0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
45
Okunma

İSTİKLAL CADDESİ
(GÜNAH ÇIKARMA)
Cuma gecesi… Ayın on üçüne denk gelen o uğursuz gece…
İstiklal Caddesi’nin kalabalığı yavaş yavaş sönüyor, neon tabelaların ışıkları ıslak kaldırımlara vuruyordu. Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Lisesi’ne kadar uzanan caddede insan uğultusu hâlâ vardı ama gece, kendi karanlığını toplamaya başlamıştı.
Ağa Camii’nin ezanı çoktan susmuş, Saint Antoine Kilisesi’nin ağır taş duvarları Beyoğlu’nun kirli gecesini içine çekmişti.
Kilisenin içi ürpertici bir sessizliğe gömülüydü.
Peder Samuel, Meryem Ana heykelinin önünde kırmızı bir mum yaktı. Çünkü ona göre bazı dualar artık ışıkla değil, kanla yanıyordu.
Erimiş mum, ağır ağır aşağı süzülürken Samuel’in zihninde başka görüntüler beliriyordu; hor görülen insanlar, ezilmiş kadınlar, yaralı bedenler… Sanki balmumu değil de onların acıları akıyordu taş zemine.
Tam o sırada büyük kapı gıcırdayarak aralandı.
İçeri uzun pardösülü bir adam girdi. Kucağında kundaklanmış bir bebek vardı. Adam doğrudan günah çıkarma bölmesine yöneldi.
“Peder… Ne olur… Günah çıkarmam lazım…”
Sesinde ne telaş vardı ne pişmanlık. Bu durum Samuel’in içine açıklayamadığı bir korku düşürdü.
“Elbette evladım,” dedi. Ağır adımlarla ahşap kabine geçti. Adam da bebeğiyle birlikte karşı bölmeye oturdu.
Aralarında yalnızca ince bir tahta paravan vardı.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra adam konuşmaya başladı. “Beni affedin… Ya da affetmeyin… Çünkü yaptığım şey affedilecek gibi değil.”
Samuel haç çıkardı. “Tanrı’nın merhameti büyüktür. Anlat evladım.”
Adamın sesi karanlığın içinden geldi. “Anne olmaktan gurur duyan bir kadını öldürdüm. Çünkü onun Protestan olmasına dayanamadım.”
Kilisenin loşluğunda uzaktan bir tramvay sesi duyuldu.
“Doğum sırasında yaptım bunu… Tarlabaşı’ndaki eski bir apartmanda. Mor göbek bağını boynuna doladım.”
Samuel’in nefesi kesildi.
“Sandığımdan kolay oldu,” dedi adam sakince. “Önce çırpındı… Sonra altına yaptı. Ağzından havuç püresiyle çikolata kokan kusmuk geldi. Bana baktı… Öyle korkuyla baktı ki…”
Adam kısa bir kahkaha attı. “Sonra gözleri sustu.”
Peder Samuel’in elleri titremeye başladı. “Tanrım…” diye fısıldadı.
Adam devam etti; “Artık hiçbir çocuğu olmayacak. Ninni söyleyemeyecek. Emziremeyecek. Dua edemeyecek,” dedi.
Kilisenin dışında siren sesi, içerideyse yalnızca adamın sesi vardı.
“İşte günahım bu. Ve hiçbir güç bana pişmanlık duyuramaz.”
Samuel yutkundu. “Pişman değil misin evladım?”
Uzunca bir sessizlik sonrası, adam yeniden konuştu.
Bu kez sesi daha boğuktu. “Ölmeden hemen önce süt verdi. Ekşi bir kokuydu. Bedeni titriyordu… Garip şekilde hoşuma gitti.”
Samuel’in yüzü bembeyaz kesildi. “Sus…” dedi güçlükle. Ama adam susmadı. “Kendimi zor tuttum. Çünkü onunla yaşayabileceğim en mahrem an buydu.”
Peder Samuel gözlerini kapattı. “Buna kim şahit oldu?”
Adamın cevabı gecikmedi. “Kimse…” Bir an durdu. “Yalnızca istenmeyen bir tanık.”
O anda kabinin öbür yanından ince bir kahkaha yükseldi. Bir bebeğin kahkahası… Ama normal değildi bu. İçinde yaşlı bir adamın kötülüğü vardı.
Samuel donup kaldı. Kahkaha devam etti. Titreyen elleriyle kabinin kapısını itti. Kapı açıldığı anda gördüğü manzara karşısında kanı çekildi.
Adam ölmüştü. Bedeni sıranın üzerine devrilmişti. Gözleri korkuyla büyümüş, ağzı açık kalmıştı. Kucağındaki bebek ise ona bakıyordu. Bir bebekten çok bozulmuş bir surete benziyordu. Bitişik kaşları vardı. Yüzünde hastalıklı bir gülümseme dolaşıyordu. Ve gözleri, bir çocuğun gözleri değildi sanki.
Bebek kahkahasını kesip konuştu; “Şimdi bana bağışlanma duasını sen vereceksin, Peder.”
Samuel geriye sendeledi. Dizleri titriyordu. “Bu… mümkün değil…”
Bebek gülümsedi. “Kimse sana inanmayacak.”
Kilisenin mumları bir anda titredi.
Dışarıdan gelen İstiklal uğultusu sanki kilometrelerce uzağa gitmişti.
“Sen yalnızca yarım bir papazsın,” dedi bebek.
Samuel panikle cebindeki tesbihi çıkardı. Dua etmeye başladı. “Tanrı seni korusun ve kutsasın…” Ama sesi boğazında düğümlendi.
Bebeğin gözleri gittikçe büyüyor, karanlığın içinde parlıyordu.
Samuel’in bedeni kasıldı. Nefesi kesildi. Sonra bir anda taş zemine yığıldı. Kilisenin yüksek tavanında uğursuz bir sessizlik yankılandı. Ve o geceden sonra… Peder Samuel, Tanrı’nın adını her duyduğunda yalnızca tek bir şeyi hatırladı; İstiklal Caddesi’nin ortasında, insan kalabalığının içinde bile gizlenebilen kötülüğü… Çünkü kötülük her yerdeydi sokaklarda bütün mekanlarda, Tanrının evinde bile...
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.