Hiçbir şey nezaket kadar güçlü;hiçbir şey gerçek bir güç kadar nazik degildir.-- marquis de sade
AYDINK
AYDINK

KEKLİK AVI

Yorum

KEKLİK AVI

2

Yorum

5

Beğeni

0,0

Puan

175

Okunma

KEKLİK AVI

KEKLİK AVI


Doğduğu, onbir yaşına kadar da yaşadığı köyünün ilkbaharı, yazı, sonbaharı ve hele de kışı bir başka iz bırakmıştı hafızasında. Artık yaşlanmaya başladığından mıdır bilinmez, olur olmaz zamanlarda köyü ve orada yaşadıklarını anımsıyordu bir büyük özlemle. İçinde yaşadığı zamanlar her ne kadar zorluklar barındırsa da yine de hep heves ve özlemle ruhunda hissediyordu o eski, lakin, asla eskimeyen günleri
-----------------
İşte sıklıkla yaptığı gibi bir kere daha çocukluğunun o imkansızlıklar ile dolu günlerine taşındı düşüncelerinde.

Aylardan ya Şubat ya da Ocak Ayı, günlerden ise lapa lapa kar yağışı ile beyaz bir örtüye bürünen dağların yamaçlarında, dere ve vadilerdeki keklik avına giden yetişkinlere imrenerek, henüz 10 yaşındaki bir grup çocukla onların peşine düştüğü o müthiş gün geldi gözlerinin önüne. Göz pınarlarını derinden sızlatan yaşların yanaklarını inceden ıslatmasına aldırmadan.
------------------
O zamanlar keklik avı hem kendi köyünde hem de civar köylerde önemli bir kış ritüeli olarak gerçekleşirdi. Keklik dediğim de o nazlı hal ve edasıyla “Kınalı Keklik” elbette

Kışın yoğun kar yağışı olsa da ve özellikle tipi de mevcut ise yetişkinler hep birlikte keklik avına çıkardı. Av dedi isem öyle silah ya da tuzak gelmesin aklınıza. Kekliği canlı canlı yakalamak anlamında bir av şenliği olarak gerçekleşirdi macera.

Şöyle ki, kar her yeri kapladığında aç kalan keklikler dere kenarlarındaki yeşilliklere giderek beslenir ve bu durumu keklik avına çıkanlar da bilirlerdi elbette.

Ava giden gruptan bir ya da iki kişi kekliklerin bulunması muhtemel olan yere giderek onları kovalar ve yakalayamadıkları takdirde de uçmalarını sağlarlar.

Keklik kışa girerken çok yağlı ve besili olduğu, kanatları da gövdesine göre küçük ve uzun süre uçmasına müsait olmadığı için önce bir süre hızlı adımlarla dere yatağından yukarıya doğru koşarak belli bir yüksekliğe çıktıktan sonra da uçmaya başlar. Ancak havada çok fazla kalamayacağı için de hep arazinin eğimine paralel şekilde ve biteviye alçalarak uçar.
-------------
Bir başka husus, köy yerinde her mıntıkanın her tepenin ve yüksek kayaların bir adı vardır.

Mesela O’nun köyünde,
-Hoşafçı (Bir mıntıka olmakla birlikte üzerindeki aynı adlı bir türbe ile anılır)
-Hacıkıran (Dağın tepesine doğru kıvrılarak yol alan sırt)
-Armut tepesi, (Galiba bir zamanlar yaban armudunun bol olduğu bir yer)
-Kayanın düz, (Dağın zirvesindeki düz alan)
-Balkayası (Kovandan kaçan bal arılarının mesken tuttuğu ve üstünde halis bal ürettikleri büyük kaya kütlesi)
-Öğlelik kayası (Zaman kayası anlamındadır. Köylü yazın öğlen tatili ve öğlen sonrası işe başlama zamanını bu kayanın gölgesinin pozisyonuna bakarak tayin ederdi.)
-Sarı mağara, (Rengi sarımtırak olan bir büyük kaya kütlesinin altındaki mağara)
-Kara mağara, (Siyah görünümlü bir büyük kayanın altındaki mağara)
-Direk kaya, (Direk gibi uzun bir kaya)
-Öküz yatağı, (Yazın düven öküzlerinin dinlendiği alan)
-Sandık taş, (Şekli dört köşe olduğu için)
-İsmail’in yattığı taş (İsmail isimli biri köyden kaçtığında saklanmak için bu taşın altında birkaç gece konakladığı için bu adı almış)
-Pınar ayağı, (Pınarın altındaki arazi)
-Uzun par/a/e, (Dümdüz uzun bir arazi parçası)
Ve daha bir dolu yer adı.
-----------
İşte kekliği bulunduğu yerden uçuranlar, kekliğin uçtuğu istikamete göre avaz avaz bağırarak kekliğin hangi yöne ya da mıntıkaya gittiğini ilan ederlerdi.

Mesela
-Geliyor haaa.. kara mağaraya haa…
-Geliyor haaa.. uzun paraya haa….
-Geliyor haaa.. Hoşafçıya haaa….
Diyerek kekliğin nereye doğru gittiği bildirilirdi.

Bu duyuru üzerine kekliğin gitmekte olduğu mıntıkaya yakın olanlar, yüksek kar içerisinde bata çıka hızla hemen o tarafa koşarlar.

Biraz da kar yağışı ve tipi var ise keklik kanatları ıslanmış ve yorulmuş olarak yere iner. Keklik yere indikten sonra hemen tekrar uçarak havalanamaz. İndiği yerde ya bir çalı arasına ya bir kaya arkasına ya da kar içerisinde açtığı bir tünelin içinde saklanır.

Kekliğin izini sürmeyi iyi bilenler, henüz uçmaya mecali olmayan kekliği canlı canlı yakalarlar ve yakalayamadıklarını kovalayıp tekrar uçurarak, yukarıda belirtildiği gibi yüksek sesle kekliğin ne tarafa doğru uçtuğunu ilan ederek, o tarafta bekleyenleri bilgilendirirler.
------------
Burada Yozgat İli’ne ait olduğunu düşündüğü bir fıkrayı da hatırlamadan geçemedi.

Yozgat’ın bir köyüne her ne sebeple ise Coni isimli bir yabancı gelir misafir olarak. Köylü Coni’yi yedirir içirir ve bir de o meşhur keklik avını da göstermek isterler.

Köyden diyelim ki Mehmet isimli bir delikanlı Coni ile karlı araziye çıkar ve tarzanca bir şekilde Coni’ye

-“Sen burada gizlen, ben gidip kekliği uçurayım sonra sana seslenirim, sen de gider kekliği kovalar ya da yakalarsın” der.
Coni de anlamıştır elbet Mehmet’in ne demeye çalıştığını 😊)
Mehmet gider ve bir süre sonra canhıraş bağırır.
-Coniiii ha varıyuuu haaaa… ha varıyuuu haaaa.
Coni “Ha varıyuuu haaaa” ile “How are you” arasında bir yerde şaşırır bu duruma.
-“Daha demin yanında idim, neden hemen hatırımı sormaya başladı ki” diye düşünürken Mehmet tekrar seslenir.
-“Coniii ha varıyuuu haaa… ha varıyuuu haaa…”.
Coni anlamıştır nihayet ve cevap verir Mehmet’e
-“I am goooood… Mehmet, I am goooood…thankssss”
----------
Köyde o zamanlar bir keklik avından dönenlerin kiminin elinde birkaç tane canlı keklik vardır. Avdan elleri boş dönen kimisi ise onlara bakarak imrenmekte ve hayıflanmaktadır.

Birçok evde keklikler evlerdeki raflar üzerinde gezinirler salınarak.

Kimisi getirdiği gün kekliğe gereğini yapmıştır. Ya soba üzerinde ya da tavada pişirip yemiştir çoktan

Bir kısım ise kıyıp da kesip yiyemez o canım hayvanın etini.

Öz amcasının oğlu İbrahim en yaman avcılardandı. Keklikleri uzun süre tutardı canlı canlı. Evine misafirliğe gidenler

-“Yahu İbrahim bir keklik kes de ikram etsene” deyince

- “Arkadaş ahırda camış var, alın onu kesin bunlara dokunmayın” derdi.
-----------
Bu keklik avlarının yapıldığı bir gün en büyüğü on en küçüğü yedi yaşında olan yedi ya da sekiz çocuk keklik avı merakı ile köyün büyüklerinin peşine düşer.

Hava sıcaklığının eksi 10-20 derece aralığında olduğu bir günde, ayaklarında kara lastikler, dizlerine kadar nakışlı yün çorap, üzerlerinde, siyah bir bezden pantolon şalvar artası bir giysi, sıkı bir iç giyimin üzerinde bir kazak ve başlarında örgü bere ile doğaya meydan okuma telaşında her biri.

Büyükler her ne kadar
-Lan oğlum hava kötü, kar çok, tipi de var üstelik. Köye geri dönün diye ikaz etse de çocuklar bir kere kafaya koymuşlardır bu kekik avını yerinde görmeye

Dağın yamaçlarında, aşağısı dere yatağı olan, uçurum denilecek yerlerden geçerler. Taştan taşa atlarlar yol olmayan yerlerde. Allah muhafaza ayağı kayıp düşen kendini elli metrelik uçurumdan aşağıda bulur. Öylesine tehlikeli bir kulvarda inatla yürümekteler.

Bu arada kar da şiddetini artırmıştır. Köylülerin deyimi ile “kuşun kuşa süt veremediği” bir berbat hava durumu vardır. Tipi desen başlı başına bir handikap zaten. Üstelik kar neredeyse bel seviyesine kadar gelmekte.

Ancak söz konusu olanlar köy çocukları ise onlar zaten direkt olarak bu şartların içine doğmuşlardır. Doğanın her hali ve müşkül şartı ile mücadele edecek yetenek ve kabiliyetleri mevcuttur doğuştan.

İşte bu azim ve kararlılıkla her ne kadar önden giden büyüklerine yetişememiş olmakla birlikte köyden çok uzağa bir hayli yol almışlardır. Geri dönmeyi düşünürler. Fakat geldikleri yol çok çetindir. Üstelik kar da çoğalmıştır. Dönüş yolunun tehlikeli olacağını hesap ederek daha da ileriye giderek dağ yolundan ve fakat daha uzun bir mesafe kat ederek köye dönmeye karar verirler.

Gide gide köyün üzerindeki dağın ardına dolanmışlardır. Burası, dört tarafı dağ ve tepelerle çevrili bir çanak görünümündedir. Kar yağışı ve tipi de bir hayli artarak devam etmektedir.

Bulundukları çanaktan dağ yoluna doğru ilerlerken içlerinden bir akıldane😊
-“Gelin dağ yolundan gitmeyelim köye. Bu yol çok uzun olacak. Dağın zirvesine çıkalım, oradan dağdan aşağı köye doğru yürüyemezsek bile, gerekirse kıçımızın üzerine kayarak köye ineriz.” Diye bir öneride bulunur.

Haklıdır da düşüncesinde. Zira köy bu dağın eteklerine kurulmuştur. Tepenin arkası dağ tarafından bir çukur ön tarafında da köyleri var. Tepeye çıktıklarında yürüyerek en fazla yarım saatte köye inebilecekler. Dağ yolundan giderlerse de bir ya da bir buçuk saatlik bir zamana ihtiyaçları olacak ki kar yağışı eşliğinde tipi canlarına okuyacak kadar şiddetlidir.

Hepsi de bu çok bilmiş on yaşındaki keratanın fikrini makul bularak dağın zirvesine çıkarak oradan köye inmeye karar verirler.

Bir büyük gayret ile küçüklerin de elinden tutarak güç bela ulaşırlar dağın tepesine. Dağın tepesine ulaştıklarında köyden çıktıktan sonra üç saatlik bir süre geçmiştir. Haliyle yorgunluktan anaları da ağlamıştır hani.

Dağın ön yüzüne, köye bakan tarafına doğru ilerlerken müthiş bir rüzgâr eşliğinde muazzam bir kar fırtınasına tutulurlar. Öyle ki her birinin ayaklarını yerden kesecek kadar kuvvetli bir tipi ve fırtına.

Hani köy çocuğu dedik ya.
Her türden tehlike ve riske sonuna kadar hazırlıklı her biri.
Hemen dağın tepesinde yaklaşık otuz metre yüksekliğindeki bal kayası olarak anılan o çok yüksek kayanın dibine sığınırlar birbirlerine tutunarak. Tipi ve rüzgâr kayanın batı tarafından amansızca eserken O’nlar kayanın doğu tarafında rüzgardan korunmaya çalışırlar titreyerek

Soğuktan donma tehlikesi hemen yanı başlarındadır. Zira 4 ya da 5 saattir dışarıdadırlar.

Köy görüş mesafesindedir lakin tipi ve rüzgâr burunlarını dahi çıkarmaya fırsat vermemektedir. Üstelik şiddetini de artırarak devam etmektedir devamlı. Az mola verse göze almışlardır beşyüz metre yukarıdan yuvarlanarak köye kadar inmeyi.

Bu arada ebeveynlerinin tüm köylüler ile birlikte kendilerini saatlerce aradıklarından, bir çığ altında kamış olmak ya da bir uçurumdan aşağı düşmüş olmalarından da hayli endişe etmeye başladıklarından ve onları bulma umutlarını yitirmeye başladıklarından çok tabii olarak haberleri de yoktur.

Tipi ve rüzgar tamamen dursa kendileri köyü ve köydekilerini, köydekiler de kendilerini görebilecek konumdadırlar.
Ancak, tipi ve rüzgâr devre devre durmakta ve fakat hemen arkasından eskisinden daha şiddetli olarak devam etmektedir.

Yine o akıllılardan birinin
-“Tipi ve rüzgar azalınca hep birlikte şu setin üzerine çıkıp var gücümüzle avazımız çıktığı kadar hep birlikte köye doğru imdaaaaat!!!! Diye bağırarak yardım isteyelim” önerisini kabullenerek tipinin durmasını beklerler.

Tipi ve fırtına biraz hız kesince hep birlikte saldırırlar bağırarak yardım isteyecekleri setin başına. Köyde, zaten köy halkı da dışarıda ve sağa sola koşuşturmaktadır umutsuzca.

Bizimkiler hep bir ağızdan etlerinden et kesiliyormuş gibi öyle bir canhıraş feryat ile bağırırlar ki köyden duyulmaması mümkün değil.

Köylü sesin geldiği dağın zirvesine dönüp bakınca çığ altında kaldığı ya da bir uçurumdan düşerek ölmüş olabileceklerini düşündüğü çocukları görüler.

Hemen bir grup dağa doğru tırmanışa geçer.
Çocuklar gelenleri görünce ölesiye sevinirken, başlarına gelecekten de habersizdirler.

Lakin kurtarıcılar çocuklara ulaşır ulaşmaz başlarlar bir güzel dayak atmaya
-“Ulan eşşoğlu eşekler sizin neyinize gerek keklik avı. Her boku yediniz bitirdiniz de keklik avı mı kaldı noksan olan” diyerek dayaklar eşliğinde çocukları köye indirirler.

Çocuklar köye varır varmaz bu sefer de sağ salim bulunduklarına sevinmekle birlikte bir daha böyle bir halt yemeye kalkışmasınlar diyerek ebeynlerinin dayak faslı başlar bir güzel.
-----------
Bir gün sonra buluşur afacanlar. Hem güya o harika keklik avı macerasını, hem de kimin daha az kimin daha çok dayak yediğini anlatırlar ballandıra ballandıra.

Ve bu hatıra zamanla onlarla birlikte büyüyerek daha da bir renklendirilmek suretiyle taşınır bugüne.

Sonuç?
O yaşta, bin bir tehlike altındaki çocuğun kendince keklik avı gibi bir büyük eziyetin yanı sıra, onun mükafatı mı yoksa cezası mı olduğu düşünülmeden yenilen dayağın lezzeti bugün bir araya gelindiğinde öyle bir anlatılır ki, anlatırken, bir kere daha çocuklaşarak o günlerin özlemi ile kendinden geçer bu işin müsebbipleri, kahkahalar eşliğinde.

Şu var ki, her nasıl olursa olsun yaşanılanlar o toprağa, o vatana aidiyeti asla zedelemez. Üstelik de bir zamanlar sahip olunanların iyisi, kötüsünü ayırt etmeden tümüne özlem, hasret ne derseniz deyin oraya olan tutku hiç tükenmez.

Yaşlandıkça artar da üstelik.


24.03.2026

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Keklik avı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Keklik avı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
KEKLİK AVI yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Suat Zobu
Suat Zobu, @suat-zobu
1.4.2026 13:05:32
Ahh o çocukluğumuz.
Ahh o unutulmaz anılar.
Sizinki epeyce ileriymiş. O karlı ortamı anlatırken ben burada dondum.
O yaşta çok cesurmuşsunuz.
Allah korumuş.
Müthiş anı mükemmel anlatım.
Var ol üstadım.
Selam ve saygılar.
Alibaba
Alibaba, @alibaba2
1.4.2026 07:29:40
Doyumsuz, müthiş yazıyı kısım kısım ancak okuyabildim. Bol bir zamanda şöyle sindire sindire tekrar okuyacağım.
Güzel yüreğine emeğine sağlık ağabeyim.
Gönülden tebrikler, selam ve saygılar kardeşinden.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL