Rüyanın İçinde Uyanık Kalmak
İleti
İnsan bu dünyada yaşadıkça dünyaya karışıyor. Bu kaçınılmaz. Beden burada oldukça, dünya da payını istiyor. İşleriyle, zevkleriyle, meşguliyetleriyle insanı içine çekiyor. Alınan hazlar çoğu zaman kalbi uyuşturuyor; ahiret geri plana itiliyor, iman zayıflıyor, Allah hatırdan uzaklaşabiliyor. Bu, inkâr değil; beşer hâli. Nefs böyle işliyor. Güzel geleni istiyor, tatlı olana koşuyor, ertelemeyi seviyor.
Günlük hayatın sesine karışıyorum ben de. Yapılması gerekenleri yapıyorum. Dışarıdan bakıldığında buradayım. Bedensel olarak hayatın içinde, insanların arasında fakat gönül başka bir yerde. İçerde, derinde, kimsenin bilmediği bir âlemde. Orada kalabalık yok. Orada hâl var. Orada hâlâ Sen varsın. Seninle konuşuyor, Seninle susuyor, Seninle dertleşiyorum.
Biliyorum, yalnız değilim. Benim gibi olanlar var. Gönüldaşlar. Ruhunu dünyada gezdirip kalbini Sana yakın tutanlar. Herkesin bilmediği, bilse de anlayamayacağı bir dili paylaşanlar. Bizim sırdaşlığımız sözle değil; niyetle.
Sen benim sırdaşımsın. İnsanların duymadığı bir konuşma bu. İçimde başka bir hayat akıyor. Asıl gerçeklik sanki orada. Dışarıdaki hayat ise bir rüya gibi; yaşanıyor ama kalıcı değil. Uyum sağlamaya çalışıyorum, evet; ama yorucu. İnsan bir rüyaya alışabilir belki ama kalbi uyanıksa, tam teslim olamıyor.
Bazen düşünüyorum: İnsan iki yerde birden yaşayabilir mi? Bedenle burada, kalple huzurunda. Oluyor.
Oluyor ama ağır bir denge bu. Çünkü içerdeki sükûnetle dışardaki gürültü birbirine benzemiyor. İçerde acele yok. Yarış yok. Kendini ispat yok. Orada Sen varsın; dinleyen, bilen, sustukça kulunu çoğaltan. Yoran değil, yükünü alan.
Dünya benden sürekli bir şeyler talep ediyor. Güç istiyor, söz istiyor, duruş istiyor, bana biçilen rollere uyum istiyor. Ben ise içerde bırakmayı öğreniyorum. Bırakmayı Sana emanet etmeyi. Derdimi sana açıyorum; anlatıyorum rahatlıyorum. Seninle dertleşmek, beni yükten kurtarıyor.
Bana göre; insanın iç dünyası, ya kendi cenneti, ya da cehennemi. İnsan kendine ne yaparsa, tabağına ne koyarsa onu yaşıyor. Kalbini neyle doldurursa, orada onunla kalıyor. Küllî irade Senin; ama cüz’î irade kulun imtihanı. İnsan, kendine yakıştığını düşündüğü her ne varsa onu seçiyor. Yani sana yaklaşmayı da seçiyor, senden uzaklaşmayı da. Lakin farkındalığı varsa, düşse bile sana dönüyor, tövbe ediyor.
Ben de öyle yapıyorum. Sana konuşuyorum. “Ben bunu böyle yaptım” diyorum. “Nefsime kapıldım. Dünya beni çekti.” Sonra susuyorum. Cevabı zorlamıyorum. Onaylarsan yaşat, diyorum. Onaylamazsan önüme bir engel koy ama beni kendime bırakma. Beni sensiz bırakma diyorum.
Ben dışarıdaki hayatta var olmaya çalışırken, içimde sana tutunuyorum. Çünkü biliyorum; asıl hayat orada. Bu gönül, ne kadar dağılırsa dağılsın, ne kadar yorulursa yorulsun, içerde bir yerde sana konuşmaya devam edecek. Sessizce, hesap yapmadan. Kendini savunmadan. Yalnızca kul olarak. Geri çevrilmeyeceğini bilerek..
daha fazla