6
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1105
Okunma

Apartmanımız yeni yapıldı. Dört katlı binanın sadece alt katında bir daire boştu. Bu binanın
iç işlerini yapan ustanın diyorlardı. Ya satacak, ya da gelip kendisi oturacak. Sonunda geldiler.
Genç bir karı kocaydı. Gerçi erkeği hiç görmedim. Kapalı genç bir kadındı. İki küçük çocuğu vardı, biri kız biri oğlan. Üstelik hamileydi. Benim alt katımda oturan Seyide’nin evinde gördüm onu. Bilmeden hamile kaldığını söyledi.
Tekrar gördüğümde bebek doğmuştu.Evinin kapısı önünde rastladım.Bebeğin biri kucakta
diğeri bebek arabasındaydı. Hayretle sordum: "Ne o, doğurdun mu yoksa?" Gülümseyerek
kapıyı açmaya çalışırken cevap verdi. "Evet, iki hafta oluyor." Şaşkınlıkla " A a a, valla hiç haberimiz olmadı. Geçmiş olsun. Güle güle büyüt bebeğini. Kız mı, oğlan mı?" Kız diye cevap verdi yine gülümserken..
O gün annemgilde kız kardeşime söyledim Alt kattaki komşumuzun bebeğinin olduğunu
O da şaşırdı.Eskiden, annemin çocuk doğurduğu zamanlarda doğum yapana çorba pişirilip
götürülürdü. Özellikle bu çorba pirinç çorbası olurdu. Pirinç çorbasına ise hasta çorbası
derdik.Küçük kardeşim olduğunda gelen çorbaları içerken,Kezban abanın çorbası çok güzel
olmuş, Halime abanınki sulu filân diye bir de çorba seçerdik. Çocukluk işte. Zaman geçtiği için bir şey yapıp götürmeyi akıl etmedim. Kardeşim benden daha mı eke nedir o kek
yapıp götürmüş. Giderken bana niye söylemedin diye kardeşime sitem ettim biraz.
Neyse dedim bebek görmeye giderken hediyemin yanında bir şey alır götürürüm. Hemen
artan örgü iplerime baktım. Bebeğe uygun bir örgü ipi aradım. Daha önce torunuma
ördüğüm, rengi hoşuma giden iplikten bir yelek ördüm. Yanına da bir hediye alıp götürmeyi düşündüm.
Dün Ankara’dan tam eve gelmek üzere hazırlanırken kardeşim aradı. Alt kat komşumuza
haber verdiklerini ve ona gideceğimizi söyledi.
Böyle düz yazılar yazmayı nedense sevmiyorum. Beni çok etkileyen bir şeyler yazmalıyım ki,
okuyanlar da ilgiyle okusun. Neyse, yazıma kaldığım yerden devam edeyim.
Çubuk’a gelip, biraz dinlendikten sonra, yine kardeşim aradı. Abdestimi aldıktan sonra oraya
gideceğimi söyledim. Bende annemin yemeğini yedirip, geleceğim dedi.. Ben biraz oyalandım
sanıyorum. Komşumuza gittiğimde kardeşim gelmiş, oturmuş, eline örgüsünü almıştı bile.
Benim de oturma odası olarak kullandığım odada oturuyorlardı. Ortada bir halı seriliydi. Oda
duvarlarına karşılıklı minder ve kırlentler dizilmişti. Daha önce kardeşim sözetmişti mutfağını da böyle döşediklerini. Şaşırmadım ama çok hoşuma gitti. Taa çocukluğumdaki böyle döşeli
evimiz aklıma geldi. Ortada ocak vardı. Yazın önüne perde çekilirdi. İki küçük pencere vardı yanlarda. Ev topraktı, kerpiçten yapılmıştı. Annemin gaz lâmbası önüne oturup dantel örüp,
nakış işlediği geldi. Ben de özenle annemi seyrederdim. Annemin sonraları dediğine göre ev eski diye eve elektirik aldırmamış. Yine de biz okula başladığımızda eve elektirik bağlanmıştı.
Çünkü gaz lâmbası ışığında ders çalıştığımı anımsamıyorum, evin büyük kızı olarak..
Konuk geldiğimiz evde sadece kardeşim ve ben bir süre. Apartmandakilerden her birinin bir mazereti çıkmış. Biz çay içtikten sonra bir kişi daha geldi. Ev sahibimizin sürekli sözünü
ettiği arkadaşı daha önce gelmişti. İkisini eşi de inşaatlarda çalışıyordu, biri birinin ustasıymış ama. Nerden söz açıldı bilmiyorum, sanıyorum başımızdakilerin din iman diye milleti nasıl
kandırdıklarından olmalı. Komşumuzun şafi mezhebinden olduğunu öğrendik. Hepimiz müslümanız, öncelikle de herşeyden önce insanız dedik. Bu arada Diyarbakır’dan gelen komşularımız kürtmüş. Bu da bizi o denli ilgilendirmedi. Bir arkadaşları daha olduğunu onun türkçe bilmediğini ve bu yüzden sıkılarak gelmediğini söylediler. Olsun, aramızda çat- pat öğrenirdi dedik.
Evsahibimiz odadan çıkarak hediyelerinize bakayım dedi.Önce benim getirip açtı. Keşke yelek ve lifin yanına bir şey daha alsaydım diye üzüldüm. Bunu açıkça söyledim. Doğum günü filân
yaparsanız, güzel bir şey alırım. Çarşıya uğrayamadım dedim. Önemli olan hatırlayıp gelmeniz
dedi. Biz de aynı düşüncede olduğumuzu söyledik. Evsahibimizin arkadaşı iki yıl olmuş evine taşınalı. Bir
komşusu bile gelmemiş daha. Siz ne güzel, geldiniz bak dedi.
Çay, pasta, börek, patlıcan ve biber kurusu pişirip koymuştu yanlarına. Çok lezzetliydi dolma gerçekten. Ayrı bir koku ve tadı vardı. Sahi bir de patates piyezi vardı. Yağlı olduğu için yemedim. Esas olan birlikte toplanıp bir şeyleri paylaşmaktı. Keşke haftada bir toplaıp görüşsek dedi kardeşim. Biz önceki apartman komşularıyla cuma günleri toplanır, hem de Kur’an okurduk. Onlar da bu fikre katıldılar. Apartmanın tüm komşuları olmadığı için tam bir karar alınamadı.
Giderken bizi evsahibimizin arkadaşı uğurladı. O bebeğini emziriyordu. Öyle tatlı emiyordu ki sakın sen kalkma. Miniğin rahatı bozulmasın dedik. Bizim burada adet olduğu üzere sizi de bekleriz dedim bizi uğurlayan arkadaşa. Komşumuzla birlikte gelin. İnşaallah, ben de sizleri beklerim dedi.
Şu an aklıma geldi. Biz bu evcilik oyununu çocukken öyle çok oynadık ki. Hayat bize hiçte yabancı değil.
19. 2. 2014 - Nazik Gülünay
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.