6
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
985
Okunma


Yıl 1976. Kayseri de ki görevim den sonra tayinim İstanbul Alemdağ Füze birliğine çıktı. Tayinler kolay değildir. Kiralık ev bulmanın, taşınmanın yanı sıra yeni dostlar edinmek, yeni Birliğe alışmak zaman alır. Birliğimizin gazinosunda oturuyoruz. Biri girdi içeri. Yanıma geldi. Elimi sıktı:
“Hoş geldin arkadaşım. Hayırlı olsun. Ben Tatar Ferit. İnşallah ev bulmuş taşınmışsındır. Bir sorunun olursa yardımcı olmak bizlerin görevi.”
Ferit benden kıdemli. Rütbesinden belli. Hani derler ya-çayda dem, askerde kıdem- Havacılarda öyle kendinden kıdemli herkese- Komutanım- demek yoktur. Ağabey deriz. Ferit’e ağabey diyeceğim ama benden genç. Uzun boylu. Yakışıklı. Üniforması özel bir terzinin elinden çıkmış. Hele bir saçları var ki, hayran olmamak elde değil. Arkaya taralı saçları, hafiden kulaklarını örtmüş. Bizlerin tıraş standartlarına göre favorileri de biraz uzun.
“ Çok şükür bir sorunum kalmadı. Yerleştim. Sağ ol Ferit ağabey.”
Orada bulunanlardan birisi gülerek:
“Ferit –ağabey- lafını sevmez. O na büyüğü de küçüğü de TATAR FERİT der.”
Tatar Ferit:
“Evet, kardeşim bana Tatar Ferit dersen memnun olurum.”
O günden sonra ben de kendisine hep Tatar Ferit dedim. Tatar Ferit adeta onun markası gibiydi.
İlerleyen zamanlarda Tatar Ferit’i herkes gibi ben de çok sevdim. Konuşkan, şakacı, zeki, pratik, kültürlü, iş bitirici bir insandı. Birlikte belirli bir görevi yoktu. Nerede bir sorun var? Gönderilirdi Tatar Ferit. O halleder dönerdi.
Şimdi uygulama nasıldır bilmiyorum. O yıllarda her sene Şile de denize füze atış eğitimi yapılırdı. Bu eğitimi izlemeye üst rütbeli personel ve protokolün yanı sıra halktan da seyirciler gelirdi.
Bir atış öncesi Tatar Ferit’e:
“Yanına iki de çömez al (Silahlı Kuvvetlerde yeni mezunlara Çömez denilir). Şile ye gidin. Protokol çadırını kurdurup, oturma yerlerini düzenleyin.” Diye emir verilmiş.
İlk gün çalışmalar bitmeyince geri dönememişler. Atış nedeniyle Askeri tesislerde ki odalar dolu olduğundan, Tatar Ferit iki çömeziyle aynı odada kalmış.
Akşam olmuş yatacaklar. Tatar Ferit:
“Hadi bakalım çömezler yatın artık.”
“Olur, mu şefim? Siz yatmadan biz yatmayız.”
Ne kadar ısrar etse de çömezleri kendinden önce yatmaya ikna edememiş. Mecburen önce kendisi yatmış.
Sabah olmuş, çömezler önceden kalkmışlar. Gördükleri manzara karşısında İkisi de korkudan titremiş. Ellerini açıp dua etmişler. Tatar Ferit’in favorisi burnunun üstünde, başı saçlarıyla birlikte kulağının üstüne düşmüş.
Çömezlerden birisi ağlayarak:
“Şefim kalk seni cin çarpmış. Başın dönmüş.”
Tatar Ferit sinirle doğrulmuş yataktan:
“Ulan eşşek herifler. Ben size yatın dedim. Dinlemediniz beni. Siz yattıktan sonra ben peruğumu çıkartacak önceden kalkıp, sizlere göstermeden takacaktım.”
Kaldırmış atmış peruğunu yere. Sonra da tekrar başına takıp:
“Bana bakın bu gördükleriniz bura da kalacak. Sonrasını siz düşünün”
Çömezlerden, bazen yumuşak bir dille, bazen de tehditle gördüklerinin aralarında kalacağına dair söz almış.
Hani derler ya “İki kişinin bildiği sır değildir diye. Aradan geçen süre de yeni Birliğime alıştım. Sevdiklerim, sevenlerim oldu.
Çömezler bana Tatar Ferit’ le yaşadıklarını aramızda kalması şartıyla anlattılar. Ben sözümü tuttum. Tatar Ferit’in peruğunu bilen birçok kişi gibi kendisine hissettirmemeye dikkat ettim.
Tatar Ferit eşi tarafından zengin biriydi. Zorunlu hizmetini bitirir bitirmez emekliye ayrıldı. Ona verdiğimiz veda yemeğinde bana:
“Biliyordun değil mi?” Dedi.
Sadece güldüm. Bu gülüş bildiğimin sessiz cevabıydı.
“Bak kardeşim beni severler. Komutan peruk takmama özel izin verdi. Saçlarımızın dökülmesi Tanrının bize bir cezası. Belki de ödülü bilmiyorum. Önemli olan zarf değil mazruftur. Kabul etmek lazım. Ben kabul edemedim işte. Senin de saçların dökülüyor. Gerçeğin; bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Sakın benim yaptığımı yapma.”
Dinledim Tatar Ferit’i zamanla kabullendim kelliği. Alıştım da. Hatta sevdim bile.
Eğer ben de peruk taksaydım Suat Zobu kardeşim nasıl öpecekti kel başımdan…
Değil mi ama?