Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılamaz. cicero
gurelsurucu
gurelsurucu

BABAMIN ÇAKISI

Yorum

BABAMIN ÇAKISI

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

187

Okunma

BABAMIN ÇAKISI

Babamın anısına
Haziran ayının o ıslak sabahında, köyün üstüne çöken gri bulutlar sanki günlerdir aynı yerde duruyordu. Yağmur üç gündür dinmemişti. Dağların ardından gelen rüzgâr, suyun kokusunu erik bahçelerine taşıyor; dallardaki meyveler, damlaların ağırlığıyla yere doğru eğiliyordu.
Durmuş, evin önündeki ahşap sırada oturmuş, avucundaki çakıyı çevirip duruyordu. Sapı yılların kullanımından kararmıştı. Bir köşesinde belli belirsiz bir çatlak vardı; çeliği artık ilk günkü kadar parlak değildi ama ağzı hâlâ keskindi. Sivas pazarında, babası almıştı o çakıyı. Durmuş daha on dört yaşındayken. O günü bütün ayrıntılarıyla hatırlıyordu. Babası tezgâhın başında uzun uzun pazarlık etmiş, sonunda çakıyı avucuna bırakmıştı.
"Kaybetme bunu."
Durmuş çocuk aklıyla başını sallamıştı. Babası gülmüştü. "Kaybetme derken çakıyı demiyorum oğlum. Kendini kaybetme."
O zaman anlamamıştı. Çakıyı cebine koymuş, yeni oyuncağına kavuşmuş gibi sevinmişti. Yıllar sonra babasının ne demek istediğini, şehir hayatının o hırçın kalabalığında yorulup kendi içine döndüğünde, yavaş yavaş anlayacaktı. Şehir, insanı törpüleyen, unutturan bir değirmendi; köy ise o değirmenin suyunun biriktiği havuzdu.
Yağmur biraz hafifleyince bahçeye doğru yürüdü. Patika eskisi kadar belirgin değildi. Son yıllarda köyün içinden geçen yol genişletilmiş, bazı yerler dozerlerle düzeltilmişti. Çocukluğunda yalınayak koştuğu toprak, artık yer yer çakıl ve betonla kaplıydı. Bahçeye varmadan önce derenin yanından geçti. Eskiden "yanından geçti" denirdi. Şimdi dere görünmüyordu. Yalnızca yerin altından gelen boğuk, huzursuz bir uğultu duyuluyordu.
Birkaç yıl önce köyün içinden geçen o can suyu, plastik boruların içine hapsedilmişti. "Su kaybı çok oluyor, yola zarar veriyor vs." Bahane çoktu. Durmuş o günlerde şehirdeydi; döndüğünde dereden geriye kalan tek şey, kurumuş bir yara izi gibi uzanan o dar, yoldu. Eğilip toprağa baktı. Çocukluğunda dere kıyısında kümelenen su tereleri artık yoktu. Suyun kenarında büyüyen yabani nanelerin o ferahlatıcı, insanı çocukluğuna götüren kokusu da... Yerini geniz yakan, soğuk ve ruhsuz plastik boru kokusuna bırakmıştı.
İlkbaharda taşların altında telaşla dolaşan su böcekleri, kurbağa yavruları, akıntıyla nazlı nazlı dans eden ince uzun yeşil otlar... Hepsi sanki başka bir zamana, masalsı bir geçmişe aitti. Babası bu dereyi çok severdi. Yaz günlerinde harman yerindeki ağır işten dönünce ayakkabılarını çıkarır, ayaklarını suya sokardı. Bazen Durmuş’u da yanına çağırırdı. "Bak," derdi, gözleri derenin şırıltısında. "Su acele etmez ama yolunu bulur. Sabırlıdır, taşı aşındırır ama kendine bir yol açar."
Şimdi su vardı ama görünmüyordu. Sesini duyuyor, kendisini göremiyordun. Sanki köyün kalbi sökülüp yerin yedi kat altına gömülmüştü.
Durmuş yürümeye devam etti. Bahçeye vardığında yaşlı erik ağacının altına geçti. Bu ağacı dedesi dikmişti. Babası yıllarca budamış, bakımını yapmıştı. Şimdi dalların bir kısmı kurumuştu. Geçen kış çıkan fırtınada büyük bir dal kırılmış, gövdenin yan tarafını yaralamıştı. Durmuş çakıyı cebinden çıkardı. Çıkan o tanıdık "çıt" sesi, yılların yorgunluğunu ikiye böldü. Ağacın kabuğundan sarkan kuru parçaları dikkatle temizlemeye başladı. Çakının metal sesi, yağmurun ritmine karışıyordu.
Bir an babasının ellerini hatırladı. Kalın parmaklı, nasırlı, tütün kokan o elleri. Bir ağacın dalına dokunduğunda bile sanki bir bebeği sever gibi dikkatli davranırdı. "Kesmek kolaydır," derdi. "Zor olan yaşatmaktır. Bir dalı budarken bile onun canını acıtmamak gerekir." Durmuş çakıyı kapattı. Bu söz de yıllar sonra, kendi hatalarını budamaya çalıştığı günlerde anlam kazanan sözlerden biriydi.
O gün öğleye doğru yağmur yeniden hızlandı. Bahçenin aşağı tarafında çalışan komşusu Hasan seslendi. "Durmuş!"
"Efendim?"
"Akşam yine kuvvetli yağacakmış."
Durmuş başını salladı. Hasan bir süre sustu, sonra derenin olduğu tarafı işaret etti. "Eskiden olsa taşardı şimdi. Buraları sel basardı."
Durmuş dönüp baktı. Yolun altındaki borulardan gelen uğultu daha belirgindi. "Taşmaz artık."
Hasan acı bir tebessümle güldü. "Taşmaz da... dereye benzemez oldu. İçine hapsoldu garibim." Söz havada asılı kaldı. İkisi de devamını getirmedi; çünkü ikisi de derenin artık özgür olmadığını, bir boruya hapsedildiğini biliyordu.
Akşama doğru yağmur biraz daha sertleşti. Durmuş eve dönmek için yola çıktı. Derenin üzerindeki yoldan geçerken yeniden durdu. Karşı kıyıda, o yaşlı söğüt ağacı hâlâ oradaydı. Çocukken babası onun dallarından düdük yapardı. Çakıyı açar, ince bir dal keser, birkaç dakika içinde ustalıkla yontar, o dalı öten bir düdüğe dönüştürürdü. Durmuş ilk başlarda beceremezdi; ya kabuğunu zedeler ya da ses çıkarmasını sağlayamazdı. Babası gülerdi. "El öğrenir evlat. Ama önce bakmayı öğreneceksin. Ağacın sana nerede izin vereceğini görmen lazım."
Yağmur, söğüdün sarkan dallarını bir kamçı gibi sallıyordu. Ağacın altı eskisi kadar yeşil değildi. Bir zamanlar arıların uğultusunun eksik olmadığı sarıçiçekler, yerini dikenli, yabani otlara bırakmıştı. Durmuş çakıyı açtı. Dala uzanacakmış gibi yaptı, bir düdük yapmayı düşledi. Ama vazgeçti. Belki de artık düdük çalacak kadar neşeli değildi.
Akşam karanlığı çökerken eve vardı. Çakıyı masanın üzerine bıraktı. Yağmurun sesi çatıyı dövüyordu. Bir süre pencerenin önünde, sisin içine gömülen tepelere bakarak oturdu. Babasının ölümünün üzerinden yıllar geçmişti ama bazı eşyalar zamanın dışında kalıyordu. Dokunduğun anda yıllar geri geliyor, o eski sofranın, o eski derenin kokusu odayı dolduruyordu.
Gece boyunca yağmur sürdü, sabaha karşı dindi. Ertesi gün Babalar Günü’ydü. Durmuş erkenden uyandı. Sanki bir randevuya gider gibi hazırlandı, çakıyı cebine koydu ve bahçeye doğru yürüdü. Gökyüzünde dağılmış bulutların arasından cılız bir güneş görünüyordu. Yolun altındaki borulardan yine o boğuk su sesi geliyordu; ama bu kez, sanki bir yakarış gibi, daha güçlüydü.
Bahçeye doğru yürüdü. Bulutların arasından çıkan güneş, ıslak yaprakların üzerinde parlıyordu. Yaşlı erik ağacının yanına geldiğinde rüzgârın kırdığı ince bir dalın aşağı sarktığını gördü. Bir süre olduğu yerde durdu. Sonra çakıyı çıkardı. Bıçağı açtı. Kesilecek yere baktı. Ağacın gövdesine baktı. Bir an elindeki çakıyla babasının elindeki çakı birbirine karıştı sanki. Dalı tek hamlede kesti. Kesilen parça toprağa düştü. Durmuş eğilip aldı.
Uzakta bir yerden karga sesi geldi. Rüzgâr yeniden yükseldi. Aşağılarda, görünmeyen suyun sesi duyuluyordu. Durmuş başını çevirip o tarafa baktı. Bir süre öylece durdu. Sonra çakıyı kapattı. Avucunda birkaç saniye tuttu. Sonra cebine koydu. Bahçeden çıkarken dönüp son kez erik ağacına baktı. Kesilen dalın yerinden aşağıya doğru bir damla süzülüyordu.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Babamın çakısı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Babamın çakısı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
BABAMIN ÇAKISI yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL