3
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
1356
Okunma
Sözü kesilmiş ufak bir çocuğun büyümesiyiz
bir ağacın toprağa yatmış haliyiz belki de
hayatına ilk sevgiliyi yerleştirememiş bir cümlenin
kınalı bir kalemin ucuyla avuçlarımıza hüznü kazıması gibi
Bir otogarda süresi dolmuş bir otobüse bağlılığımız kadar
ayrılığa mahkûm bekleyişimizin şehrinden gitmek kadar yok’uz anlam içinde
Sadece öpüşmek, sadece sevişmek,
sadece dilemek, sadece ve sadece alınyazısı
Şiir yazalım diyor orman,
şelaleler bir intihar biçimi kadar sesli ve berrak bir körlükte öpüşüyor
üstelik nereye gittiğini bilmediğin bir yola dökülüyorsun
ilerliyorsun gecenin diğer yarısına
sorular çakıl taşları kadar parlıyor,
berrak o tene müptela bir ruh sarmaşığı ne kadar masumsa
ne kadar sıklıksa, o kadar kayboluyorsun sayfanın sonunda
Sadece savaş, sadece romantizm,
sadece kanın tebessüm etmediğini bilmeyen biz
bu yüzden barışmamak en güzeli duvardaki gölgelerle diyoruz
Bağ arası kostümlerini soyan tüm şairler üzüm çekirdeğine benziyor
ve ben daha memelerinin ucundan ısırıyorum
Üstelik al ve mor bu batı(m)da güneş
hiç bu kadar uzun süre terk edilmemişti yaşamaya
Bacaklarının ortasını sergileyen gündelikçilerle
nadasa bırakılmış tarlalar kadar uçsuz bucaksızız
İçimiz dışımız köşe başları
Sözü kesilmiyor artık gece kıvranmalarının
üçüncü kişiyle bir bağımlılığı konuşturuyorum
Taşı yontmalı
bir ölümlü nasıl sevebilir bu şiiri
bizi kitaplıklarda mı unutmalı biraz,
parmaklarımızın bulvarlarında kış kıyamette kopsa
o şehir bir balığa dönüşebilir ve o deniz okyanusun çocukluğuna
gecenin de bir gökkuşağı olabilir aslında
süsü kesilmiş bir tebessüm gibiyiz
dudaklarının rengini ben okumalıyım sevgili
Sadece perdeler, sadece perdeler çekilince mi yeniliyoruz
sadece sessizlik, tüllere benziyoruz çokça
küllere de olabilir, taşı yontmalı
Atmosfere gebe kalmış bir savaşla çürüyoruz
uzaysa hala boş ...
.
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.