7
Yorum
37
Beğeni
0,0
Puan
1792
Okunma

Kim bilir hangi zaman mıhlanmış
Parmaklarımın arasına,
Giysileri yama üstüne yama.
Yine de kolları birbirine sarılmış
Başında kasketi
Düğmeleri kayıp, dizleri yırtık pırtık
Uçları kıvrık,
Kartpostalı andıran bir karışlık mutluluk.
Ayan beyan belliydi
Sanırım mevsimi gelmişti
Göz kapaklarım
Derin bir dinlenceyi sonlandırmış gibiydi.
Yakınlarım boz bulanıktı
Masallardaki turuncu saçlı kadın misali
Bulutların yüzü kızıl
Yüreğime dokunan eller kayıptı
Belki de...
İçimi donduran ayrılıktı.
İrice bir talihsizlikti
Sadece başım dönmüştü
Hatırlamam ki önlerine düştüğümü
Çağ ne kadar da hızlanmış
Meğerse onca insan
Bir anda
Başka zamanlara ışınlanmış.
Saat, varlığı yokluk geçiyordu
Akreple yelkovan
Birbirine mesafeli durmaktan
Canları sıkılmıştı.
Mahpus bölmeye düşen
Küçücük noktacıklar,
İkisinin de gözyaşları olmuş
Aktıkça akmıştı,
Çığlıklarını hiç kimse duymamış
Bi-çare
Titrek yüreklerinin sesi kısılmıştı.
Ellerim soğuk ve yapayalnızdı
Etrafımda bir ben
Bir de ben vardım,
Uzletimin buzdan alazında
İçini çeke çeke yüreğim yandı
Ekmeğime katık ettiğim tuzum bile
Damağıma yavandı.
Asfalt sanki devasa bir anız
Yollar zifiri karanlıktı
Umut halkalarım bir bir kırılırken
Gün ortasında...
Gözlerime güneşin ışıkları kapandı.
Yanımda,
El sallayacak bir kimsem bile yoktu
Ruhum, yerle yeksan görüntüme
Tek başına yas tuttu
Dur durak bilmiyordu tuhaf tuhaf konuştu
Ve ansızın sustu
Başımda dolanıp durmuyordu
Sanki beyaz kanatlı bir kuştu
Kim bilir nerelere uçtu….
13 Nisan 2011 / NÜS