1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
122
Okunma
ÖPÜCÜK NENE
Portakalların portakal olduğu, portakal koktuğu, dalından kopararak yediğimiz
yıllarda portakal çiçeklerini toplayıp ipe dizmeyi öğrenmiştik mahalledeki
akranlarımızdan.
Her yıl heyecanla beklerdik portakal çiçeğinin açma vaktini. Bembeyaz, narin
görüntüsü dokununca kaybolur aslında, serttir çünkü portakal çiçeğinin taç
yaprakları. Narin görüntüsünün altında güçlü kanatlarıyla hayatta var olan kadınlar gibidir portakal çiçeği. Hem narin hem güçlü, sert, sağlam yapıları ile kadından ve portakal çiçeğinden başka tür bilmiyorum.
Tam bu mevsimde açar portakal çiçekleri. Yorgan iğnesine yorgan ipliğini geçirip tek tek dizilirken bir yandan da yarış yapılır. En çok kim topladıysa, en çabuk kim ipe dizdiyse yarışmanın kazananı o olacağından çeneler değil, eller işler. İçindeki sarı tomurcuk rengini ele verse, hatta bazen insanın üstüne başına sinse de ferahlatan mis kokusunun yanında lafı mı olur? İpe dizme işini bitiren en havalı tarzıyla ipin iki ucunu bir araya getirip düğüm attıktan sonra takar boynuna. Günlerce gezer artık mis kokulu yeni kolyesiyle.
Göz ucuyla narlar takip edilir arada. Nar çiçeklerinin açma vakti beklenir sabırla.
Narçiçeği rengini görünce hala burnumun direği sızlar. Hassas, narin, nar çiçekleri süslü küçük kız çocuklarının yanaklarına allık, dudaklarına ruj olarak sürülür. Nar yaprağı, tam göz kapağına denk gelecek şekilde tükürükle göz kapağına yapıştırılır. Al sana doğal makyaj!
Anneler bahçede kerevette otururken çocuklar uğraşacak bir şey bulur
muhakkak. Saklambaç, körebe, hatta toprağı kazınca çıkan solucanları ameliyat etme…
Dik bayırdan küçük adımlarla yavaş yavaş gelen küçücük kadını bir anda yanımda görünce ürkmüştüm nedense! Mahalledeki herkes tanıyordu. Örgü yeleğinin dışına diktiği cebinden bisküvi çıkarıyor, öptüğü çocuğa bisküvi veriyordu. Bir ben tanımıyordum. Bunca zaman içinde ilk defa görmüştüm bu değişik kadını. Boyu, bastonundan az daha uzundu. Yaşlılıktan kamburu çıkmış, iki büklüm duruyordu.
İlginç ki benim içimi ürperten bu kadını herkes, özelikle de çocuklar seviyordu.
Elindeki ahşap baston mu, gördüğü her çocuğa sarılıp öpmesi mi ürkütmüştü beni, bilmiyorum. Sıra bana gelmişti. Beni de öpmek istercesine bana yöneldiğinde eve nasıl kaçtığımı hatırlamıyorum. Annem “Tanımadığınız insanlarla konuşmayın. Biri bir şey verirse yemeyin.” demiyor muydu ikide bir. “Evden uzaklaşmayın, pencereden
baktığımda sizi görmeliyim.” demekte haklıymış meğer. O gün bir daha çıkar mıyım artık?
Ertesi gün oyun oynarken yine indi dik bayırdan küçük adımlarla. Zar zor geçti Nimet fırının önünden. “Öpücük Nene” diye atılan çığlıklardan anladım gördüğü her çocuğu öpen, yaşlı kadına "Öpücük Nene" dendiğini.
Cebinde neden bisküvi taşıdığını anlamıştım: Çocukları öpmek için. Peki, çocuklara düşkünlüğünün sebebi neydi?
Hamiyet Su Kopartan ✍️
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.