2
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
222
Okunma

Bugünkü günden 40 ya da 50 yıl geriye gittiğinizde, o zamanlara nazaran bugünkü insan davranışlarının arasında çok büyük uçurumlar mevcut olduğunu görüyoruz.
Bu hal büyüğe saygı, küçüğe sevgi, insan hak ve hukukuna verilen önem itibariyle kendini gösterdiği gibi, bugün adına sevgi ya da aşk, ne derseniz deyin, marazi bir şekle dönüşen hastalıklı düşünce ve tavırlarda da aynen tahakkuk etmekte.
------x------
Bir zamanlar bir delikanlı uzaktan hoşlandığı bir genç hanıma karşı olan duygularını yüzyüze seslendirdiğinde, aldığı cevabın olumsuz olması halinde, bir büyük saygı eşliğinde rahatsızlık verme korku ve endişesi ile bir daha görünmezdi o genç hanımın gözüne.
İlla ki ve zorla kendini kabul ettirme çabası ahlaksızlıktan öte bir hal olarak algılanırdı.
O delikanlı teklifini kabul etmeyen hanım ile yolda karşılaştığında, yolunu değiştirir ve O’na görünmeden caddenin karşı tarafına geçerdi hızla.
Ola ki aynı otobüs ya da dolmuşa birlikte binme durumu hasıl olduğunda bir sonraki vasıtayı tercih ederdi muhatabının endişeden uzak olarak yolculuk yapması adına.
Hadi diyelim ki her ikisi de en başta, aynı duygu paydasında;
- Sevgili,
- Sözlü,
- Nişanlı,
- Ya da evli
Olarak hayatlarını birleştirdiler, lakin bir zaman sonra birlikteliklerinin çeşitli sebeplerle çekilemez bir hale dönüştüğünü varsayalım.
İşte o zaman ne kadın ne de erkek ya benimsin ya da kara toprağın gibi zırva bir tutum içine girmeden ayırırlardı yollarını. Herkes razı olurdu kaderin getirdiğine.
Özellikle erkek, delikanlı bir tavır ile kırıp dökmeden, vurup kırmadan alnından öperek, helallik de almak suretiyle uğurlardı kadını.
Gerçek erkeklik ve delikanlılığın raconunda bu kurallar vardı yazılı olmayan, çok tabii olarak da herkesin riayet ettiği.
Bu yazıyı kimi okuyanlar belki de bu düşünce ve teze karşı çıkacaktır, yolları ayırmanın böyle olmadığı ya da olamayacağı hakkında. En azından diyebilirim ki benim yaşadığım çevrede, çok nadir istisnalar dışında durum anlattıklarımdan farklı değildi asla.
Basında ayrılmak istediği için katledilen, yüzüne kezzap atılan ya da sakat bırakılan kadınlara dair haberler yok denecek kadar az çıkardı.
Çünkü, her kim olursa olsun, başkasının yaşam hakkına saygının yanı sıra, asla vazgeçilemez bir şekilde Allah korkusu da vardı her bireyin yüreğinde.
------x------
Ya bugün?
Gün geçmiyor ki balkondan, pencereden, bir tepenin yamacından düşen (esasında atılan) ya da parkta, bahçede ve hatta yol ortasında boğularak, bıçaklanarak veya silahla vurularak katledilen kadın haberi çıkmasın, yazılı ve görsel basında.
Daha da vahşi bir şekilde, zehirlenerek, betona gömülerek, bidonlar içinde yakılarak, kafası gövdesinden ayrılarak ya da uzuvları bedeninden budanarak katledilen kadın haberlerini okuyoruz tüylerimiz diken diken olarak.
Kadınlara uygulanan ve günden güne artan bu vahşetin geldiği boyut ne yazık ki son zamanlarda ürkütücü bir hal aldı üstelik.
Bazı Vandallar tarafından hunharca, hoyratça dahası hayvani bir güdü ile katledilerek hayattan koparılan bir kadın mı sadece? Tabii ki hayır
O’nun annesi, babası, kardeşi, tüm yakın ve uzak akrabaları da bir şekilde öldürüldüğü gibi, varsa kendi çocukları da hayata karşı savunmasız bir şekilde öksüz bırakılmakta ne yazık ki
Ya sebep nedir bu vahşeti gerektiren?
Seviyormuş, onsuz olamazmış, bunu kendisine nasıl yapabilirmiş ve insanlığa uymayan daha bir sürü saçma sapan ve hatta hayvani gerekçe.
Bu vahşetleri okumaktan bıktık usandık. Tekrarlayan her olay sonrasında geleceğe dair uygarlık, huzur ve güven duygularımız törpülenmekte hoyratça.
-----x-----
Aslında bu vahşetin gerçek sebebi failin öyle derin bir sevgi ve aşk duygusu değil, marazi bir kişiliğin, olmaz olası manyak egosuna mahkûm olmasından başka bir şey değil.
Çünkü gerçekten seven insan, sevdiği, kendisine hangi mesafede durursa dursun ona zarar vermeyi aklından geçirmez. Gerçek sevginin hele aşkın bizzat bu duygulara sahip olandaki karşılığı bu düşünce ve tavır olmalıdır.
Bu sebeple kadın cinayetlerinin temel sebebi ta çocukluktan başlayarak aileden alınan terbiye ile sokaktan ve okuldan edinilen temelden bozuk eğitim ve kültür birikimi olmalıdır.
Bir başka husus, örnek ve idol olarak alınan kimi vitrindeki kişilerin izansız ve mizansız hal ve tavırlarının da bu kötülüğe katkı yaptığını kabul etmemek mümkün değil.
Yanı sıra, böylesi vahşete başvuranlara caydırıcılık özellik ve etkinliği olan yeterli cezaların verilmemesi, üstelik bunlardan birçoğunun da bir şekilde kimi güçleri arkasına alarak cezaya muhatap olmaktan kurtulması da bu vahşete giden yollara taş döşemektedir.
------x-------
Yakından, bizzat tanıdığım bir komşu kızı da böyle bir vahşetin kurbanı oldu.
Üniversite mezunu, esmer güzeli, son derece sosyal, meslek sahibi, orta okul ve lise öğrencilerine özel dersler vererek hayatını çok güzel bir şekilde idame ettiren bu 25 yaşındaki genç hanımın bir cumartesi günü sabah saat 08.00 de sevgilisinin evinde ve 8. Kat penceresinden atlayarak intihar ettiği söylendi.
Bahsettiğim özelliklere sahip bu genç hanımın intihar ettiğine çevremizdeki hiç kimse inanmadı. Aksine biri ya da birileri tarafından pencereden itildiği yönündeki kanaatimiz asla değişmedi. Zira her ne şekilde olursa olsun bu genç bayanın intihar etmesini gerektiren bir hali yoktu.
Peki bu olaydan sonra süreç nasıl gelişti dersiniz?
Sevgilisinin ailesinin güçlü olan çevresi vasıtası ile olaya yayın yasağı getirildi. Olay örtbas edildi. Yargılama sonrasında bu işin failinin gereken cezaya çarptırılmadığı da bir vakıa ve kötü bir anı olarak hafızamızda yer etti.
Düşününüz ki her olayda olduğu gibi bu olayın müsebbipleri de toplumda kariyerli ya da hatırlı insanlar grubu içinde, muhtemelen bir başkasının canını yakacakları zamana kadar bir büyük gönül rahatlığı ile dolaşmaktalar.
-----x-----
İnsan hayatının bu denli kolay ve sebepsiz bir şekilde harcanması, dahası bir insanın bu derece vicdansız olması olacak şey değil. Üstelik bu nevi can alıcıların sayısının günden güne çoğalmakta olduğu toplumlarda yaşamanın ne denli zor ve korkutucu olduğunu bilerek yaşamaya çalışmak zordan da öte kötü bir durum.
Bir insanı hayattan koparmak ve ailesi ve çocuklarını böyle bir acı ile yaşamaya mecbur bırakmanın, ne şekilde olur bilemem ancak, çok özel bir cezası olmalı.
Bir daha böyle bir yola başvuracak cesaret, niyet, zaman ve imkana sahip olamayacak şekilde cezalandırılmalı fail. Bu ceza verilirken de mahkemeye traşlı, takım elbiseli geldi, çok da saygılı davrandı mealindeki abuk sebeplerle iyi niyet indirimi gibi bir tuhaflık ile de korunmamalı asla.
-----x-----
Ey aileler;
Biliniz ki bu nevi olaylar bumerang gibidir.
Ne zaman, nerede, nasıl ve kimi vuracağını bugünden kestirmek mümkün değildir.
Bugün ona, yarın sana, bir başka gün herkese
Bu nedenle gelecekte başarılı olmaya namzet çocuklar yanında, insan sevgisi ile donanmış çocuklar yetiştirmeye özen gösterin
Kuranı Kerimdeki şu öğretiyi unutmayın asla
“Kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.”
Ve bunun vebali de (eğer bir nebze inancınız var ise) yaşarken ve özellikle ahir zamanda altından kalkılabilecek bir yük değildir. Bu yükün de tek başına çocuklarınızın değil tüm ailenin sırtında olacağını daima hatırınızda tutun..
Vahşet ve dehşetten uzak, huzur ve sağlıklı gün dileklerimle
17.03.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.