1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
266
Okunma
Biz okula yürüyerek giden, dönüşte yine aynı yolları adımlayan bir nesildik. O yollar yalnızca mesafe değildi; dostluktu, hayaldi, paylaşımdı. Taşlara tekme vurur, kaldırım çizgilerinde denge kurar, eve varana kadar bir gün daha büyürdük fark etmeden.
Sokakta daha fazla vakit kalabilmek için ödevini kendi başına yapan bir nesildik. Kimse başımızda durmazdı ama sorumluluk sessizce omzumuza konardı. Boş zamanlarımız duvarlar arasında değil, gökyüzünün altında geçerdi. Arkadaşlarımızla, toprağın tozuyla, rüzgârın sesiyle… Karanlık çökene kadar saklambaç oynar, “son ebe” olmayı umutla beklerdik.
Fotoğraflarımız evlerimizin bir köşesinde, çoğu siyah beyazdı. Bugün anılar bulutlarda saklanıyor; oysa biz hatıralarımızı çekmecelerde, albümlerde ve kalbimize en yakın yerde taşırdık. Oyunlar kurar, o oyunların içinde kaybolurduk. Hayal kurmak, oyunun en güzel parçasıydı bizim için.
Radyo ve kasetçalar dinleyen bir nesildik. Sevdiğimiz şarkıyı yakalamak için sabırla bekler, sesin çıtırtısında bile bir anlam bulurduk. Yağmurlu günlerde sokak susar, sohbetler konuşurdu. Arkadaş ortamında oynanan oyunlar, paylaşılan kahkahalarla zaman ağırlaşır, saatler usulca akardı.
Gece yarısı İstiklal Marşı’ndan sonra kapanan televizyonları hatırlayan bir nesildik. Ekran karardığında evler aydınlanırdı. Anne babamızla geçirilen vakit, güvenin ve huzurun adıydı. Yorganın altında gizlice güler, sessizliğin bile bir oyuna dönüşebileceğini bilirdik.
Biz, yavaş yavaş yok olan bir nesiliz. Ve ne yazık ki bir daha geri dönmeyeceğiz. Ama izlerimiz hâlâ duruyor; kaldırım aralarında, eski albümlerde, yarım kalmış kasetlerin arasında…
O dönemde büyümeyi sevdim. Çünkü biz, hızdan önce sabrı; tüketmeden önce paylaşmayı; gösterişten önce samimiyeti öğrendik.
Belki geri gelmeyeceğiz…
Ama hatırladıkça, biraz olsun yaşamaya devam edeceğiz.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.