3
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
122
Okunma
Şiir yazmak, aslında kalpte biriken o ağır yükleri birer birer omuzdan indirmeye benzer. İnsan yolun başında ufak mısralarla başlar bu yolculuğa; henüz yolun yükü hafif, heybesi boştur. Ama zaman geçip de hayatın gerçeğini, aşkın yakıcılığını ve bazen de imkansızlığın soğuk yüzünü kabul etmeye başlayınca, o mısralar birikir. Kıyamazsın onlara; her birini özenle heybene doldurursun.
Heybe doldukça yük sırta vurulur; bu, hayatı ve yaşanmışlığı sessizce kabulleniştir. Ağırlık arttıkça bel bükülür, adımlar ağırlaşır. İşte o an anlarsın ki, şiir yazmak birileri beğensin, birileri alkışlasın diye değildir. Şiir, sadece o ağır yükü yollara bırakmaktır. Eğer bıraktığın o yük bir başkasının kalbine dokunuyorsa, ruhunu okşuyorsa, bu sadece yolculuğun en güzel ödülüdür.
Ancak öyle anlar gelir ki, insan yazmak değil, sadece susmak ister. Çünkü bazen sükut, kağıda dökülen en etkileyici şiirden bile daha derin, daha manalıdır.
Yıllar öncesine gidiyor aklım... Bir çocuk defterinden kopardığım dört sayfalık o mektup geliyor gözümün önüne. Kırgınlığımı, sitemimi, içimdeki yangını anlatmıştım; anlasın, görsün istemiştim. Ama mektup adrese hiç ulaşmadı; komodinin çekmecesine saklandı, sonra da sessizce yırtılıp atıldı.
Bugün o güne baktığımda çok daha net görüyorum: Anlamayan birine sayfalarca laf anlatmaya çalışmaktansa, o boş kağıda içini döküp sonra onu rüzgara bırakmak çok daha kıymetliymiş. İnsan zamanla anlıyor; bazı sözler söylenmek için değil, sadece yükü atmak içindir. Karşındakinin sağırlığına inat bağırmaktansa, kağıdın sessizliğine fısıldamak insanın ruhunu daha çok iyileştiriyor.
Artık biliyorum; heybemdeki mısralar beni ben yapanlar, sükutum ise kendime olan saygımdır.
03 05 2026
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.