7
Yorum
19
Beğeni
5,0
Puan
460
Okunma
İnsanoğlu, varoluşunun en kadim çatışmasını dış dünyada değil, kendi benliğinde vermektedir...
Kimi bu savaştan arınarak çıkar, kimi ise nefsinin esiri olur gider...
Empatiden yoksun, bencilliğin çemberine hapsolmuş kimseler,
modern çağın ruh buhranında kaybolup gitmeye mahkumdur...
Bu kişiler, başkalarının acısına sağır, sevgisine duyarsızdır,
sevgiden, şefkatten nasipsiz, “ben” merkezli bir evren kurarlar kendilerine...
Kurdukları bu evren, görünürde onlara hükmetme imkânı sunar gibi olsa da,
aslında hakikatte onları ruhsal bir yalnızlığa mahkûm eder.
Empatisizliğin psikolojik temeli, narsistik yapı ve vicdan deformasyonu ile ilişkilidir.
Kişi, başkalarının varlığını kendi çıkarı çerçevesinde anlamlandırır.
Artık başkaları onun için bir özne değil, bir araçtır.
İslâm ahlâkında bu durum, nefs-i emmâre olarak nitelendirilir:
yani kötülüğü emreden, daima kendini haklı gören, doyumsuz bir enaniyet ve benlik hâli.
Hz. Mevlânâ, bu hâli şöyle betimler:
“Nefis, Firavun’dan daha azgın bir düşmandır; çünkü Firavun,
Musa’yı görseydi iman ederdi, ama nefis, Musa’yı görse de inkâr eder.”
Bu kişilerde benlik, öylesine büyür ki, adeta bir ilah yerine geçer.
Kendilerini yüceltmek için başkalarını küçültür, baskı ve hakaretle varlıklarını kanıtlamaya çalışırlar.
Empatisiz birey, “hak” kavramından kopmuş insandır.
Komşu hakkı, akraba hakkı, eş hakkı gibi değerler, onun nazarında yalnızca yüktür.
Kendini merkeze koyan bu varlık tipi, ilahî ölçülerden de insanî duyarlılıktan da uzaktır.
Cemil Meriç, böylesi ruhların çöküşünü şu cümleyle özetler:
“İnsanın en büyük trajedisi, kendini tanrılaştırmasıdır.”
Kur’an’da ise insanın bu yönüne dair şu uyarı dikkat çekicidir:
“Kendini ilah edinen kimseyi gördün mü?” (Câsiye, 23)
İşte bu ayet, bencilliğin yalnız bir ahlâkî zayıflık değil, aynı zamanda ruhsal bir sapma olduğunu göstermektedir...
Empatisiz insanın kalbi, çorak bir toprak gibidir.
Sevgi tohumu ekilse bile yeşermez, çünkü toprağı kurumuştur.
Şeyh Sadi-i Şirazi’nin şu sözü, bu ruh hâlini veciz biçimde anlatır:
“Kalbi katı olanın yüzü de katıdır.”
Böylesi kimseler, dışarıdan güçlü, içeriden ise kırılgan bir boşluk içindedir.
Gülmezler, gülümsemeyi bilseler de ruhen gülemezler.
Zira merhamet, onların lügatinden çoktan silinmiştir.
Dostoyevski, bu psikolojik boşluğu şöyle dile getirir:
“İnsanın en büyük trajedisi, kendi içindeki iyiliği öldürmesidir.”
Bu insanlar, tam da bu cümlenin muhatabıdır...
Evladından tiksinir, çünkü sevgiyi yalnızca kendine layık görür;
Eşini ezer, çünkü yücelmeyi başkasını alçaltmakta sanır;
Dostluğu bilmez, çünkü vermek, onun anlayışında bir eksilme demektir.
Empati, bu ruh hâlinin yansıdığı en güçlü aynalardan biridir.
Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” oyunundaki kahraman,
kendini Tanrı rolüne koyarak varlık karşısında kibirle dikilir.
Sonunda yalnızlık ve cinnetle baş başa kalır.
Necip Fazıl, bir başka yerde şöyle der:
“Ben ki toz kanatlı bir kelebek, Bir alevin içindeyim…”
İşte o alev, aşkın değil, benliğin ateşidir, İnsanı hem yakar hem de tüketir...
Aynı şekilde, Yahya Kemal’in “Rindlerin Akşamı” şiirinde,
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle. diyerek..
benliğini aşamamış insanın hüzünle fark edişini simgeler.
Günümüz insanı, bireyselliği yüceltirken empatiyi unuttu.
“Ben” merkezli hayatlar, ‘’biz’’ bilincini yok etti.
Sosyolog Bauman’ın ifadesiyle:
“Modern insan, ilişkilerinde sıvı hale gelmiştir; hiçbir bağ kalıcı değildir.”
Bu bağsızlık, bireyi görünmez bir yalnızlığa sürükledi.
Artık insan, kendi gölgesinden başka kimseyle konuşmuyor.
Gölgesi bile ondan kaçmak istiyor.
Netice itibariyle; İnsanı kurtaracak olan şey, kendini aşabilme cesaretidir.
Kendini Tanrılaştıran insan, sonunda kendi putunun altında kalır, ezilir...
Hakiki insan, hizmet ve tevazu ile yücelir.
Çünkü yücelik, başkasını ezmekte değil, ona el uzatmakta gizlidir.
Yunus Emre’nin asırlar ötesinden süzülüp gelen sesiyle bitirelim:
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil...
Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hakk’ı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil...
Asıl insanlık, gerçek insanlık, benlikten arınmakla mümkündür;
çünkü insan;
ancak “ben”i aştığında ‘’biz’’ olur,
ve ancak “biz” olduğunda insan olur.
İnsanlar içinde, insanlardan bir insan olma dileklerimle...
...andelip...
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.