1
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
141
Okunma

Anne, baba ve gecekonduda yaşama adım atan dört erkek kardeş ile birlikte altı kişilik bir ailenin en büyük oğlu bu yazının konusu.
………….xxx…………..
Baba Devlet Dairesinde görevli, anne ev hanımı.
Çocuklar her birinin arasında iki ya da üç yaş ile sıralanıyor.
En büyükleri arkadaşım. Uzun yıllara dayanan bir arkadaşlık ve dostluk öykümüz var.
O zaman mahalledeki yaklaşık on civarında delikanlı, gezme, eğlence, serserilik her şeyde birlikteyiz.
Serseri dedimse öyle kötü ya da yoldan çıkmış çocuklar değiliz. Küçüğe sevgi, büyüğe saygıda kusur etmeyen bir yaşam felsefesinin akımına emanet etmiş bizi büyüklerimiz. Bir özrümüz olduğunda muhatap yaşça büyük ise el öpülerek özrümüzü telafi etmeye çalışan kişileriz.
Şimdiki ergen ya da gençlerle kıyas yapıldığında birçok bakımdan, özellikle edep, erkan açısından onlara nazaran hayli müspet farkımız var.
Şu var ki böyle bir fark okul başarısında lehimize değil maalesef.
…………..xxx…………..
Çocukluk zamanlarımız hariç hiç kimseye minnet edecek vaziyette olmadık.
Çocukluk zamanı derken, evde, ya bir ya da iki kişi çalışmakta ve fakat altı ya da yedi kişi de yemekte kazanılan aylığı. Şu var ki tasarruf edilecek seviyede olmasa dahi az biraz dikkatle harcandığında, o zamanki gelir bugün ile kıyaslanmayacak derecede kıymetli. Bey, paşa çocuğu rahatlığında yaşamasak, birilerine belki biraz da imreniyor olsak dahi hayatımız her şeye rağmen mutlu denilebilecek bir seviyede geçmekte.
İşte bu yazının konusu olan arkadaşımın evinde de bir tek babası çalışmakta, altı nüfus da o gelirden faydalanmakta. Buna rağmen arkadaşımın cebinde irili ufaklı harçlık daima mevcut.
Bizde para zamansız bittiğinde onu tırtıklamaktayız zaman zaman.
…………xxx………….
Okul yıllarımız öyle ebeveynlerimizin göğsünü kabartacak kadar başarılı olmasa da yüksek tahsil konusunda elimizden gelenin en iyisini yaparak her birimiz ya Devlette görev alacak kıvamı ya da özel sektörde iş yapacak yeteneği kazandık.
Mesela ben Maliye Bakanlığında Şube Müdürlüğü kadrosundan 25 yıl 5 ay hizmet ile emekli oldum ve 28 yıl 9 ay süre ile ve halen bir önemli meslek kuruluşunun mali danışmanlığını yürütmekteyim.
Arkadaşım ise çalıştığı Kamu Bankasında Şube Müdürlüğüne kadar yükseldi ve fakat gerek özelleştirme şartları ve gerekse bir talihsizlik sonrası yaşadığı panik sonrasında kurum değiştirerek Maliye Bakanlığına geçti ve yaklaşık 45 yıl hizmetten sonra o da yaş haddi ile emekli oldu.
…………xxx ……….
Geçmişte sık sık görüşürken, son altı ya da yedi yılda yüz yüze bu görüşme sıklığını kaybettik maalesef. Ancak yine de birbirimizden haberdar olacak bilgi kanallarımız da her daim açık ve işlevseldi.
Beş yıl önce arkadaşımın Alzheimer olduğunu öğrendiğimde, Mersin’deki yazlıklarına gitmiş ve oraya yerleşmiş olmalarından dolayı kendisi ile birebir görüşebilmem mümkün olmadı.
Altı ay öncesinde ise hastalığının hayli ilerlediği ve aile bireylerinden kimseyi tanımadığı gibi anlatılana göte hastalığın getirisi olarak taşkın davranışlar da sergilemesi sonucunda, güya bir doktorun tavsiyesi üzerine yaşlı ve düşkün bakım evine yatırıldığını öğrendim.
Yine bir ortak arkadaşımız ile birlikte Ankara’daki ikametine 30 kilometre mesafede olan bakım evinde kendisini ziyarete gittik.
Fiziki görünüşünde geçmişe göre hiçbir farklılık yok.
Taşkınlık denilebilecek bir davranışına da şahit olmadık.
Sadece yatıyor ve sabit bir noktaya bakıyor devamlı.
Lakin gelenleri tanımıyor. Çok tabii olarak adımız ile kim olduğumuzu söylememize rağmen bizi de tanımadı.
Sorularımıza kısa kısa ya evet ya da hayır şeklinde cevap vermekte.
Bir zamanlar gençliğinde birçok sporu yapan ve iyi de futbolcu olan ve üstelik takımının santraforu olan arkadaşımın son hali yürek burkan cinsten bir kompozisyon çiziyor.
Alzheimer hastalarının dünü hatırlamamakla birlikte, geçmişteki hatıraları bölük pörçük de olsa anımsayabildiklerini bildiğimden, kendisine;
-Ozan, dinle beni, mahallemizin Yıldız Spor diye bir futbol takımı vardı hatırlar mısın? deyince bakışlarını bana çevirerek dikkat kesildi. Ve ben devam ettim
-Yıdız Spor’un futbolcularının hepsi iyiydi de yahu b..ktan bir de santraforu vardı, bilir misin? Demem üzerine, muhtemelen o zamanlara açılan bir pencereden bakarak çok iştihalı bir kahkaha atınca, bir an o eski zamanlara giderek yaptığım kıyas sonrasında göz pınarlarımdaki yangınları zapt edemeyerek yanağımdan aşağıya yaşların akmasına mani olamadım.
Devamında, kısa ve derin bir sessizlikten sonra Ozan’ın da gözlerinden yaşlar akmaya başlayınca birlikte ziyarete gittiğimiz arkadaşım ben ve Ozan, hep birlikte o günlerin özlemi ile hüznün derinlerinde gezindik bir süre.
Ve bir süre sonra Ozan yine o malum haline geri dönüverdi.
……….xxx…………
Alzheimerin özellikle belli yaşın üzerindeki kişilerde görülen, belki yaşlılığa dayalı bir hastalık olduğu bilinmekle birlikte, kişilerin sağlıklı zamanlarında yaşadıkları ve başa çıkamadıkları yoğun stresin de bu hastalığın sebeplerinden biri olduğunu düşünmeden edemiyorum.
Zira okuduğum tıbbi makalelerde, üzüntü ve stres doğrudan alzheimer’a neden olmamakla birlikte, kronik stres, şiddetli anksiyete ve uzun süreli depresyonun bu hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebildiği ifade edilmektedir.
Ozan, yukarıda da belirttiğim gibi yaşadığı bir talihsizlik sonrasında mağlup olduğu uzun süreli stres sonucunda bu hastalığa giden yola çıktı sanırım.
Şöyle ki Banka Şube Müdürü iken bir kooperatife bugün miktarını bilmediğim tutarda kredi kullandırdığı kooperatifin batması ve kredinin de geriye döndürülememesi sonucunda, sahip olduğu maddi ve manevi her şeyi kaybetme tehlikesi karşısında çok uzun süreli bir panik ve stres yaşadı. Çok tabii olarak asla kabullenemediği bu hal ve kötü ihtimaller Ozan’ı yiyip bitirdi..
Maddi durumları elverişli olmayan anne, baba, kardeş ya da akraba ve yakın çevresinden de durumunu kurtarmak için parasal destek göremedi.
Bir nebze biz elden geldiğince yardım etmiş olsak da oluşan hasarın tamamen giderilememesi sonucunda mağlup olduğu bu strese uzun yıllar katlanmak zorunda kaldı. Ve nihayetinde başkaca hiçbir rahatsızlığı olmayan arkadaşım alzheimerin pençesine düştü.
………….xxx…………
Duruma kader deyip katlanmaya çalışsak da kabullenmek bir o kadar zor.
Bir başka zordan öte olan durum ise Ozan’ın kendi evinde aile bireylerinin gözetiminde bakımının sürdürülmemesi.
Hanımı emekli öğretmen, çocukları önemli mesleklerin sahibi ve kendisinin de emekli maaşı var.
Evet alzheimere yakalanmış olmak acı bir olay, ancak, daha acı olan, en güzel yıllarını evinin rahat ve huzuru için harcayan birini, evin babasını evi yerine evinden çok uzak bir yere mahkûm ederek muhtaç olduğu şefkatten yoksun bırakmaktır benim nazarımda.
Emekli maaşı 7/24 bakımını üstlenecek bakıcının ücretini karşılayacak seviyede olmasına rağmen bu seçeneğin değerlendirilmemesi gerçekten acı bir olay.
…………….xxx………………
Bütün bunların üzerine bir tavsiye.
Hayat öyle kolay ve rastgele harcanacak bir varlık değil.
İnsan canının derdine düştüğünde, yalnızca hayat değil başkaca hiçbir şeyin değeri de kalmıyor.
Bu sebeple ele avuca düşmemek için olabildiğince dert, tasadan azade olarak nasıl bir yaşam sürmek gerekiyorsa öyle yaşamalı derim.
Şimdi diyeceksiniz ki, tavsiye vermek kolay, ya bizzat uygulamak?
Bunda da siz haklısınız çok tabii ki.
Şu aşağıdaki şiirin yararı olur mu? Bilemiyorum
BİR GÜNLÜK SALTANAT
Yaşadığın gündür hayatın
Ne dünden kalan güzel bir şey var elinde
Ne de yarına dair umutlu bir beklendin
Zaman ışık hızıyla
Ömür çılgın sel suları gibi
Hızla akıp giderken
Hepsi bir günlüktür
O da…
Bugünlük, saltanatın
Eş, çocuk dahil olmak üzere, hiç kimseye muhtaçlık duymayacak kadar sağlıklı günler dilerim her birinize
01.06.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.