1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
130
Okunma
İnsan bazen hayatın tam ortasında durup kendi kendine şu soruyu soruyor:
“İyi olmak neden bu kadar ağır bir yük gibi omuzlara bırakılıyor?”
Kötülüğün daha rahat yürüdüğü, çıkarın daha hızlı kazandığı, vicdanın ise çoğu zaman sessizliğe mahkûm edildiği bir düzen içinde insan, kendi iyiliğini bile sorgular hale geliyor. Çünkü hayatın içinde çoğu zaman dürüst olanın yorulduğunu, fedakâr olanın eksildiğini, insan kalmaya çalışanların ise sürekli bir şeylerden mahrum bırakıldığını görürüz. Bu da insanın iç dünyasında derin bir kırılma oluşturur.
Oysa insan olmak, vicdan taşımak, merhamet göstermek bir ceza olmamalıdır. Ama yaşananlar bazen tam tersini düşündürür. Çünkü hayat, çoğu zaman sesi yüksek çıkanların kurduğu bir düzen gibi görünür. Sessiz kalanların haklılığı değil, bağıranların gücü duyulur. Bu yüzden insan bazen kendi kendine kızar:
“Ben neden onlar gibi olamıyorum?”
“Neden haksızlığı normal göremiyorum?”
“Neden omuzlarım hep görünmeyen yüklerle dolu?”
Aslında bunun cevabı insanın karakterinde saklıdır. Herkes aynı vicdanla yaşayamaz. Bazıları kazanmayı insanlığın önüne koyar, bazıları ise insan kalabilmek için kaybetmeyi bile göze alır. İşte bu yüzden iyi insanlar çoğu zaman daha fazla düşünür, daha fazla hisseder ve daha fazla yorulur. Çünkü vicdan, insanın içine bırakılmış en ağır aynadır. İnsan o aynaya baktığında kendinden kaçamaz.
Sorular büyüdükçe cevaplar küçülüyor bazen. İnsan düşündükçe daha çok çıkmaza giriyor. Dünyanın düzeni neden böyle, neden kötülük daha rahat yol buluyor, neden samimiyet değersizleşiyor diye sorguladıkça zihnin içinde yeni sorular doğuyor. Ve bir noktadan sonra insan cevap aramaktan çok, yaşadığı kırgınlıkların ağırlığını taşımaya başlıyor.
“Dünyayı garipler yakar” denir hep. Ama gerçekte dünyayı yakan çoğu zaman sessizlerin çaresizliği değil, gücü elinde tutup vicdanını kaybedenlerin bencilliğidir. Çünkü insanlığı tüketen şey yoksulluk değil, merhametsizliktir. Sesini yükselterek haklı olduğunu sananlar çoğaldıkça, içindeki insanı korumaya çalışanlar daha da yalnızlaşır.
Ama yine de bütün bu karanlığın içinde unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
İnsan olabilmek hâlâ en büyük değerdir. Çünkü herkes güçlü olabilir ama herkes vicdanlı olamaz. Herkes konuşabilir ama herkes yüreğiyle yaşayamaz. Ve bu dünyada en zor şey, kirlenmiş bir düzenin içinde temiz kalabilmektir.
Belki iyi insanlar daha çok yara alıyor. Belki daha fazla yoruluyorlar. Ama insanlığı ayakta tutan da onların hâlâ tamamen tükenmemiş olmasıdır. Çünkü bir gün dünyada vicdan tamamen susarsa, işte o zaman gerçekten her şey anlamını kaybeder.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.