0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
37
Okunma
HAYAL/ET EV
Mesai çıkışı biramı, müdavimi olduğum Kadıköy’deki eski bir meyhanede içmeyi severim. Mekân loştur; sigara dumanı tavana ağır ağır yükselir. Ama orada, çoğu aynı zamanda sanat danışmanlığı yaptığım müşterilerim olan eski dostları görmek insana tuhaf bir aidiyet hissi verir.
Geçen akşam yine onlardan biri "gerçekten dost denir mi, emin değilim" üçüncü birasını yudumlarken bana dönüp bir sır paylaşmak istediğini söyledi.
“Tabii,” dedim.
O hâlde gece tam 23.55’te, halk arasında “Hayaletli Ev” diye bilinen kurbağalı dere yanındaki binanın önünde buluşacakmışız. Evi mutlaka tanıyormuşumdur. Sonra birlikte içeri girecekmişiz. Belediyeden anahtarı önceden almış; normalde kimseye verilmezmiş ama basın kartı sayesinde işi kolayca halletmiş. Gazeteci olarak yine görev başındaymış; gerçeği ortaya çıkaracakmış. Böyle bir olayı araştırırken yanında bir tanığın olması da meslek etiği açısından gerekliymiş. Sonuçta topluma büyük bir hizmet sunacakmışız.
Derken biralar birbirini izledi. İlk bira, ikinci bira, üçüncü bira… Saat gece yarısına yaklaşırken ağır adımlarla Hayaletli Ev’e doğru yürümeye başladım.
Kadıköy’ün ara sokaklarında yıllardır anlatılan bir hikâyeydi bu. Rivayete göre her gece tam saat 00.00’da o evde bir hayalet ortaya çıkarmış.
“Bunu kendi gözlerimle görmeliyim,” diye düşündüm.
Özellikle de yanında sırları ortaya döküp sonra onları sosyal medyada paylaşan bir gazeteci varken…
Gerçekten de kapının önünde bekliyordu. Elinde kocaman, eski usul dövme bir anahtar vardı.
Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
İçeri girdik.
Saat 23.55’ti.
Birkaç dakika sonra ikinci kata çıktığımız sırada Ermeni kilisenin çanı gece yarısını vurdu.
On iki kez…
Ve sonra…
Ayak sesleri duydum.
Yavaş ama kararlı adımlar bize doğru yaklaşıyordu. Ardından titrek, sarımtırak bir ışık belirdi. İçimi buz gibi bir ürperti kapladı. Ensemden aşağı soğuk bir dalga indi ama korkumu bastırmak için kendi kendime yüksek sesle konuşmaya başladım.
Ayak sesleri yaklaşmaya devam ediyordu.
Tam o sırada arkadaşım ortadan kayboldu. Sanki ahşap zeminin içine çekilmişti.
Artık yalnızdım.
Bu lanet evde tamamen yalnızdım…
Ve o ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu.
Sonra olanlar bir anda oldu.
Birleşmenin gerçekleştiğini hissettim.
Bu ne bir kafa karışıklığıydı ne de bilimsel bir füzyon. Hayır… bu bambaşka bir şeydi. Benliğimin, artık benim olduğum o hayaletle birleşmesiydi.
Şimdi her gece tam saat 00.00’da, çanlar çaldıktan sonra o evde dolaşan kişi benim. Gürültülü adımlarla yürüyen… İnsanların korkuyla dinlediği o seslerin sahibi artık benim.
Tek amacım ise gerçeği araştırmaya gelenlere yaklaşmak… Onları da kendime benzetmek… Benim gibi yürüyen, yalnız “ortak hayaletlere” dönüştürmek. Yaptıkları hırsızlığı ahlaksızlığı, çocuk tacizlerinin üstünü örtmek. Karşı çikanları ise din ve yargı ile korkutmak(!)
Belki o zaman hiç bitmeyen yalnızlığım ve nasır bağlamış vicdanım biraz olsun durulur dinginleşir.
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.