10
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1593
Okunma

İnsanın kendi başına kalacağı bir adası olmalı.
Kaplumbağa gibi taşınılan yükler, umarsız sevgiler,
ümitsiz bekleyişler ağır geldiği zaman sığınacağı bir adaya koşmalı….
Kendi düşüncelerini sarmalayan, ruhun ajitasyonu ile birleşen, içindeki anarşiyi yücelten bir yer olmalı burası...
Misafiri de sen olmalısın ev sahibisi de kapılar içerden kilitli olmalı
korumalısın sanki zamanın çekmecesini aralarcasına
sanki içerdeki bir hazineyi korumak istercesine….
Önce; barışmalısın aynadaki yüzünle, o her biri
geçmişinin izleri olan çizgilerinle
Ve boğuşmalısın keşkelerinle
Kurmalısın yüce mahkemeni , sanık da sen olmalısın Yargıcı da
Kısır döngü geçmişten sana arta kalan şeyleri, kendi
denizlerinde boğulan akıntılara bırakmalısın.
Dönüp bakmamalısın ardına
“yaşadıklarım, yaşayacaklarımın içinde mola verdiğim bir durak” demelisin.
İşte böyle bir adada kendi ruhunu yenileyerek,
beyin doğumunu da gerçekleştirmelisin
Sonra; doğmalısın gebe kalmış düşlerine
Nasılsa ümit en son terk edendir diyerek değil, umut en son kötülüktür diye.
Çünkü; ne kadar umut edersen , yaşadığın işkenceler de o kadar genişler uzar.
O yüzden
“Vezir gambitine karşı verilecek yeni bir karşılık”
olmalı felsefen.yaşadıklarına inat….
Varsın, seni anlamasınlar, egosuna sığınmış, kendi farkındalığından uzak desinler…..
Sen bilirsin yaşadıklarını, eski flörtün olan geçmişinin izlerini
Sitilize yaşamı koyultarak, dağa taşa çarpmadan
köprüler geçilebiliyor mu?
Yaşamı,kendi benliğimizi, ince bir özeleştiri süzgecinden geçirebiliyor muyuz.?
Sahi,
kendimizi tanıyacak kadar, cesaretimiz var mı?
Benim var!
___Gizemm
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.