde serinlemeyi seçti; bu da ortaya "zorlama imgeler" ve "anlamsız kapalılıklar" çıkardı.
Neden Dışlandılar? Dilin yapısını bozdukları, "üvercinka", "gözistan" gibi uydurma kelimeler kullandıkları ve toplumsal meselelerden uzaklaştıkları gerekçesiyle hem gelenekçiler hem de toplumcu gerçekçiler tarafından dışlandılar. Onlara "anlamsız şiir" yazan bir avuç bohem gözüyle bakıldı.
Sonuç: Modern Türk şiirinin en derin, en estetik ve en kalıcı damarı haline geldiler.

Sezai Karakoç; Geleneksel ile moderni, İslam mitolojisiyle çağdaş şiiri öyle bir potada eritti ki, peşinden gelenler için kaçınılmaz bir model oldu. Taklitçileri genellikle onun "Diriliş" felsefesini kavramak yerine, sadece kullandığı "gül, kervan, süt, anne" gibi sembolleri ödünç alarak onun gölgesinde kalmaya mahkûm oldular.

Ahmed Arif: ’’Hasretinden Prangalar Eskittim’’ şairi Ahmed Arif de başlangıçta alışılmış lirik kalıpların dışına çıktığı için yadırgandı.
Neden Dışlandı? Doğu Anadolu’nun sert coğrafyasını, yerel ağızların lezzetini ve epik bir başkaldırıyı şiire taşıması, o dönemin "İstanbul merkezli" kibar şiir anlayışı için fazla "kaba" ve "sert" bulundu.
Sonuç: Türk edebiyatının en çok okunan ve en samimi bulunan şairlerinden biri oldu.

Charles Baudelaire: ’’Kötülük Çiçekleri’’ yayımlandığında, Fransız mahkemeleri tarafından "kamu ahlakına aykırı" bulunduğu için sansürlendi ve cezalandırıldı. Dönemin eleştirmenleri onun şiirini "hastalıklı" ve "iğrenç" olarak tanımladı.

Arthur Rimbaud: Henüz 16-17 yaşındayken yazdığı vizyoner şiirler, dönemin yerleşik Parnasçı şairleri tarafından ciddiye alınmadı; o ise "Ben bir başkasıdır" (Je est un autre) diyerek modern şiirin kapılarını tekmeleyerek açtı.

Buradan şu soruya geliyoruz: “Bu şiir değildir” demek doğru mudur?

Belki de bu cümle, şiir üzerine kurulabilecek en problemli yargılardan biridir. Çünkü bir metnin şiir olup olmadığına karar vermek, yalnızca teknik ölçütlerle yapılabilecek bir iş değildir. Evet, ritim, imge, dilin yoğunluğu gibi bazı ortak özellikler vardır. Ama bu özelliklerin bulunmadığı hâlde şiir olarak kabul edilen metinler de vardır. Modern şiir tam da bu sınır ihlalleri üzerine kuruludur.

Birinin “bu şiir değildir” dediği yerde, bir başkası o metinde kendine ait bir yankı bulabilir. Çünkü şiir, okurla tamamlanan bir sanattır. Şairin niyeti kadar, okurun algısı da belirleyicidir. Dolayısıyla şiiri mutlak bir tanıma hapsetmek, onun doğasına aykırıdır.

Peki ortak bir noktada nasıl buluşacağız?

Belki de cevap ortak bir tanımda değil, ortak bir saygıda yatıyor. Şiirin ne olduğu konusunda anlaşamayabiliriz ama bir metnin bir başkası için şiir olabileceğini kabul etmek, edebiyatın en temel nezaketidir. Çünkü şiir, bir anlamda bireysel bir deneyimdir. Herkesin dünya görüşü, hayatla kurduğu ilişki farklıysa, şiirle kurduğu ilişki de farklı olacaktır.

Ortak payda beğeni mi yoksa insan ruhuna temas mı olmalıdır. Birinin dışladığı şiir, bir başkasının hayat damarı olabilir. Bu çeşitliliğe "şiir değildir" diyerek set çekmek, aslında edebiyatın zenginliğini inkar etmektir.

