0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
1160
Okunma
akşam, şehrin omzuna ağır ağır inerken
bir haziran gecesi dolaşıyor içimde;
geç kalmış, ama hiç gitmemiş bir haziran...
çünkü sen,
güneşi cebinde taşıyan adamdın baba.
sen varken
ev yalnızca duvar değildi.
bir pencere açılırdı yüzüne,
perdeler ışığa değil,
merhamete çekilirdi.
ben üşümeyi
kıştan öğrenmedim.
yokluğunun rüzgârı değmesin bir gün tenime;
acılar sussun...
yaralarım konuşurdu eskiden.
sen bakardın, susardı.
çünkü bazı eller
acıyı iyileştirmez yalnız;
ona konuşmayı unutturur.
ellerini öperken öğrendim:
bir insanın ömrü
tek bir şefkatle yeniden kurulabiliyormuş.
kitapların arasında bıraktığın sessizlik,
sayfalar dolusu öğütten ağırdı.
bir cümlen,
koca bir hayatın yükünü omuzlayacak kadar gerçekti.
gözlerin...
yağmur sonrası yeşile dönen bir memleket gibi.
her baktığında
insan biraz daha kendine varıyordu.
ağaçlar seni tanırdı sanki;
rüzgâr sesini inceltirdi yanından geçerken.
yapraklar,
saygıyı toprağa eğilerek yazardı.
gülüşün,
taze ekmeğin sıcak buğusuydu.
sesin,
akşamın kalbine düşen en eski huzur.
ben ne zaman dağılsam,
adımı söyleyişin toplardı beni.
ne zaman eksilsem,
omzundan bir gökyüzü indirirdin üstüme.
şimdi göğe bakıyorum.
mavi biraz senden kalmış.
geceyi delen yıldızlar,
suskunluğunun ışığını taşıyor.
adını içimden geçirince
mevsimler yer değiştiriyor.
kış usulca çekiliyor.
ve içimde,
babasına koşan bir çocuk uyanıyor.
sen bana yalnız yön göstermedin baba;
yol oldun.
gölge oldun.
çınar oldun.
dua oldun.
derler ki büyümüşüm...
inanma.
insan, babasının adını kalbinde taşıdığı sürece
hangi yaşa varırsa varsın,
avuçlarında biraz çocuk kalır.
ve ben,
hayatın bütün gürültüsüne rağmen
her sabah aynı kelimeyi yeniden kuruyorum:
babam.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.