0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
199
Okunma
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış yıldönümü olan 23 Nisan’da Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kutlanan ulusal ve resmi bir bayramdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ulusal bayramı olma özelliğini taşıyan bu bayram, Türkiye’de 1921’den itibaren "23 Nisan Milli Bayramı" adıyla kutlanmaya başlanmıştır. İlk başta yasal adı "Çocuk Bayramı" olmasa da, daha sonra çocuklara neşeli bir gün geçirtme ve Himaye-i Etfal Cemiyeti’ne gelir yaratma amacıyla 1927’den itibaren çocuk bayramı olarak kutlanmıştır. Bayramın adı 1935’te "Hakimiyet-i Milliye Bayramı", 1981 yılında ise "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olmuştur. UNESCO’nun 1979’u "Çocuk Yılı" olarak duyurmasının ardından, devlet kanalı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’ni başlatması ile bu bayram uluslararası düzeye taşınmıştır.
Devrin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında başlattığı, 23 Nisan’da çocukları makamına kabul edip onlarla sohbet etme adeti bu bayramın bir parçası olarak yaygınlaşıp gelenekselleşmiş devlet adamlarının makam koltuklarına çocukları oturtma geleneği 2013 yılına kadar devam etmiştir. Yine 1933’te stadyumlarda beden hareketleri gösterileri ile kutlama geleneği başlamış, bayramın stadyumlarda binlerce öğrenci ve devlet protokolünün katıldığı gösterilerin yerini 2013’ten itibaren, sokaklarda karnaval havasında kutlamalar almıştır. 23.Nisan 2026’nın bu güzel gününü ekranda izlerken, Devletin yönetimine talip bir kurubun bu güzel günü gölgeleme eylemine tanıklık ettik: neden diye düşünürken aklıma Ömer SEYFETTİN’in bir hatırası geldi aynen paylaşalım...
_Ömer Seyfettin’in ’Piç’ adlı kitabından….;
_Ömer Seyfettin, asker bir yazardır.
İstiklal Savaşı’nda bir çok cephede savaşmıştır.
Filistin Cephesinde olan bir hatırasında bakın neler söylüyor...
_"Almanların yenilmesiyle savaş bitmiş, mütareke imzalanmıştı.
Filistin’den çekiliyorduk.
Bir kaç arkadaş subayla, karşı tarafın da subaylarıyla, çekilme işlerini görüşmek için gittik.
Karşı tarafta, Fransız üniformalı biri sık sık bana bakıyor, gözünü benden ayırmıyordu. Ben buna bir anlam veremiyordum...
_Fransız subay yerinden kalkıp bana doğru geldi ve;
’Nasılsın Ömer Seyfettin?’ Dedi..!
_’Beni nerden tanıyorsun..?
Ben bir yüzbaşıyım.
Öyle tanınacak kadar üst düzey bir kumandan değilim.’ Dedim..!
_’Ömer, biz seninle İstanbul’da Askeri Lise’de beraber okuduk, ben falancayım deyince, hayretler içerisinde bakakaldım hatırladım...
_Hep dini eleştiren,
Osmanlı’yı kötüleyen,
vatan, bayrak sevgisi olmayan bir öğrenci idi ama, yine de Fransız subay olması normal değildi...
_Peki nasıl böyle oldun?’ Dedim...
_Ne zaman bir savaş olsa, Türkler galip gelse içimde üzüntü oluyordu..!
Türkler kaybetse, zarar görse içimde bir sevinç oluyordu..!
Çoğu zaman kendimi ayıplıyor, neden böyleyim? diyordum...
_Bir gün anneme ısrarla sebebini sordum.
’Dayanamayacağım, anlatacağım.’ Dedi..!
_İstanbul Hastanesinde Fransız bir doktor vardı.
Hastaneye gidip gelirken O doktorla birlikte oldum..!
Ve sen o Fransız doktorun oğlusun..!
Babanın bundan haberi olmadı, şimdi de sen öğrendin.’ Dedi...
_Zaten babam zannettiğim adam çoktan ölmüştü.
_O hastaneye gittim, şu tarihte burada çalışmış, şimdi Fransa’ya dönmüş olan, şu isimde doktorun adresi var mı? Dedim, adresi verdiler, Fransa’ya gittim, babamı buldum, olanları, annemin sözlerini anlattım...
_Anneni gerçekten sevmiştim.’ Dedi ve beni kabul edip nüfusuna yazdırdı,
Fransız okullarında eğitimimi tamamladım ve gördüğün gibi bir Fransız subayı olarak karşındayım.’ Dedi..!
_Şimdi...
Ben, Türk milletini, bayrağını ve vatanını, dinini, örfünü, eleştirilenleri gördükçe, acaba onlar da,
"Piç" mi? diyorum..
../Ömer Seyfettin
1884-1920
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.