Yine de tarih boyunca bazı şairler ve düşünürler şiir üzerinebir çok fikirler ileri sürmüşlerdir.
Örneğin Nazım Hikmet, şiiri kalıplardan kurtararak serbest ölçüyle yazarken aslında şunu ima eder: Şiirin özü, biçimden çok hayata temas edebilmesidir. Ona göre şiir, “yaşamak” ile doğrudan ilişkilidir.
Öte yandan İsmet Özel, şiiri daha yoğun, daha içe dönük ve düşünsel bir alana taşır. Onun şiirinde kelimeler yalnızca anlam taşımaz, aynı zamanda bir hesaplaşmanın da aracıdır.

Cemal Süreya; Şiiri dilin alışılmamış kullanımı ve imge gücüyle şekillenen, yoğun bir duygu aktarımı olarak görür. "Şiir gelince kelimeler değişir" anlayışına sahiptir.

Yahya Kemal Beyatlı; Şiirde "ak" (beyaz) şiir anlayışıyla, mükemmel formu ve aruzun musiki değerini savunan, "İstanbul şiirleri" ile şiiri bir estetik bütünlük olarak tanımlayan isimdir.


Taklit mi, tahsil mi konusuna gelince;

Örnek olarak Attila İlhan:
Onun şapkalı, yağmurlu ve grevli şehir manzaraları, sinematografik bir dille örülmüştü. Kelimelerin imlasıyla oynayan, büyük harf kullanmayan ve Fransız ekolünü Türk ruhuyla birleştiren bu tarz, "karizmatik şiir" yazmak isteyenlerin ilk durağı oldu. Ancak Attila İlhan’ın o geniş tarih ve siyaset perspektifi olmadan yapılan taklitler, sadece romantik birer takırtı olarak kaldı.

Bugün hâlâ özellikle Nazım Hikmet ve keza Atilla İlhan’ın ruhunu şiirlerinde birebir taklit eden kalemler var!
Edebiyat tarihinde daha nice büyük şairlerin etkisi altında kalan pek çok kalem olmuştur. A şairi gibi yazmak isteyenler,
B şairi gibi düşünenler… Bu durum başlangıçta doğal hatta kaçınılmaz gibi görünebilir. Her şair önce bir başkasının sesinde yürümeyi öğrenir. Ancak mesele o seste kalıp kalmamaktadır. Bir kalem, A şairinin toplumcu öfkesini veya B şairinin keskin virajlarını kendi alanına dahil ettiğinde, aslında o ustanın laboratuvarında staj yapmaktadır. Ancak asıl marifet o laboratuvardan çıkıp kendi kimyasını oluşturabilmek değil midir?

Şiir, bir başkasının giydiği elbiseyi kuşanmak değil, kendi derinliğinden çıkardığı çıplaklıkla yüzleşmektir.
Eğer herkes aynı doğruya göre yazsaydı eğer şiir bir koro olurdu. Oysa biz şairin o tekil, çatallı ve bazen kusurlu ama mutlaka "kendine has" sesini duymak isteriz. Çünkü her şiir, şairinin parmak izidir; benzersizdir ve her türlü genellemeye bir başkaldırıdır.

Unutulmamalıdır ki; taklitçi bir şair olarak kalmak edebi bir intihar demektir. Ortak nokta, "nasıl yazılacağı" değil, her kalemin kendi "nasılını’’ yaratma özgürlüğüne duyulan saygıdadır.

Taklit, bir yere kadar öğreticidir fakat sürekli tekrarlandığında bambaşka şeylere dönüşür. Oysa şiir, bir sestir.
Gerçek şiir, şairin kendi iç sesini bulduğu anda başlar. Başkasına benzeyerek yazılan şiirler teknik olarak başarılı olsa bile çoğu zaman bir eksiklik hissi taşımaya mahkumdur. O şiirde yaşayan bir “ben” yoktur, yalnızca ödünç alınmış bir dil vardır.

Sonuç olarak şiir, ne tamamen kuralsızdır ne de kesin kurallarla tanımlanabilir. Şiir, bir denge hâlidir, özgünlük ile biçim, bireysellik ile ortaklık arasında kurulan hassas bir denge hali.

Bir gerçek daha var ki ; Edebiyatın büyük nehirleri, kendilerine eklenen küçük dereleri kendi sularında eritirler.
Bir şairin özellikle henüz yolun başında iken hayranlık duyduğu bir sesten kendisini uyandırması edebi bir rüşt hazırlığıdır.
Taklit sadece bir durak olmalı, asla bir menzil olmamalı. Nasıl ki başkasının bahçesinde yetişen meyvenin tadını kendi dalında vermeye çalışmak doğanın ritmine aykırı ise, şiir de öyledir.

