0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
34
Okunma

DOLUNAY
Yeliz Hanım, eşinden ayrıldıktan uzun bir süre sonra nihayet hayatına başka bir erkek almıştı. Her şeyi ağırdan alıyor, onu acele etmeden tanımaya çalışıyordu. O akşam, bir yandan kahvesini yudumlarken bir yandan da hayatına almak istediği adamı düşünüyordu.
“Bu kadar kısa bir sürede bir insan beni nasıl bu kadar çok sevebilir?” diye geçirdi içinden.
Düşüncelerinin ve kendi yargılarının oluşturduğu girdaptan kurtulmak istercesine, kahvesini fincanda yarım bıraktı ve kendini dışarı attı.
İstanbul’un kalabalığından uzak, Şile’nin yemyeşil tepelerine kurulmuş eski bir bahçede yaşayan Yeliz Hanım, mayıs ayının ikinci dolunayının yükseldiği bir gecede yürüyüşe çıktı.
Gümüş renkli ay ışığı, yabani çiçeklerin ve meyve ağaçlarının arasına ince bir tül gibi seriliyordu. Çiy damlalarıyla ıslanmış çimenler çıplak ayaklarını okşarken, gecenin ılık havası tenini sarıp sarmalıyordu. Bahçenin dört bir yanını süsleyen güllerin ve mürver çiçeklerinin hoş kokusu, aldığı her nefeste ruhuna işliyordu.
Attığı her adımda kendini biraz daha canlı, biraz daha özgür hissediyordu. Günün telaşı, insanların gürültüsü ve hayatın yükleri geride kalmıştı. Şimdi yalnızca gece, doğa ve kendi iç sesi vardı.
Bir süre sonra durdu. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Dolunay, bütün ihtişamıyla tepede parlıyordu. Hemen yanında, ay ışığının yumuşak aydınlığı altında duran altın renkli heykelcikler sessizce bahçeyi seyrediyordu. Rüzgâr hafifçe esiyor, ağaç dalları usulca sallanıyordu.
Yeliz Hanım, bu dolunayın taşıdığı özel enerjiyi hissedebiliyordu. Yay burcundaki mayıs dolunayı ona yeni ufukları, yeni başlangıçları ve umutla bakılan yarınları hatırlatıyordu. İçindeki yaşam sevinci yeniden filizleniyor; tutkuları, hayalleri ve yaratıcılığı, bahçedeki çiçekler gibi açıp serpiliyordu.
O gece, doğanın kalbiyle kendi kalbinin aynı ritimde attığını fark etti. Ruhunun, bedeninin ve duygularının bir bütün hâline geldiği o eşsiz anlarda hissedilen ince titreşim, gecenin sessizliğiyle birleşerek onu derin bir huzura taşıdı.
Dolunay yavaşça gökyüzündeki yolculuğunu sürdürürken Yeliz Hanım gülümsedi. Çünkü biliyordu ki insanın yaşamla kurduğu en güçlü bağ, sevginin içten ve doğal akışında saklıydı.
Ve o an içinden tek bir cümle geçti;
Aşkın, sevginin en açık kanıtı; "FEDAKÂRLIKTIR."
“Sevmek, hayatın en saf mutluluğudur. Bu yüzden beni seven bir adama karşı daha cömert olmalı; onun beni sevdiğinden daha çok sevmeliyim."
Efkan ÖTGÜN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.