0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
18
Okunma

TİYATRO
Pazar gecesi geç vakitlerdi.
Sami, evdeki tek penceresiz odanın zemininde bağdaş kurmuş oturuyordu. Burası, “Hayallerinin dans ettiği oda”ydı. Annesi Meryem bu odaya böyle derdi. Oğlu ile burada sessiz sessiz oyun oynar, huzurlu ve eğlenceli anlar yaşardı.
Meryem’in haftada yalnızca birkaç saat süren boş zamanlarının tadını çıkarırlardı. O anlar, hayatlarının en güzel anlarıydı.
Sami, çocuk aklıyla çok uzaklarda kalmış gibi hissettiği eski günleri yalnızca silik anılar hâlinde hatırlıyordu.
Babası genç yaşta ölmüştü. Geriye ise borçlardan ve kötü anılardan başka hiçbir şey bırakmamıştı.
Sami, o zor günlerde başka çocukların mutlu hayatlarını uzaktan seyreden yaralı ve dışlanmış bir çocuktu.
Sonra annesi Meryem’in karşısına beklenmedik bir fırsat çıkmış, çok iyi maaşlı yeni bir iş bulmuştu.
Haftanın altı günü çalışıyor, o günlerde Sami’ye bir bakıcı göz kulak oluyordu. Yalnızca pazar günleri birlikte olabiliyorlardı.
Bu pazar da Sami’ye vakit ayıracağı bir gündü ve şimdi Sami ile birlikte Kukla tiyatrosu oynayacaktı…
Sami’nin uzun zamandır hayalini kurduğu rengârenk ahşap kukla tiyatrosu tam karşısında duruyordu.
Altı küçük el feneri, başının üzerindeki kıpkırmızı perdeyi aydınlatıyordu. Sami, kocaman mavi minderin içine gömülmüş hâlde heyecanla bekliyordu.
“O la la!..”
Küçük perde ağır ağır açıldı.
“İşte Karagöz yine burada!”
Bu, Meryem’in oğlu için hazırladığı ilk gösteriydi. Altı yaşındaki Sami nefesini tutmuştu.
Derken ışığın içinde tuhaf bir el kuklası belirdi. Bir başka el feneri daha yandı.
Kırmızı sivri şapkalı Karagöz bir anda ortaya sıçradı. Upuzun kırmızı burnu vardı. Kulaktan kulağa uzanan ürkütücü bir gülümsemeyle sırıtıyordu.
“Hu huu! Bakalım burada kimi görüyoruz? Uslu Sami’yi mi, Havalı Sami’yi mi, Keyifli Sami’yi mi? Nasıl bakalım dostum?”
“OLEEE!” diye bağırdı Sami, ellerini çırparak.
“Ben burada yeniyim! Seni güldürmek ve şaşırtmak için geldim!”
Şapkasının uzun ucu yüzüne düştü.
“Ama elbette yalnız değilim! Her zamanki gibi sevgili dostum Hacıvat’i de getirdim! Çık ortaya afacan!”
Bir anda yeşil renkli başka bir kukla göründü. Başında kasket vardı. Tombul yanaklı yüzü kahkahalar saçıyordu.
“Merhaba Sami! Ben Hacivat! Karagöz’ün dünyadaki en iyi arkadaşıyım!”
Sami hemen kahkahalara boğuldu.
Meryem sesini ustalıkla değiştiriyor, kuklaları gerçekten yaşıyormuş gibi oynatıyordu.
“Nasılsın bakalım Hacivat?” diye ciyakladı Karagöz.
“Biraz sıkıldım doğrusu.”
“Sıkıldın mı? Neden bakalım?”
“Çünkü artık heyecan kalmadı! Geçen hafta haydutu ininde dumana boğduk! Ondan önce de cadının süpürgesini yaktık…”
“Dur! Çocuğun önünde onu söyleme!”
“…Şey… ağzında elmayla birlikte hani oraya soktuk işte!”
“Üç gün önce de şeytanı fena hâlde benzettik! Boynuzları zangır zangır titredi!”
“Hacivat…” dedi Karagöz, iyice yaklaşarak.
“Şimdi geriye yalnızca bir sorun kaldı. Yok edilmesi gereken son bir kötü!”
Hacivat ürperdi.
“Yoksa…”
“Evet! O toplum dışı yaratık! O rezil mahluk!”
Sami kahkahadan yerlere yatıyordu. Annesi sırf onun için yepyeni bir karakter uydurmuştu.
“Böyle bir pisliğin hâlâ ortalıkta dolaşması korkunç!” dedi Hacivat. “Üstelik bizim bodrumda saklanıyormuş!”
Karagöz heyecanla şapkasını salladı.
“Bir de yabancı adamlardan para alıp korkunç şeyler yapıyormuş!”
“Yoksa o… Belma Balo mu?”
“Evet! Şimdi hemen bodruma gidip bu işi bitirmeliyiz!”
Sami heyecandan titriyordu.
“Önden buyur Hacivat!”
“Olmaz! Bunun adı Hacivat ile Karagöz Tiyatrosu, Temel ile Salfinaz Tiyatrosu değil!”
Karagöz kahkahalarla sallandı.
Sami de kendini tutamadı. Uzun zamandır ilk kez böylesine içten gülüyordu.
Karagöz ile Hacivat coşkuyla el sallayıp sahnenin arkasında kayboldular.
Sami heyecanla yeniden alkışladı.
O anda tiyatronun arkasından bir gürültü yükseldi.
Tahta dekor sarsıldı.
El fenerleri bir anda söndü.
Küçük Sami karanlığın ortasında yapayalnız kaldı.
Hiç ses yoktu.
Sami; “Anne?” diyerek minderden kalktı. Elleriyle kukla tiyatrosunu yoklayarak arka tarafa doğru ilerledi.
“Anne?..”
“Anne!”
Bir şeye çarptı.
Yumuşak bir bedene…
Titreyen elleri annesinin dar kot pantolonuna dokundu.
Meryem’in çakmağını her zaman sol cebinde taşıdığını biliyordu.
Buldu.
Titreyen elleriyle çakmağı çaktı.
Küçük bir kıvılcım, yerde hareketsiz yatan bedeni bir anlığına gösterdi.
Sami tekrar denedi.
Bu kez küçük bir alev oluştu.
Ve o an…
Gözleri yaşla doldu.
Küçük çocuk zihni, anlamsızlığın içinde parçalanıyordu.
Meryem kollarını ve bacaklarını hissedemiyordu artık.
Sami’nin annesi yerde yan yatıyordu.
Boynuna kırmızı perdenin ip dolanmıştı.
Başında ise şeytani bir sırıtışla duran Karagöz kuklası vardı.
Sami artık gerçek dünyanın içinde değildi.
Çakmak alevi söndü.
Karanlıkta annesinin parfüm kokusunu hissetti.
Bir arkadaşının onun için özel hazırladığı o eşsiz kokuyu…
Daha sonra polis raporuna şöyle geçecekti;
“Otuz sekiz yaşındaki hayat kadını ve yetişkin film oyuncusu Meryem Berkant, sahne adıyla Belma Balo, evinde öldürülmüş hâlde bulunmuştur…”
Küçük Sami çığlık bile atamıyordu.
Gözlerinin önünde karanlığın içinde alaycı ışıklar dans ediyordu.
Ve sonra…
Karagöz’ün korkunç sesi, sol kulağının hemen yanında yankılandı;
“O LA LA LA! KÖTÜLÜK YİNE KAZANDI!”
Efkan ÖTGÜN
Gülhane parkı cinayeti (Son nokta) adlı kitaptan
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.