21
Yorum
31
Beğeni
0,0
Puan
2437
Okunma

ne zaman inandığımız bir şeyin peşinden ölesiye koştuk?
daha küçük bir çocukken
ağaçların tepesine çıkma yarışı yapardık
korkusuz
dik başlı
ölümle alay ederek.
annelerimizin
’ düşersin çabuk in’ nidaları bile fayda etmezken
bacaklarımızda oluşan sıyrıkları
tükürüğümüze bandığımız parmaklarımızla
iyileştirirdik.
ne zaman öğrendik korkmayı?
büyüdük..
büyüdükçe ölmekten korkmayı öğrendik.
bu yüzden yüreğimizdeki yırtıklara aldırmadan
yürüdük
yürüdükçe gururlandık düz yolda
ağacın en tepesine çıkmadan
böbürlendik
ellerimizdeki kanı
yüzümüze sürdük elhamdülillah.
yalakalık sınır tanımadı
sınırları aştık
şehitlerimize okumadığımız duaları
gavurun terörüne okuduk
güldük elhamdülillah.
bu yüzden
devrimlerden korktuk
ihtilalleri sevdik en çok
bir sağdan
bir soldan astık genç yürekleri
seyrettik
söz gümüşse
sükut altındır diye.
doğu kan ağlarken
ve çocuklar yaş yerine
kan akıtırken gözlerinden
kadınlar ölü çocuk doğururken dağlara
ve açlık faili meçhul suç olurken
baktık
baktığımız yeri görmeden
kolileri bantladık
içine bayat ekmekleri koyarak
görevimizi yaptık karın ağrısıyla
biraz daha büyüdük
ve
büyümekten korktuk.
hep
çocukluğumuzu andık özlemle
çocuk olmak mıydı güzel olan
yoksa
korkusuzluğa duyulan özlem miydi bilemeden.
başımızı deve kuşu gibi gömdük
elhamdülillah.
Ayvazım DENİZ