0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
84
Okunma
Belki bu satırlar eleştirilecek, belki de birçok kişinin içinde sessizce taşıdığı gerçeklere tercüman olacak. Nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, bazı gerçekler vardır ki dile gelmeden yük olmaya devam eder. Çünkü mesele yalnızca geçmişi özlemek ya da bugünü suçlamak değildir. Asıl mesele, geçmiş ile bugün arasında kaybettiğimiz değerleri fark edebilmektir.
Bir zamanlar evler küçüktü ama hayat büyüktü. Odalar azdı ama muhabbet çoktu. Aynı sofraya oturmak bir zorunluluk değil, günün en kıymetli anıydı. Aynı odada yemek yenir, aynı odada sohbet edilir, aynı odada misafir ağırlanırdı. O küçücük evlerin içine sadece insanlar değil; saygı, sevgi, paylaşım ve aidiyet de sığardı. Evin metrekaresi dar olabilir ama gönüller genişti. Çünkü aile, duvarlarla ayrılmış bireylerden değil; aynı havayı soluyan, aynı kültürle büyüyen bir bütündü.
Bugün ise evler büyüdü, odalar çoğaldı, eşyalar arttı. Herkesin kendine ait bir alanı oldu ama aynı çatı altındaki insanlar birbirinden uzaklaştı. Bir zamanlar aynı sofrada birleşen aileler, şimdi farklı ekranların karşısında ayrı ayrı doyuyor. Evde pişen yemeğin yerini dışarıdan söylenen siparişler aldı. Beraberlik yerini kolaylığa, sohbet yerini sessizliğe bıraktı. Özel alanlar oluşturdukça ortak yaşam alanlarımız daraldı. Kapılar çoğaldı ama gönüller arasındaki yollar azaldı.
Çocuklar artık aile kültürünün tam ortasında büyümekten çok, bireyselliğin içinde şekilleniyor. Özgürlük adı altında erken yaşta yalnızlaşan nesiller yetişiyor. Oysa özgürlük; bağlardan kopmak değil, değerlerle güçlenmektir. Geçmişte çocuk, ailenin içinde büyür; büyürken öğrenir, öğrenirken şekillenirdi. Şimdi ise birçok çocuk, kendi odasında kendi dünyasını kurarken aileden uzak bir karakter inşa ediyor.
Misafirlik bile değişti. Eskiden eve gelen misafir, haneye gelirdi; şimdi ise yalnızca bir bireyin misafiri oluyor. Birlikte oturulan odaların yerini gösterişli salonlar aldı ama o salonların içinde eski sıcaklık çoğu zaman bulunmaz oldu. Misafir ağırlamak artık samimiyetten çok düzen meselesine dönüştü.
Modernleşmek elbette yanlış değil. Gelişmek, büyümek, daha iyi şartlarda yaşamak da yanlış değil. Ancak sorun; büyürken özümüzü küçültmekte. Daha güzel evler kurarken içindeki aile bağlarını ihmal etmekte. Eşyaları yenilerken değerleri eskimeye bırakmakta.
Eskiden eşyalar ihtiyaç içindi, şimdi çoğu zaman gösteriş için. Eskiden insanlar eşyaların önündeydi, şimdi bazen eşyalar insanların önüne geçti. Evlerimizi güzelleştirirken içindeki ilişkileri ihmal ettik. Konforu artırırken kültürü azaltmaya başladık. Sonunda farkında olmadan aynı evin içinde birbirimize yabancılaştık.
Belki sorun ne geçmişte ne de bugünde. Belki sorun, sahip olduklarımızı büyütürken kaybettiklerimizi fark edememekte. Çünkü aile; sadece aynı evde yaşamak değil, aynı duyguda buluşabilmektir. Aynı sofrada ekmeği paylaşmak, aynı kültürde kök salmak, aynı sevgiyle güçlenmektir.
Şimdi kendimize sormamız gerekiyor:
Evlerimizi büyütürken ailemizi küçülttük mü?
Konforumuzu artırırken sevgimizi azalttık mı?
Çocuklarımıza alan verirken aidiyet duygusunu unuttuk mu?
Geçmişi tamamen geri getiremeyiz belki. Ama geçmişten gelen o sıcaklığı, o birlik ruhunu bugünün imkanlarıyla yeniden kurabiliriz. Çünkü mesele eski evlerde yaşamak değil; eski samimiyeti yeni hayatların içine taşıyabilmektir.
Unutulmamalıdır ki bir evi yuva yapan duvarlarının büyüklüğü değil, içindeki bağların gücüdür.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.