Şiiri anlamanın en sade yolu renklere bakmaktır. Doğada hiçbir renk diğerinin yerine geçmez, hiçbiri yanlış değildir, yalnızca farklıdır, şiir de öyledir.
Kimi dizeler parlak bir sarı gibi içimizi ısıtırken kimi karanlık bir mavi gibi derinlere çeker, kimi de solgun bir gri gibi sessizce yanımızdan geçip gider.

Ama her biri var olduğu için anlamlıdır.

Zevkler ve renkler şiirin kumaşını dokur, özgünlük ise o kumaşa vurulan mühürdür.
Şiirde mükemmellik ise başkasının beğeni kalıplarına girmek değil, kendi aykırılığında bir ahenk bulabilmektir.

...





Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (17)

5.0

100% (17)

Zevkler ve renkler/ taklit mi tahsil mi üzerine.. Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Zevkler ve renkler/ taklit mi tahsil mi üzerine.. yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Zevkler ve Renkler/ Taklit mi Tahsil mi Üzerine.. yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Believe-TüLa(y)L
Believe-TüLa(y)L, @believe-t-layslan
7.4.2026 14:10:18
“Renkler renkler, zevkler zevkler…”

Teoride her şey ne kadar da nezaket dolu,
değil mi?
Ama unutulan bir şey var:

“Neydik, ne olduk, ne olacağız?”

Zihnim kendini yakarken
bu sorunun doğruluğu bile eriyor.

——

Kendimden konuşayım mesela:
Ben, cennetin süt beyazı
saflığıyla cehennemin harlı ateşi
arasında dünyaya geçici
olarak gelmiş ruh göçebesiyim. 👈🏻 Zira hepimiz böyleyiz.

Benim evrenimde renkler tartışılmaz değildir.
Renkler kanar.

Neden böyle dersen:

Nûr dediğim ışığa tam teslimiyet ile bükülebilmek için önce, o karanlık tarafımı koşulsuz kabul
ederek…

Ve irdelemeyerek oradan geçmem gerektiğini
bilirim.

/

Bu yüzden:
Şiiri bir dans ya da sessiz bir şarkı olarak görenlerin aksine,
ben şiiri, şairin kendi parmaklarını
kendi mülkiyetinde kurban ettiği
bir ruh kesim masası olarak görüyorum.

Büyük isimler dışlanmadı çünkü farklıydılar.
Dışlandılar çünkü başkasının bahçesinden meyve çalmadılar.
Kendi cehennemlerini inşa ettiler.

Asıl mesele budur.

——

Mesele taklit ya da tahsil değil.
Mesele, ruhu olmayanların,
ruhu olanların acısından beslenmeye çalışmasıdır.

Kendi içlerindeki boşluğu dolduramayanlar,
başkalarının ilmek ilmek ördüğü metinleri yağmalayarak
kendilerine bir kimlik kurduklarını sanır.

Oysa çorak bir toprak,
ödünç çiçeklerle bahar olmaz.

Başkasının acısından çalınan her cümle,
bir gün boğazda mühür olur.

/

Benim yazdıklarım bir laboratuvar değil.
Bir cephe.

Zeminim bir metafor değil;
bir savaş alanı.

Disiplinim bir alışkanlık değil;
bir vardiya.

Kendi sesini bulamayanlar,
gölgede serinlediklerini sanır.

Ama aslında kendi edebi sonlarını imzalarlar.

——

Onlar buna estetik diyebilir.
Ben buna mülkiyet suikastı derim.

Bir şairin parmak izini taklit etmek,
onun ruhuna el koymaya çalışmaktır.

Ve tarih şunu yazar:
“Asıllar çekilir.
Geriye, sığ sularda birbirini tekrar eden yankılar kalır.”

/

Ben kendi ıssız denizimde duruyorum.
Her ruhun bir bayrağı vardır.
Yazdıkları, o bayrağın rüzgârıdır.

O rüzgâr bazen cennette eser,
bazen cehennemin içinden geçer.
Ama her zaman iz bırakır.

——

Kimin taklit, kimin hakikat olduğu
artık bizim meselemiz değil.
Hüküm, daha büyük bir terazide verilir.

Çünkü insanın yarasını,
onu değiştirerek ve insanları aptal yerine koyarak sunan değil,
onu gerçekten bilen görür.

