9
Yorum
16
Beğeni
4,6
Puan
368
Okunma
‘’ Hüzün ve Hicranla Yoğrulan Bir Kalp’’
Burada Meyzem’in kelime manasına girmeyeceğim..
Taşıdığı ve barındığı ruhun derinliğine inmeye çalışacağım naçizane...
Bazı hayatlar vardır; gürültüyle değil, kısılan seslerle yazılır adeta…
Kalabalıkların ortasında değil, çekilen gölgelerin arasında büyür.
Bir insan düşünün; ne kalabalıklara karışmayı becerebilmiş ne de yalnızlığı tamamen kabullenebilmiştir…
İki dünyanın arasında, sükûtun ince çizgisinde yürüyen bir yolcu gibi savrulmuş adeta sağa sola, ama yine de sarsılmamış dimdik ayakta.. Meyzem işte tam da böyle bir hayatın içinde neşv-ü nema bulmuş bir çiçek gibidir adeta...
O’nun dünyasında mutluluk, büyük sevinçlerin coşkusunda değil; küçük anların sessizliğinde saklıdır.
Bir pencere kenarında dalıp gitmekte, bir rüzgârın saçlarına değmesinde, bir hatıranın ansızın içini sızlatmasında saklıdır…
O, gülmeyi de ağlamayı da yüksek sesle yaşamaz; her şeyi içinden, derinden ve incitmeden taşır.
Yalnızlık onun için bir eksiklik değil; zamanla kabuk bağlamış bir hâl, bir sığınaktır.
Ama bu sığınak, soğuk bir kaçış değil; içinde hâlâ umut taşıyan, hâlâ sevilmeye ve sevmeye açık bir kalbin evi gibidir...
Meyzem’in şiirlerine bakınca, karşımıza tek bir hayat değil; katman katman yaşanmış, susarak derinleşmiş bir ruh çıkar. Onun dünyası, gürültüyle değil, sükunetle konuşan bir kalbin dünyasıdır. Kelimeleri çoğu zaman yarım kalır; çünkü hisleri kelimelere sığmayacak kadar büyüktür.
O, incitmekten korkan bir yaradılışa sahiptir. Hayatın sert yüzüyle karşılaşmış, kırılmış ama hiç bir zaman kırmamış. Bu yüzden dizelerinde hep bir merhamet terazisi vardır. Kendisine yapılanı anlatırken bile öfkeye sığınmaz; acıyı estetik bir sükûnetle taşır.
Sevgi O’nun için basit bir duygu değil, bir varoluş biçimidir. “Seni sevmek” dediğinde; bu, bir insanı sevmekten öte, hayatı dokumak, anlamlandırmak ve sabırla taşımak demektir.
Aşkı; bir kilime ilmek ilmek işlemek, bir kitabın satır aralarında yaşamak, bir ceylan gibi ürkek ama özgür hissetmektir. Yani Meyzem için sevmek, aslında hayatı özgürce yaşamaktır.
Ama bu sevgi çoğu zaman karşılıksız kalmış ya da yarım bırakılmıştır. İşte bu yüzden onun şiirlerinde hicran, sadece ayrılık değil; bir kader, bir yoldaş gibidir. Beklemek, susmak, içe akmak… Onun hayatında bunlar bir tercih değil, bir yazgıdır. Gidenin ardından bağırmaz; içinden konuşur. Ve o iç konuşma, her zaman bir şiire dönüşür.
Meyzem’in kalbi kalabalıklara ait değildir. O, kalabalıkların içinde bile yalnız yürüyenlerdendir. İnsanlara iyilikle yaklaşır ama karşılığında çoğu zaman kırgınlık bulur. Buna rağmen değişmez; çünkü onun özü, iyilikten vazgeçmeyecek kadar temizdir.
Şiirlerinde sıkça gördüğümüz “kalem” aslında onun kendisidir. Yorulan, kırılan, susan ama yine de yazmadan duramayan bir kalem…
Hayat ona ağır gelmiş, ama o bu ağırlığı estetik bir dille taşımayı öğrenmiştir. Acıyı bağırarak değil, incelterek bir hüzün ve bir hicranla anlatır.
O’nun dünyasında, sevmekten vazgeçen bir kalb yoktur,
O’nun dünyasında, kırıldıkça derinleşen bir ruhun izi vardır,
O’nun dünyasında, susarak konuşan bir kalbin hikâyesi vardır.
O’nun dünyasında kıskançlık ve çekememezlik yoktur.
O’nun dünyasında.bir kötülük, bir art niyet yoktur.
O’nun dünyasında, En geniş manasıyla ‘’İnsanlar içinde insanlardan bir insan olma’’ vardır..
Meyzem, belki de en çok şu cümlede saklıdır:
“Anlatmak isterken susan, susmak isterken en çok ağlayan…”
Ve bu yüzden O’nun hayatı; karamsarlıktan uzak, hüzün ve hicranla dolu,
bir şiir olmuştur...
Yolu, bahtı ve ufku açık olması dileklerimle...
...andelip...
5.0
89% (8)
1.0
11% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.