3
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
181
Okunma
Hayatı hep bir adım geriden takip ediyoruz. Adına ’keşke’ dediğimiz ne varsa, aslında vaktinde göremediğimiz, bakıp da fark edemediğimiz birer kör noktaydı. İnsan, ruhu yorulmadan gözlerindeki o perdeyi aralayamıyor; ancak geçtiği yollar tozlandığında, izlerini geride bıraktığında anlıyor aslında nereye bastığını.
Zaman, bize henüz hazır olmadıklarımızı yaşatırken; bildiklerimizi ve tecrübe ettiklerimizi ise hep geç kalmış birer teselli olarak avuçlarımıza bırakıyor. Sanki kader, en büyük derslerini ancak o dersi verecek kimse kalmadığında fısıldıyor kulağımıza. Belki de asıl mesele, her şeyi önceden bilip hatasız yaşamak değil; aksine, düştüğümüz her çukurdan bir parça toprak, her kırgınlıktan bir parça ders alarak o heybeyi doldurabilmek.
Sonradan anladıklarımızı birer yük gibi sırtımızda taşımak yerine, onları yolumuzu aydınlatan birer kandil gibi heybemize koyup, adımlarımızı daha emin atabilmek asıl hüner. Çünkü hayat; yaşanırken içinde kaybolduğumuz karmaşık bir bilmece, anlaşıldığında ise yorgun bir kalbe mühürlenen en sadık hatıradır.
Bizler bu ömür yolculuğunda zamanın bizi eksilttiğini sanırken, aslında her geçen gün yaralarımızın kabuğundan yeni bir ’ben’ inşa ediyoruz.
Zaman itiraf ediyor ki: Geç kalan biz değiliz, sadece anlama sıramızın gelmesini bekliyoruz."
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.