6
Yorum
11
Beğeni
0,0
Puan
4028
Okunma
Yaşattığın kadar yaşarsın bu hayatta;
ömür, kirpik ucunda titreyen tek nefeslik bir seherdir.
Zaman, ellerini dikenli tellere sürterek yürür;
her damla kan, bir vedanın sessiz şahididir.
Gelişler, aslında gidişlerin omzuna bırakılmış
sessiz bir selamdan ibarettir.
Nefis, göğe vurulan gölge gibidir;
her ışıkta başka renge bürünür.
Günler usulca eksilir.
Dün, yarının koynunda erirken;
yarın da dünün küllerine karışır.
Nice varoluşlar vardır ki
doğmadan toprağa düşen tohumlar gibi
sessizce ölür.
Yalanın susturduğu dillerde
hakikatin sesi yankı bulmaz.
Aradığını düşünür insan;
oysa çoğu zaman bulamadığıdır kendisi.
Düşünebilen gönüller ise
niyetle yükselen duaların
en sessiz kanadına tutunur.
Kaybolmuş yönlerin en ağır yükü,
tersine atılan adımlardır.
Düşmek bazen yürümekten değil,
bildiğini unutmaktan doğar.
Suçu seyreden göz,
işleyenden daha derin bir sessizlik taşır.
Korkularımız, hakikati bildiğimiz hâlde
ona yaklaşamayan yanımızdır.
Cesaret, kalbin secde ettiği yerde filizlenir.
Çünkü sevmek bilenindir;
sevilmeyi hak etmek ise
kendini bilene nasiptir.
Görmeden görmek...
İşte imanın en ince aynası budur.
Hakikat, gözle değil;
teslim olmuş bir kalbin derinliğinde görünür.
İnancını nefsinin suyunda yıkayanın
avuçlarında yalnız şüphe kalır.
Samimiyet, gösterilende değil;
gizlice Rabbe dönen yüreğin nefesindedir.
Vakit bazen insanı ansızın yakalar.
Ayaklar yorulur,
yollar uzar,
bekleyiş omuzlara taş kesilir.
Fakat her sabır,
ufka sürülen ilk aydınlığın habercisidir.
Öyleyse kalk.
Yüzünü hakikate çevir.
Adımlarını doğruluğun izine emanet et.
Çünkü yol, yürüyeni taşır;
istikamet ise teslim olanı.
Ve unutma...
Âşıktır, yârini Hak için seven.
Kalp, samimiyetle çarptığında
sevda ibadete dönüşür.
İnsan da ancak
Rabbine yaklaştığı kadar
kendine kavuşur.
Taha Bilal Mustafa Kekeç
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.