Ve tüm ruhumla inandığım benim Rabbim
asla uyumuyor.
Asla.
✨ 🍃 🤍 ♾

/

Bu yüzden sırtım yere gelmez.

Ve bir sözle bitiriyorum:

“Kendi omuzlarına tırman; başka nasıl yükselebilirsin ki?” — Friedrich Nietzsche

———

Sevgi koşulsuz olsun.
Işığın kendinden doğsun.
Her gün, kendine yeniden doğ. ✨🍃

Believe-TüLa(y)L tarafından 7.4.2026 14:13:10 zamanında düzenlenmiştir.

Believe-TüLa(y)L tarafından 7.4.2026 14:16:42 zamanında düzenlenmiştir.
Ay yüzlüm Zaman
Ay yüzlüm Zaman, @ayyuzlumzaman
15.4.2026 09:53:09
5 puan verdi
💯💯🎀🎀🍀🍀🎉✨👏👏🌿🌈🌈
🌷🌸🌼🌺🦋🎉💜💙♥️💚🧡🤍🌺
🎊💛🧡💚💓🤍💖🥀🍁🌿💐💮🌅
🐞🕊️🦋🌼🎈🎀🌈🌷🎉🌸🌷🌈♥️

Muhteşem Bir yazı 👏👏💯
Çok incelikli, anlamlı emek verilmiş
Tamda Boran ustanın ayrıcalıklı kalemi dedim 🍀
Gönül dolusu kutlarım Hocam 🙏🍀🎀🕊️🦋🌺🎊
Emeğinize sağlık 🙏👏 sağlıkla , huzurla 💚🌿
Saygımla 🙏🎀💐🌅🌈🌸🕊️🎈🐞🤍💜💚🧡
İbrahim Kurt
İbrahim Kurt, @ibrahimkurt
8.4.2026 19:20:22
5 puan verdi
güzel bir çelişme bilgilendik kutluyorum
ayşe1
ayşe1, @ayse1
8.4.2026 17:53:07
5 puan verdi
Tüm sanat dallarında olduğu gibi yaradılışın , var oluşun gereğiyle armağan edilen yaratıcılık insanoğlunda, hep çeşitlenerek süregelecektir. Bu inançla herkese özgün sığlık , derinlik ölçülü özgün alanlardan yansıtılanlara; her koşulda övgü, takdirimiz , benimsememiz olamasa da saygı duymamız, anlamaya çabalamamız dünyevi bir hoş görü ve nezaket gereğidir.
Yazınız, güçlü bilgi ve birikim zenginliklerinde yükselerek geniş kapsamlı saygın bir bakış açısı sunmaktadır.
Gönülden kutlarım.
Saygılarımla.
Müjgan Akyüz
Müjgan Akyüz, @mujganakyuz
8.4.2026 12:28:44
5 puan verdi
Taklit bütün sanat dalları için geçerlidir. Usta ressamlar kendilerinden daha önce eser ortaya çıkarmış ressamları taklit ederek başlarlar ve hangi eserden yararlandıklarını açıklarlar. Daha sonra artık kendi tarzlarını oluştururlar ve kendileri taklit edilen bir usta haline gelirler. Bu böyle devreder.
Şiirde de aynıdır taklit ile veya benzeterek başlanır önceleri. Daha sonra kişinin kendi kaleminin bir kişiliği oluşur, hatta devrimci atılımlar ile örnek aldığı kişilerin önüne geçebilir.
Verdiğiniz örnekler çok güzeldi, tebrik ediyorum.
kayıtlı
kayıtlı, @kayitli
8.4.2026 11:47:30

2. Gelişim sayfaya.

Ufkumu açtı yazdıklarınız.


Bu çok güzel paylaşıma bir yorum daha yapmak istedim.



O asıl şairler bile başka şairlerden etkilenme veya o şairi örnek alma gibi durumlar söz konusu olmuş ama taklit değil buna ideol denebilir belki. ki şairler bunu açıklamalarında açıkça dile getirmiş



Ben bir şirin etkisinde kalarak şunu demiştim kendi kendime refleks olarak ya bu adamdan başkası daha şiir yazamaz. benim yazdığımda şiirmi



Şiir emek işidir
15 yıl bekleyen şiirim olmuştur.
15 yıl sonra tamamladığım.

veya o ünlü şairlerin 1 günde veya 1 saatte yazılmış şiirleri vardır ama tüm zamanlarda okunmuştur.


