1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
82
Okunma


Birinci Bölüm: Dünyaya Merhaba
Kınalı Kuzu 10 civarında koyunları olan bir çiftlikte doğdu.
Dünyaya geldiğinde ilk gördüğü annesi oldu. Annesinin hareketleri onu çok mutlu ediyordu. Tatlı tatlı sesler çıkartıyor, onu kokluyor ve yalıyordu.
Her halde sevgi denilen şey bu olmalıydı.
Bazen içinden gelen bir dürtü onu annesine yaklaşıp memelerini emmeye zorluyordu. Her halde bu acıkmak olmalıydı. Emerken ondan aldığı sıvı çok lezzetli oluyordu.
Ayrıca onu mutlu eden yalnızca o sütün lezzeti ve açlığını gidermesi de değildi. Annesine bu kadar yakın olmak, onun kokusunu almak, sıcaklığını hissetmek de Kınalı Kuzu’yu çok mutlu ediyordu.
Kınalı Kuzu’nun da annesinin de çıkardıkları tek ses melemekten ibaretti. Bildikleri ve çıkartabildikleri tek kelime “me” sesiydi.
Ama o tek kelime annesiyle olan iletişim için yeterli oluyordu. Annesi onun her bir melemesinin ne anlama geldiğini biliyor, acıkmışsa onu emziriyor, sevilmek isterse onu kokluyor ve yalıyordu.
Annesinin her bir melemesinden de Kınalı Kuzu ne anlatmak istediğini anlıyordu. Yanına çağırmışsa yanına gidiyor, süt emmesi gerekiyorsa annesini emiyor, artık uyumaları gerekiyorsa yatıp uyuyorlardı.
Çiftlikte başka koyunlar ve kuzular da vardı. Onlar da meleşirlerdi. Ama nedense diğerlerinin melemeleri arasından annesinin sesini kolayca seçebiliyordu. Aynı şekilde, kendisi de ne zaman annesine duyurmak için melerse, annesi o kadar koyun ve kuzunun arasından onun sesini seçebiliyordu.
Çiftliğin sahibi insanlar da bazen gelip Kınalı Kuzu’yu kucaklarına alıp seviyorlardı. O bundan da büyük mutluluk duyuyordu.
Yalnız bu insanlar birbirleriyle de konuşurlar ve bu konuşmada çok sayıda kelimeler kullanıyorlardı. Onların bunca kelime hazneleri olduğuna göre çok iyi anlaşıyor olmaları gerekirdi. Hatta bazen birbirlerine gülerlerdi. Koyunların yapamadığı bu gülmek davranışı her halde insanların çok mutlu olduğu anların işaretiydi. O nedenle Kınalı Kuzu bol konuşmalı ve kahkahalı sohbetleri sırasında onlara imrenerek bakardı.
Ama bir defasında insanların diyaloğunda ses tonları pek de hoş çıkmıyordu. Birbirlerine karşı kaşlarını çatarak bir şeyler söylüyorlar ve hiç gülmüyorlardı. Hatta bu davranışlar giderek Kınalı Kuzu’yu korkutan bir hal aldı. İnsanlar birbirlerine önce elle sonra da odun parçalarıyla vurmaya başladılar…
Her halde insanların kavga dedikleri bu olmalıydı!
Kınalı Kuzu bu sahneyi izlerken çok korktu ve koşarak annesin arkasına gizlendi. Ama annesi dâhil diğer koyunların bu olaydan hiç etkilenmemiş olduklarını gördü. Her birisi keyifli keyifli geviş getiriyorlardı.
Annesine meleyerek bu olaydan rahatsız olduğunu anlatmaya çalıştı. Ama annesi onu kokladı ve yaladı. Sonra da çıkardığı seslerle sanki “Üzülme kuzum, bu insanların sorunu. Onlar şimdi dövüşür, sonra barışır!” der gibi ona bakıyordu.
İlk zamanlar yalnız annesini emerek beslenen Kınalı Kuzu büyüdükçe yavaş yavaş annesi ve diğer koyunlar gibi otlardan da yemeye başlamıştı. Onlar taze, hoş kokulu ve lezzetli şeylerdi. İnsanların nedense hiç otların üzerine eğilerek onların yaptığı gibi yediğini görmemişti. Bu kadar lezzetli şeyleri yemeyişlerine de anlam veremiyordu.
Çiftlikte insanların tarla dedikleri ve koyunların girmemesi için çevrilmiş bir alan vardı. Orada çok güzel, rengârenk sebze denilen yiyecekler vardı. İnsanlar bazen onlardan toplayıp eve götürürlerdi. Belli ki onlardan yiyorlardı. Ama hiç doğrudan yediklerini görmemişti. O sebzelere bir takım işlemler uyguluyorlardı. Bazen insanların bahçede yemek yedikleri olurdu. Orada yemeklerini kaşık veya çatal gibi demir araçlarla tabaklardan yerlerdi. O tabaktaki yemekler de her halde tarladan topladıkları sebzelerden yapılıyordu. Yemeklerin üzerinden buhar çıkıyordu. Demek ki o yemekler sıcaktı.
Kınalı Kuzu sıcağın ne demek olduğunu biliyordu. Bir defasında insanlar bahçede ateş yakmışlardı. Kınalı Kuzu görüntüden korkmuştu ama yine de merak ettiği için yanına yaklaşmaya çalıştığında biraz canı yanmıştı. İnsanlar da onu tutup severek oradan uzaklaştırmışlardı. Sonra da bu ateş dedikleri şeylerin üzerinde tencere dedikleri metal aletlerin içinde yiyeceklerini değişime uğratıyorlardı. Buna pişirmek diyorlardı. Yani insanlar birçok yiyeceğini pişirmeden yemiyorlardı. Her halde pişince daha lezzetli oluyordu.
Artıklarını bazen koyun ve kuzulara da yediriyorlardı ve Kınalı Kuzu o nedenle pişirilen yemeklerin daha lezzetli olduğunu biliyordu.
Bir defasında yine insanlar bahçede yemek yemişlerdi. Tabakları, kaşıkları toplayıp eve götürdüklerinde Kınalı Kuzu yerdeki otların üzerinde beyaz tozlar gördü. Merak edip, kokladı ama herhangi bir koku hissedemedi. Sonra yaladı, çok lezzetli bir şey olduğunu hissetti. O tozların bulaştığı yerdeki otları iştahla yedi. Daha sonraları bu beyaz tozun adının tuz olduğunu öğrendi. Her halde insanların yedikleri yemekler bu tuz sayesinde o kadar lezzetli oluyordu.
(sürecek)
Kadir Tozlu
30.06.2026
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.