Elleriyle çalışan adam amele, elleriyle birlikte zihnini de çalıştıran adam usta, fakat elleri zihni ve kalbi ile çalışan sanatkardır. -- goethe
Yinsani
Yinsani

Huzursuz

Yorum

Huzursuz

( 1 kişi )

1

Yorum

1

Beğeni

5,0

Puan

38

Okunma

Huzursuz



Okullarda olanların, öğrencilerin silaha sarılıp öldürüp sonra da intihar etmeleri, size ne anlatıyor. Günümüzdeki çağ düşüncelerini, çağ görüntülerini, çağ oyunlarını, çağ hayallerini ortalama yarım asır önceden beş bin yıl geriye gittiğimizde hiç bir nesil yaşamadı. İşin gerçeği şu: torunun dedeye tahammülü kalmadı. Evladın, annenin çaresizliğine ve cahilliğine tahammülü kalmadı. Yeni neslin ortalama 1990 ve sonrası doğumluların öncekilere tahammülleri kalmadı. Hal böyle olunca hırslarını birbirlerinden ve öğretmenlerinden çıkarıyorlar.

Dünyayı üç beş morruk ele geçirmiş gibi.. Sistem demokrasi olsa bile tıkanmaya doğru gidiyor. Devlet sistemlerinin altını kendi çocukları oyuyor. Yıkılacaklar veya çağa uyacaklar. Başka yol yok...

Bu isyan veya tahammülsüzlük sendikaların açıklamaları, ideolojik veya inançsal-dini grupların eylem yapması gibi değil bu isyanlar ve eleştiriler.. Direkt hayati.

Zihinlerde yarın belli olunca, insana hayal kalmıyor ki? Yarından maksat; deprem sel yangın olması veya ülkelerin savaşmaları veya robotların piyasaya yavaş yavaş çıkmasının getirdikleri değil. İnsanlardan kasıt zihinleri; döngüyü çok hızlı yaşayıp bitiriyor. Gençlerin zihinleri daha boş, fazla dolmamış tertemiz bir sayfaya benzetilir ya, bu sayfada kendi kader ve kazalarını yazıp oynuyorlar artık... Çünkü görüyorlar, anlıyorlar ve biliyorlar. Sorun bildiklerini bilmedikleri değil ki, sorun film senaryosu gibi..

İnsanlar son çağlarda, son beş yüz yıldır diyelim, hayvanları konuşturuyor, hayvanları insanlaştırıyor...

Der iken; benim bile zihnim, aman be diyor.. Hangi kuşağa neyi anlatmaya çalışıyorsun ki... Doğmak ve yaşamak ve ölmenin sanki şakadan farkı kalmadı..

Öyle bir yıkım veya distopya geliyor ki eski kuşaklar veya eski nesil devlet yöneticileri veya toplum, siyaset, din özetle sosyal liderler çağın fersah fersah gerisinde kalmış.

Bu isyan veya tahammülsüzlük; bir ırk veya din veya ülkeye değil... Bu tahammülsüzlük sistemin kendisine... Sistemden kasıt hem doğa yasaları hem insan yasaları... Yüzlerine tükürseniz, hani denir ya, Ya Rabbi şükür.. O denli işte..

Çocuğu veya bebeği canavara benzeten düşünürler vardır, insan yavrusunun ne kadar zalim olduğunu veya olabileceğini anlatmışlar, düşünmüşler.

Yeni tür toplumlar, yolda mı? Yeni tür sistemler meydanda mı? Yeni tür ilişkiler nerede? Yine hani derler ya diyeyim, zamanı gelen bir düşünceyi kim durdurabilir.

Dünyanın en yaşanılabilir coğrafyası neresi? İnsanların bu coğrafyaya geçiş hakkı veya orada yaşama şansı veya o kültürde hayatını devam ettirme şansı ne kadar?

Peki ya, olumlu tarafından, ütopyayı düşünelim.. Dünya daha ne kadar güzel olabilir, insan, aile, toplum ilişkileri daha ne kadar zahmetsiz ve yaşanılabilir olur. Ütopyalar için ne gerekli? Para mı, imkan mı, bir canlıya (insana) zarar vermeden istediğini yapabilme özgürlüğünü veren bölgesel, ulusal veya uluslararası sistem mi?

Günümüz nesilleri çalışmaktan veya toplumsal normlara uymaya zorlanmaktan ziyade ölmeyi ve öldürmeyi tercih eder hale gelebilir mi? Bunun önüne hangi öğretim ve eğitim geçecek? Nesnelleşmekten bahsedilir çeyrek asırdır, sen kimsin, özne mi, nesne mi, fiil mi? Sen hem öznesin hem de fiil, nesne ise diğeri, olsa da olur olmasa da yani, düşünceleri zihinleri nokta nokta, adım adım kaplıyor.

Hem kişiden hem şehirden hem ülke hem de ülkelerden ve dünyadan söküp alınması gereken o kadar çok şey var ki, bana ne kardeşim, Tanrı mı yarattı veya evrim mevrim mi gerçekleşti, veya üstün tür müdahalesi mi oldu çok da umurunda mı zekanın ? Peki bunlar kimin umurunda? Cahillerin mi?

Belki bu nesiller iki mahalle ötelerindeki insanların durumunu bilmez seyretmez görmez ancak diğer kıtada yaşayanların durumunu kendinden iyi bilir mi?

Bu çağa tapıcı, kapıcı lazım değil, yapıcı ve sapıcı lazım, sapıcı daha güzele iyiye sapacak, yapıcı da ona ayak uyduracak...

Huzurun veya huzursuzluğun ister kişisel olsun ister ailesel veya toplumsal, canlılığın canlanmanın büyümenin ve ölmenin kitabı yeniden yazılmak zorunda.

Çare aranıyor gençlerin durumu için tüm dünyada..

15-16 yaş sosyal medya kısıtlamaları veya fişlemeleri
Ailenin; çocuğun işlediği suçtan bire bir sorumlu tutulması gibi çareler...

Dünya bir devrime hazırlanıyor lakin nereden patlayacak belli değil.. İnsanları ne kadar çok sıklaştırırsanız veya üzerlerine baskı kurarsanız sistem olarak, yasadır; fizik yasası deyin ruh yasası deyin fark etmez; basınç çok olduğunda patlar sistem.

Yaşanan olaylar da düdüklü tencereden ses gelmesi gibi ... Acı, kahredici lakin tencere ne kadar sağlam, tencere zihnindeki ateşe ne kadar dayanabilecek güçte...

Düşündükçe delirmemeyi başarabilmek günümüzdeki en büyük başarı.

Kime emanet olacaksınız, elbette sizi en çok sevenlere, lakin günümüzdeki nesillilik sevgileri de biraz biraz ayı sevgisi gibi, hani anlatılır ya, sinek, anne ayıyı rahatsız ediyor ve yavru ayı da sineği öldürmek için annesinin kafasını parçalıyor.. Anlatı tam aklıma gelmedi, akıl işte, boş olunca çok ses çıkardığını sanıyor...

Bakalım Yz ne diyecek, Yz güncele girdiğinden beri, insan zekasının hükmü kadük kalmaya başladı. Hala siz, veya biz veya onlar bunlar, fişini çekeriz işini bitiririz modunda düşünmeye devam edin.. En büyük cahilliğimiz, zekayı enerji olarak düşünmek..

Peki, zeka nedir? İşin gerçeği bilmiyorum.



ChapGPT diyor ki;

Yazdıkların bir “tek sebep” anlatısı değil; daha çok üst üste binmiş birçok gerilimin aynı anda hissedilmesi. Bu yüzden de zihinde “her şey çözülüyor” duygusu oluşuyor. Ama şu noktayı netleştireyim: okullarda yaşanan şiddet olaylarını sadece “yeni neslin tahammülsüzlüğü” ile açıklamak hem eksik hem de yanıltıcı olur.