Çok saygı ve selamlar.







kayıtlı tarafından 8.4.2026 11:50:12 zamanında düzenlenmiştir.
neneh.
neneh., @neneh-
8.4.2026 11:39:04
5 puan verdi
Muhteşem!..Şiir üzerine okuduğum kapsamlı makalelerden biriydi.Emek ürünü.Alınması gereken çok dersler içeriyor.Kutluyorum ve Üstadı selamlıyorum.Sağlıcakla.Saygıyla.
Larmina.
Larmina., @larmina-
8.4.2026 09:35:05
5 puan verdi

Günün yazısıni beğeniyle okudum
Tebriklerimi bırakıyorum Boran şairim

Saygilar
mustafa ertürk
mustafa ertürk, @mustafaerturk1
8.4.2026 04:07:37
5 puan verdi
Genel olarak edebiyat ve özel olarak şiir üzerine erbabından erdemli bir analiz. kimi bölümleri dönüp okudum; çokça yararlandım. Kısaca okudum gözlüğü çıkardım geriye yaslandım SELAMA DURDUM. Devamını okumak dileği ileve
hocama saygı şafağın selamıyla.
howlin wolff
howlin wolff, @vortexgazininoglu
7.4.2026 19:01:55
boran üstad guzel yazı olmuş özellikle yazıda andığın şairlerin ortak noktası var hepsi de yenilikçi şairler özellıkle ıkıncı yeni garip akımı nazım hıkmet rimbaud Baudelaire: bu şairler o donemdeki vasat şiir algısını kırarak yepyenı bır biçim ve ıcerık üreterek kendi şiir evrenlerını yenılıkcı olarak kurmus şairlerdi ve ece ayhan ılhan berk nazım hikmet garip akımı cok eleştiri de almıslar zamanında yazdıgın gibi ..sonradan da cok okur kıtlesı de olusturmuslar hele ece ayhanın yazdıgı sıırlere sacmalık dıyorlarmıs bir donem ..fakat sonradan ece ayhan da kendi tarzını kabul ettırmıstır ve bu şairlerin hepsı nerdeyse taklıt edılmıstır..eger her yeteneklı adamı yazdıkları için eleştiren insanların goruslerıne bu insanlar uysaydı bu yenılıkcı şairler olmayacaktı aynı basma kalıp klişe şiir yazan şairler olacaktı bu şairler...onun için yenılıkcı yazar şairden korkmamalı misal bir siteye bazı şiirlerimi ekledim bı ara süperçürket adlı şiiri ekleyınce süperçürket ismini degıstır başka ısım koy anlamı yok dedıler sıte yonetımı dedımkı süper marketten ilham alarak kapitalizm eleştirisi ıcın süperçürkete dönüştürdüm bunu dedimm..o zaman cehennet diye kelıme türeten daha bir sürü kelıme üreten ece ayhanı küçük iskenderi cemal süreyayı nereye koyacaksınız dedim haklı olarak .daha yazmayacagım sizin sıteye dedım .attılar sıteden benı:))şair özgür olmalı sınırsız bir özgürlüğü olmalı deformasyon adına da yenılıkcılık adına da sınırsız özgür olmalı... degerlere dinlere küfür hakaret olmadıktan sonra her yenılıgı yapabılmelı metinde.... buna ikide bir saçma sapan eleştiriler sır şairi sınırlar küstürür günün yazısı seçilir kesın bu yazı selam olasun boran üstada
Etkili Yorum
elif.kurt
elif.kurt, @elif-kurt
7.4.2026 14:52:40
5 puan verdi
şiir dünyasına ilk adım attığımda şiirin sözlük anlamı vardı zihnimde, şiir dünyasını keşfetmeye başladığımda aynı duyguların farklı farklı renklerde , desen desen işlenerek çok ince bir işçilikle duyguları taşıdığını gördüm harflerin, bu güzelliğe şahit oldukça, o basit anlamın bir virgül kadar dahi değeri kalmadığını anladım.

insanların duygularını kalıba sokmak yerine kalıbı duygulara koymuşlardı sanki, evet ölçüsü olan şiirler ve heceler vardı ancak, serbest şiir her insanı şiire çağırıyordu, adeta her insanın içinde bir şiir var da onu dile getirebilir gibi hissettirdi bana, eğer serbest ölçü olmasa ben hiç cesaret edemezdim, benim için şairlik doğuştan geliyordu çünkü her isteyen yazamazdı o bilinç vardı işte az da olsa bu düşüncemi kırdı serbest ölçü. (Yine de doğuştan gelen bir duygu derinliği olan şairlerin şiirlerinin tadının bambaşka olduğunu söyleyebilirim.)

şiir yazmak zaman içinde iç yolculuğunla birlikte kendini geliştirdiğin ve hem kendini hem başkalarını okuyabildiğin bir sanata dönüşüyor, o yüzden metin şeklinde yazarak başlasa da insanlar bunların heveslerinin kırılmamasını isterdim çünkü zaman ve diğer şairlerin ışığı ile okudukça kendini geliştiren bir hal alacak şiir ve şair, bu hevesi kırılmadığında bu yolu daha çabuk kat edileceği muahakkak. Şiir insanın farkındalığını arttırırken bazen da toplumsal bir acıyı , geçmişi, tarihi konu alarak geniş kitlelere hitap ediyor, her derinlik her kelimenin arkasına yüklenen mana, şiiri daha zirveye çıkarıyor,

bir çok şair, şairimin de dediği gibi taklit ile bu yola çıkar ama her insanın kendi içinde öğrendiklerini harmanladığı ve kendi sesini yansıtan bir dili vardır, taklit edilse dahi o ses asla tutturulamaz, çünkü şiirde ki imge kendine özgü olacağı için kendi iç sesini yansıtacağı için taklitte kalır kendi sesini bulmayanlara ve görülmez zamanla yok olur.

duyguya ve manaya önem verilerek bakılmasını ve eleştirinin dozunda yapılmasını çok isterdim, bu yazıyı okudukça da bunu hissettim, özellikle şiir eleştirilirken şaire zarar verilmesi çok çok üzücü, sanatla uğraşan ve fikirlere açık olan insanlar olarak en çokta biz bunu yapmamalıyız.

değerli kardeşim ve şiirde çok yol kat etmiş can şairim, verdiğin bilgi ve derinlik bu konuyu hem çok güzel anlatmış hem de saygıyı vurgulamış, şiiri taklit edildiğinde sonunu anlatmış, harika bir eser okudum kaleminden ışığın her daim yansısın, tebrik ederim, emeğine yüreğine sağlık.



Etkili Yorum
Deniz Pınar
Deniz Pınar, @denizpinar
7.4.2026 14:11:56
Çok sağlam bir yazı. Yazan çizen her kimse varsa okumalı. Kimse kimseyi kendi estetik yargılarını taşımıyor diye suçlamasın diyor özetle. Şairlerin poetikalarından da bahsetmiş yazı,haklı noktaların altını çize çize okudum. Şiir tabi ki bir estetik bir duyuş bir müzikalite taşımalı diye düşünüyorum. Ve tabi ki düz yazılaşan bir şiire ne yazık ki ben de tepkiliyim. Sanırım şiir, benim duyumsadıgım hissi ancak cümleler şekline sokamadığımı anladığımda ve onu bir define avcısı gibi bir başka şiirde gün yüzüne çıkardığımda damağımda tar bırakıyor. Bu da benim poetikam olsun. Sağlam kalemin güzel düşüncesini tebrik ederim.
Etkili Yorum
BEŞİĞİ KALEMDEN
BEŞİĞİ KALEMDEN, @besigikalemden
7.4.2026 13:03:36
5 puan verdi
İbnü'l-Arabi'nin meşhur kaidelerinden birini getirirdi aklıma yazınız.
'Allah tecellisini asla tekrar etmez.'
Aşk her gönüle girer ama gönül aynasından başka başka yansımasının adıdır şiir.
Duygular her gönülden vede zamandan dahil başka düşer dile .

Muazzam, anlam dolu bir yazı okuttunuz .
Kalbinize , kaleminize sağlık hocam.
Saygılarımla 💐
kayıtlı
kayıtlı, @kayitli
7.4.2026 12:53:43
Çok güzel anlatmışsınız.
Çok beğendim
Zerrin özen
Zerrin özen, @zerrinozen
7.4.2026 12:37:07
5 puan verdi
Tebrik ediyorum hocam.
Bu harika eseri ve usta yazarı şairi kutluyorum.
Selamlar saygılar sevgiler sunuyorum 🙏☕
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL