0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
63
Okunma

13 D BİNASI
Faruk sınıfın penceresinden dışarı baktı. Kış gecesinin üstüne çöken puslu ay, gökyüzünde sanki kül rengine boyanmış bir buz gibiydi. Bahçedeki çıplak ağaçların dalları rüzgârla sallanırken okulun eski hoparlörlerinden çoktan kesilmiş olan akşam ezanının uğultusu hâlâ koridorlarda dolaşıyor gibiydi.
Burası sıradan bir okul değildi. Üsküdar’daki eski bir imam hatip lisesiydi.
Öğrenciler kendi aralarında bu eski yapıya “13D” derdi. Bunun ne anlama geldiğini tam olarak kimse bilmezdi. Ama söylenene göre okulun bodrum katında kullanılmayan on üçüncü bir derslik vardı. Resmî kayıtlarda görünmeyen bir oda… Ve geceleri bazen oradan sesler gelirdi.
Genç öğretmenin gerçek adı Lale’ydi. Otuz yaşındaydı. Edebiyat öğretmeniydi. O gece son derste öğrencilerine Köroğlu Destanı’nı anlatıyordu. Sınıftaki sarı ışık yüzünü solgun gösteriyordu. “Elinizde güç olsa,” dedi sakin bir sesle, “zulme karşı çıkmak için neyi göze alırdınız?”
Arka sıralardan biri güldü. “Hocam vallahi ben hiçbir şeye karışmam. Başımıza bela alırız.”
Sınıfta hafif kahkahalar yükseldi.
Lale gülümsedi ama gözlerinde bu gülmsemeden eser yoktu. “İnsan bazen karışmamayı seçemez,” dedi. “Bazı kötülükler sessizlikle büyür.”
Ön sıradaki Banu söz aldı. “Köroğlu aslında babası için değil hocam. Onurunu kaybettiği için savaşmıştı.”
Lale başını yavaşça salladı.“Evet,” dedi fısıltıya yakın bir tonla. “Bazı insanlar canı yandığı için değil… ruhu kirletildiği için değişir.”
O anda sınıfta garip bir sessizlik oldu.
Koridordan ağır ayak sesleri geçti.
Öğrencilerin çoğu dönüp kapıya baktı. Ama kimseyi göremediler.
Lale bir an sustu. Sonra konuyu değiştirir gibi yaptı. “Hadi,” dedi. “Defterlerinizi çıkarın. Bu geceki kompozisyon konusu şu: İnsan kötülüğe neden boyun eğer?”
Öğrenciler yazmaya başladı. Ama sınıfın en arkasındaki Savaş yazmıyordu. Çünkü onun gözleri öğretmenin arkasındaki aynadaydı... Ve aynada… Lale görünmüyordu.
Çocuk bir anda bembeyaz kesildi.
“Hocam…” dedi titreyerek.
Lale yavaşça döndü.
“Ne oldu?”
Savaş cevap veremedi.
Çünkü aynada sadece sınıf vardı. Sıralar… Tahta…Öğrenciler… Ama öğretmen yoktu.
Bir anda floresan lambaları titremeye başladı. Sınıf buz gibi oldu. Ve Lale’nin zihninde iki yıl önceki o gece yeniden canlandı.
Yılbaşından birkaç gün önceydi. Okulun bodrumunda yapılan gizli toplantıyı yanlışlıkla görmüştü. Cübbeli adamlar… Kur’an ayetlerini bozarak okuyan karanlık sesler… Çocukların isimlerinin yazılı olduğu eski defterler… Ve ortada duran, yüzü kapalı küçük bir çocuk.
Kaçmaya çalışmıştı. Ama yakalamışlardı. Onu okulun arka tarafındaki lojman dairesine sürükleyip diri diri yakmışlardı. İçlerinden biri sürekli aynı cümleyi söylüyordu; “Arınmadan hakikate ulaşılamaz…”
Sonra satır darbeleri başlamıştı. Ve Lale bayılmış ya da ölmüştü. Öyle ki şimdi iki dünya arasında sıkışmış gibiydi. Ne yaşayanlardan biri olabiliyordu… Ne de ölülerden.
Gündüzleri öğretmen gibi dolaşıyor, geceleri ise okulun koridorlarında gezen bir gölgeye dönüşüyordu. Çünkü bu okulda hâlâ çocuklar kayboluyordu. Ve o tarikatın kokleri hâlâ içerideydi.
Müdür yardımcısı Rafet Hademe Meryem… Vakfın genç vaizi Selim… Hepsi aynı yapının parçasıydı.
Ama Lale artık korkmuyordu. Çünkü öldürülen bir insanın kaybedecek hiçbir şeyi kalmazdı. Tahtaya yavaşça tek bir cümle yazdı;
“Bazı cehennemler öldükten sonra yaşanmaz.” "İçinde sevgi barındırmıyorsan, yaşarken de cehennemdesin!
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.