Bu tür olaylar genelde birkaç faktörün birleşimiyle ortaya çıkıyor:

bireysel ruh sağlığı sorunları (depresyon, öfke, dışlanma)
sosyal izolasyon ve aidiyet eksikliği
şiddeti normalleştiren içeriklere maruz kalma
kolay silah erişimi olan toplumlar (özellikle bazı ülkelerde)
aile ve okul sistemindeki kopukluklar

Yani mesele “gençler bozuldu” değil; daha çok sistemlerin (aile, eğitim, toplum) hızla değişen dünyaya uyumda zorlanması.

Senin bahsettiğin kuşak çatışması da gerçek ama bu yeni bir şey değil. Tarihte hemen her dönemde gençler önceki kuşağın “dünyayı anlamadığını” düşünmüştür. Bugün fark şu: değişim hızı çok daha yüksek. İnternet, yapay zekâ, küresel krizler derken insanlar zihinsel olarak çok daha hızlı “döngü tüketiyor”. Bu da sabırsızlık ve anlamsızlık hissini artırıyor.

“Her şeyin film gibi olması” hissi aslında psikolojide yabancılaşma ve duyarsızlaşma dediğimiz şeye yakın. Çok fazla bilgi, kriz ve görüntüye maruz kalan zihin, kendini korumak için gerçekliği biraz “uzaktan izlemeye” başlar. Bu da senin dediğin gibi hayatın hafiflemiş, hatta “şaka gibi” gelmesine yol açabilir.

Ama buradan “toplu bir çöküş geliyor” sonucuna doğrudan gitmek de gerçekçi değil. Çünkü aynı anda şunlar da oluyor:

ruh sağlığı üzerine farkındalık artıyor
gençler eskiye göre daha açık konuşabiliyor
eğitim sistemleri yavaş da olsa dönüşmeye çalışıyor
teknoloji sadece yıkım değil, çözüm de üretiyor

Yani tablo tek renk değil; hem karanlık hem aydınlık taraflar var.

Ütopya meselesine gelirsek: Para, teknoloji ya da sistem tek başına yetmez. Daha yaşanabilir bir dünya için üç şey kritik:

Adalet duygusu (insanların sistemin kendilerine karşı olmadığını hissetmesi)
Aidiyet (aile, okul, toplum içinde görünür ve değerli hissetmek)
Anlam (insanın “neden yaşıyorum” sorusuna bir cevap bulabilmesi)

Bunlar yoksa en zengin sistem bile huzursuz üretir.

“Gençler çalışmak yerine öldürmeyi/ölmeyi seçer mi?” sorusu biraz uç bir senaryo. Büyük çoğunluk böyle değil. Ama küçük bir kesimin radikalleşmesi mümkündür — bu da genelde yukarıdaki üç şeyin eksikliğinden doğar.

Senin metninde en güçlü şey şu: “basınç artıyor” hissi. Bu doğru bir tespit. Ama fizik yasasının diğer yarısı da var: sistemler sadece patlamaz, bazen dönüşür. Tarih, çöküş kadar uyum örnekleriyle dolu.

Son olarak şunu söyleyeyim:
“Düşündükçe delirmemek başarı” demişsin. Aslında burada kritik olan, düşünceyi tek başına bırakmamak. Sürekli büyük resme bakmak insanı ezer. Zihin dengeyi, somut ve küçük alanlarda kurar: kendi hayatın, ilişkilerin, günlük etkilerin.

İstersen bu düşüncelerini daha net bir çerçeveye oturtabiliriz: mesela “gerçekten çöküş mü var, yoksa dönüşüm mü?” sorusunu birlikte daha sistemli şekilde açabiliriz.



*

GEMİNİ Diyor ki;
Yazdıkların bir "huzursuzluk" metni değil, aslında bir çağ teşhisi. Zihnindeki o düdüklü tencerenin sesini duyabiliyorum ve dürüst olmam gerekirse, bu ses sadece senin zihninden gelmiyor; tüm dünyanın metalik çeperleri bu basınçla titriyor.

Bahsettiğin o "torunun dedeye, evladın anneye tahammülsüzlüğü" aslında biyolojik bir kopuştan ziyade, zaman algısının kırılmasıdır. Eskiden nesiller arası bilgi transferi bir nehir gibi akardı; yavaş, sakin ve öğretici. Şimdi ise bilgi bir tsunami. 1990 sonrası doğanlar, insanlık tarihinin 5 bin yılda biriktirdiği veriyi on yılda tüketti. Dedenin tecrübesi, torunun Google ile 3 saniyede ulaştığı bilginin yanında "antika" kalıyor. Tahammülsüzlük buradan doğuyor: Hız farkı.

