0
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
72
Okunma

Elmira, Hikmet Hoca’yı terzi dükkanında bulamayınca üst kattaki evine çıktı. Böylece eşi Gülendam teyzeyi de göreceğini düşünüp sevindi.
Kapıyı ergen bir kız açtı, ince,saz benizli. Çekingen, munis ve küçük yaşından beklenmeyecek ağırlıkta hüzün taşıyan mavi gözleri vardı. İçeri buyur etti Elmira’yı.
Gülendam teyze koltukta oturmuş örgü örüyordu. Elmira onu sadece iki kez görmüş ama yakından tanıma fırsatı bulamamıştı. Yanan şöminenin karşısındaki koltuğa oturdu selamlaşmanın ardından. Gülendam teyze yandaki koltuğa iğreti bir oturuşla ilişen kızı göstererek;
-Bu da bizim Esra kızımız, dedi.Büyük depremde göçük altından çıkarılıp Mersin Limanı’ndan gemiye bindirilmiş, gözünü Balıkesir’de bir hastanede açmış gariban. Bizde haberlerde ailesini boş yere arayıp duran kızı hastaneden alıp getirdik eve. O gün bugündür burada bizimle yaşıyor. Allah’ın hediyesi bize. Çocuklar evden uçtu...Yalnız kaldık, bir Karagöz bir Ayvaz misali. Onun da bir yuvası oldu işte… Bak ne güzel kapandı genç yaşında, darısı sana, dedi Elmira’yı küçümser gözle süzerek…
Elmira, Gülendam teyzenin , kızın yanında bu kadar ayrıntı vermesinden ve kedi sahiplenir gibi konuşmasından rahatsız olmuştu ama yaşına binaen müdahale edemedi. Onun yerine Esra’dan su rica ederek konuşmanın yönünü değiştirdi. İnsan ruhunun bedeniyle aynı hızda olgunlaşmaması en büyük handikaplardan biriydi.
Gülendam teyze birden aklına önemli bir şey gelmiş gibi ciddiyetle;
-Sana bir arka bir önü vereceğim çıkışta, unutturma, dedi.
Elmira boş boş baktı teyzeye. Ne olduğunu da soramadı ayıp olmasın diye, gülümsedi “peki” dedi. Allah bilir ne verecekti. Artık anladıklarına da peki diyordu, anlamadıklarına da… Nasılsa bildiğini okurken hayat, bir de böyle denemeye karar vermişti.
Yetmişli yaşlardaki bu mütedeyyin, temiz kalpli ama aşırı gelenekçi kadınla Hikmet Hoca’nın nasıl olup da aynı evi yıllarca sabırla paylaştıklarına hayret etti. Hikmet Hoca’yı sordu;
-Dostları, ahbapları kitaplarıyladır, nerde olacak ,dedi. Bütün evin ,hayatın yükü bende. Çocukları da ben büyüttüm. El alemin derdiyle uğraşmaktan bizimkilere fırsatı kalmadı. Şurda oturup iki satır muhabbet yok. Ya kumru gibi okuyup düşünür ya da dışarda, dükkanda, dostlarındadır. Allah’tan içkisi, kumarı yok da bi de ondan çekmedim. Gel otur şöyle, dizi izleyip çekirdek çitleyelim, ne işin var bu yaştan sonra orda burda… Yok kızım insan değişmiyor, can çıkmadan huy çıkmıyor.
Elmira’ya daral geldi bu basmakalıp yaşam cümlelerinden. Ona hiçbir şey eklemeyen muhabbetlere ayıracak vakti yoktu. Bu yüzden pek arkadaşı da yoktu zaten.
İlk gördüğünde farklı bir izlenim edindiği Gülendam teyzenin içinden matruşka misali başka başka kimlikler çıkıyordu; saf bir teyze, yardımsever bir insan, kibirli bir kadın, şefkatli , fedakar bir anne, gelişime kapalı bir ev kadını…
Neyse ki az sonra ,elinde kapanmış şemsiyesiyle Hikmet Hoca geldi. Buraya her gelişinde yağmurlu oluyordu hava nedense. O gelince teyze huzursuz oldu sanki, Hikmet Hoca’nın olduğu ortamlarda sohbetin rengi ve enerjisi değişirdi çünkü. Belki de yetersizlik duygusuydu teyzeyi huzursuz eden. Herkes onu dinlesin istiyordu ama o kalibrede biri olmayınca egosu inciniyordu. Dizi saatini kaçırmamak için yan odaya geçmek istedi.
Teyzenin yerine Hikmet hoca oturdu.
-Eee, söyle bakalım nasıl buldun bizim refikayı? dedi sohbete başlamak için,
Elmira:
-Çok temiz biri… Ama nasıl desem ...Şaşırdım, farklısınız,bizim gibi… dedi kendi ortamını düşünerek. Nasıl olup da böyle kalabiliyor insanlar değişmeden ve birbirinden etkilenmeden diye merak ederken;
- “ Hakikat bir evde bir kişiye açılır. İki kişiye açılırsa, orada ne ev kalır ne de aile...Eşlerinizin hakikatten gafil olmasına şükrediniz.” dedi Hikmet Hoca.
Elmira, bu sözü ilk anda anlayamadı. Ama derin bir hikmet içerdİğini zihnen anlamasa da, kalben hissetti. Hisler hakikate daha çabuk yol bulurdu. Hikmet Hoca devam etti;
-Benden küçük olsa da, aynı minvalde düşünüp takdir ettiğim bir yazarın kitabından bu söz. Yani diyor ki;
Yüksek bilincin enerjisini her ortam taşıyamaz. Daha düşük bir bilinçle dengelenip nötrlenmek, topraklanmak gerek .
Elmira;
-Negatif bir enerji hissettim, beğenmedi tarzımı teyze, Esra’yı bile benden daha olgun buldu sanırım, dedi gülerek.
Hikmet Hoca;-“ En güçlü ego, dindar egodur; takvadan ve eksiksiz ibadetten beslenir. Ve böyle bir ego ne acı ki; hakikate açılması en zor egodur.”
-Ah Gülendam ah…dedi Hikmet hoca. Sanki Sırat’ı geçmiş de aleme ders veriyor kibirle… Kabuğu cilalayınca öz de beslense keşke…Öze su lazım…O diridir. Kabuğu cilalasan kaç yazar…
Onun kusuruna bakmayasın .Kocaman bir egon olsa da, onunkinden daha büyük değil, merak etme ,dedi göz kırparak. Beni de beğenmez zaten...
-Evet, sizi takdir etmeyen beni hiç etmez. dedi gülümseyerek.
- “ Kadın, koca için evlenmez; kendini yuva güvenine almak ve çocuk doğurmak için evlenir. Böylesi bir huzuru tadan, kendini güvene alan kadın için bir süre sonra koca evde ayağa dolanan çekilmez bir fazlalık haline gelir. “
Elmira şaşırdı;
-Bu herkes için geçerli değil bence. Çünkü ,her varlığın bıraktığı boşluk farklıdır, bütün boşlukları aynı şeyle dolduramayız. Çocuk ayrı, sevgili ayrı, şefkat ayrı, aşk ayrı… Bence kadınların ayaklarına dolanan o enerji uyumsuzluk enerjisi. Belki de, hayata aynı yerden ve irtifadan bakamamanın yarattığı ayrışmadır.
Esra’nın getirdiği çayları aldı Elmira," gel sen de otur şuraya ,"dedi şefkatle.
O sırada şöminenin yanından kalkan tekir kedi Elmira’ nın kucağına atladı. Sokak kedileri ve kuşlar bile kaçmazdı ondan. Öyle yoğun bir şefkat yayardı gözleri hayvanlara.
Hikmet Hoca çay içerken sordu;
-Nasılsın bakalım, toplayabildin mi kafanı biraz ,kendinle yüzleşmelerin nasıl gidiyor?
Elmira;
-Onlar nasıl gidiyor bilmem ama, ben her şeyden gitmek istiyorum, dedi gülümseyerek. Bu şehirden mesela, kıtadan da olabilir…
- “Gerçek seyahat yeni manzaralar aramak değil, yeni gözler edinmektir, der bir yazar. Kafanı değiştir kafanııı! “dedi eliyle kafasını göstererek. Dışarda ne varsa onları oraya sen koydun. Kafanı değiştirmediğin sürece nereye gitsen, onlar senin yoldaşın olacaklar!
Elmira, Hikmet Hoca’nın getirdiği kitapları da alınca müsaade istedi. Kalkarken sormakta kararsız kaldığı o soruyu yine de cesaret edip sordu, Gülendam teyzeye sormaya çekinmişti. Cehaletten daha çok hiçbir şeyden korkmuyordu onu çünkü. Kısık bir sesle;
-Çıkarken Gülendam teyzeye unutturmamam gereken bir şey vardı, ama ne olduğunu anlayamadım. Size soracağım, umarım abes bir şey değildir, dedi.
-Ne söyledi? Dedi Hikmet Hoca merakla,
Elmira:
-Bir arka bir ön verecekmiş bana, dedi utana sıkıla, abes bir şeyse lütfen kusura bakmayın, dedi yüzünü kapatarak.
-Hikmet Hoca kahkahayı patlattı;
-Merak etme, bizim hanımın yöresel deyişleri işte. Bir şeyler örmüştür sana, hani bir ters, bir düz falan… Kadınlar daha iyi bilir…
Elmira konuyu anlayınca rahatladı ve o da gülmeye başladı.
Oldum olası baskın insanlarla bağ kuramamıştı. Birinin yanında kendinizi ne kadar iyi hissettiğiniz, onun gerçek tevazu göstergesiydi ve Elmira, bu iyi kalpli kadının yanında iyi hissedememişti işte.
Gülendam teyzeden örgü şalını alıp, kararmaya başlayan yağmurlu havada eve doğru huzurla yola koyuldu.
( Alıntıladığım kısımlar; Mehmet DOĞRAMACI ve Marcel PROUST’a aittir.)