10
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1319
Okunma

Oğlum Seyit Ali efendi,
Önce mahsus selâmlarımı sunar, hasretle iki kara gözlerinden öperim. Anan da selâm eder
iki kara gözlerinden öper.
Göndermiş olduğun markları aldık; birazını borca harca yatırdık, birazı elimize harçlık
kaldı.Allah senden razı olsun oğlum. Sen oldukça bundan böyle başımız yere inmez gayri.
Oğlum; geçenlerde şehere indim. Kardeşin Mehmet maşaallah kuyruğu doğrultmuş.
Kaynatası ona, Almaya’dan gönderdiği paralarla koca apartman dikmiş. Çoluk çocuğu bir
gör. Sanırsın ki şeher bebesi. Giyim kuşam ona göre. Gelin hanım nerdeyse bizlere selâm
vermeyecek. Neyse bunları hasıraltı et. Boşvir. Sen nasılsın oğlum? İki gün hastanede
yattım, çıktım diyorsun ya, çok merak ettik. İnşaallah iyileşmişsindir. Ananın gözüne uyku girmedi. Kışın ayazında köyün alt ucundan girdi, üst ucundan çıktı. Buzağısı kaçmış
inek gibi oradan oraya dolandı durdu. Sağlık haberlerini dört gözle bekliyoruz. Bizim
buralarda yaramaz bir havadis yok. O bildiğin tozlu, boklu köy.
Okuyan efendiye, dinleyen cemaate mahsuz selâm ederim. Ayrıca kardeşinin çocuklarının da selâmı var. Mektup yazdırırsan bizden de selâm söyle dediler. Hoşçakal..
Baban: Ahmet ağa
Ahmet ağa Kur’an okumuş da sadakallahül azim der gibi: Tamam mı Nazik gadın; şimdi bi gözel şu yazdığın mektubu oku bakalım. Evsiği, gediği var mı anlayalım. Gusuru varsa düzeltirsin gali derdi.
Ahmet ağanın köylü ağzıyla yazdırdığı mektubu elimden geldiğince düzelterek yazmıştım.
Okumaya başladım. Ben okurken gözlerinin içi gülüyordu yazdıklarımdan hoşnut."Oh bee!
Sen iyi kâtip olurmuştun canım. Çok gözel yazmışsın. Seyitali,senin yazdıklarını çok kolay
okuyor, anlıyormuş. Köyde bi bebeye yazdırıyodum, onunkileri hiç beğenmiyordu.
Sandalyee oturduğum yerde elime bir zarf uzattı. " Al. Zarfın üstünü yaz bakalım. Postaya
yatırayım hemen.
Ahmet ağa, yazdığım mektubu elimden sevinçle alır,paltosunun cebine koyardı. Kartpostal
resimlerindeki Hasrettin hoca resimlerine benziyordu. Sevimli yüzü,tombul pembe pembe
yanakları, küçücük burnuyla.Çalışmak yüklü yıllar sırtına küçük bir kambur eklemişti. Az
daha otursaydın dememizi duymaz." Hadi şimdili hoşçakalın" derken anneme: Bu kızı niye
okutmadın Fikriye gadın? Maşaallah ne gözel yazıyo diyerek kapıdan çıkarken annem
arkasından gür sesiyle " Sanki bizi dinleyen var da okutacaz. Her kafadan bir ses çıktı."
Ahmet ağanın dışarıya bıraktığı iki gözlü heybesi olurdu. Heybeyi omzuna atarak huzurla merdivenleri inerdi.
eski öykülerimden / Nazik Gülünay