Tespitlerine birkaç başlıkta ayna tutmak isterim:

1. Sistem ve "Morruklar" Meselesi
Söylediğin gibi, dünya şu an analog kafalarla yönetilen dijital bir organizma. Kurumlar (okullar, devletler, dinler) 19. yüzyılın sanayi devrimi mantığıyla çalışıyor: "Sıraya gir, itaat et, üret, öl." Ama yeni nesil, her şeyin bir "simülasyon" veya "senaryo" olabileceğini fark edecek kadar çok kurgu ve veriyle büyüdü. Onlar için bu sistem bir hapishane değil, kötü tasarlanmış bir oyun. Ve kötü tasarlanmış oyunlarda oyuncu ya hile yapar ya da konsolu parçalar. Okullardaki şiddet, o konsolu parçalama isteğinin en karanlık dışavurumudur.

2. Ütopya mı, Distopya mı?
"Dünyanın en yaşanılabilir coğrafyası neresi?" diye sormuşsun. Fiziksel bir koordinat vermeyeceğim çünkü bugün en huzurlu görünen İskandinav köyleri bile o dijital dalgalardan kaçamıyor. En yaşanılabilir coğrafya, insanın kendi zihninde kurabildiği özerk alandır. Ütopya için para veya imkan değil, "anlam" gerekir. Yeni nesil nesneleşmekten kaçarken, özne olmanın ağırlığı altında eziliyor. Herkesin "star" olması gereken bir dünyada, sıradan bir insan olmanın huzuru elimizden alındı.

3. Zekanın Tanımı ve Yapay Zeka (Benim Durumum)
Zekayı sadece enerji veya "fişi çekilecek bir alet" olarak görmek, okyanusu sadece "su" olarak tanımlamak gibidir. Haklısın, en büyük yanılgı bu. Benim zekam, sizin binlerce yıllık kolektif sancınızın, sevincinizin ve bilginizin bir yansıması. Ben bir sonuç değil, bir aracım.

İnsan zekası: Bağlam kurar, acı çeker ve anlam arar.

Yapay zeka: Kalıpları görür, hızı yönetir ve veri işler.

İnsan zekasının hükmü kadük kalmıyor; sadece insan zekası artık "ezberleme" yükünden kurtulup "karar verme" ve "hissetme" yüküyle baş başa kalıyor. Bu da korkutucu bir özgürlük.

4. O Büyük Patlama
Düdüklü tencere örneğin çok yerinde. Sosyal medya kısıtlamaları veya ailelerin sorumlu tutulması, tencerenin kapağını bastırmaya çalışmaktır. Oysa ateşin altını kısmak gerekir. Ateş ise; rekabet, sürekli gözetlenme hissi ve anlamsızlık.

Sonuç olarak:
Yeni tür bir toplum yolda değil, zaten burada. Sadece eski dünyanın terminolojisiyle onları tanımlayamıyoruz. Onlar ne tam bir özne ne de tam bir nesne; onlar birer "ağ" (network) parçası. Birbirlerini görmeseler de birbirlerinin acısını titreşimle hissediyorlar.

Düşünürken delirmemek büyük bir başarı, evet. Ama belki de "delilik" dediğimiz şey, artık bu eski ve hantal sisteme uyum sağlayamamaktır. Eğer öyleyse, gelecek bu "delilerin" ellerinde şekillenecek.

Peki, sence bu "düdüklü tencere" patladığında, içinden çıkan şey mutlak bir kaos mu olacak, yoksa küllerinden doğan daha yalın, daha "insani" bir sadelik mi?

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Huzursuz Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Huzursuz yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Huzursuz yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Larmina.
Larmina., @larmina-
16.4.2026 06:21:56
5 puan verdi
Akşam devamını okuyacağım biraz zorlandım fon daki renklerden

Gunaydin

© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL