2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
995
Okunma
hozana bırakmıştım idalarımı tırpan yedikten sonra dizlerimden
küçük yürekliler büyük amaçları doğradılar sessizce bir gece
daha yeni aylar almıştım ondördümden
beni sen doğurdun tahta bavulumda getirdiğim ülkemden
agnessa,işaret diliyle de olsa
nasıl anlatırdım gıdım gıdım kaçağa düştüğümüz yetmişbirden
güneş mi sündürmüş batarken kızıllık mı katlamış defalara bu nasıl şehir
kalın romanların hayallenip döküme girdiği yer
günlerce yürüsen bitmez tükenmez sade dilberlerine baksan yeter mi soluk
köprüler köprüler kesme taşların ardında ayin sesleri
her köşeye sıkışmış konular çabalamada best-sellerin elleri
ne biçim çatı kurmuşlar sana sen petersburg
en güzel şiirini yazmak her şehrin en güzel sevdasını yaşamak değil
en içli sevdasını yaşamak dokunmamak
ilk yürek öğretmenim ilk doktrin hocam
her gün binlerce çeşit yemek pişerdi sanki mutfağında
gözlerin çeşni dudakların biber yanakların örfi idare
çar devrinin lezzeti nuh’un çorbasıydı patates kaynayan kazan
polaristi en güvendiğin yıldız her sözüm yapışıyor ordan kopya çekiyorum derdin
hatta dünya dışı birini bulup göndersem literatür casusluğuna
belki de zaman da oradadır donmuş haliyle
rus çeliği yaman olur orak olur yontarız alabildiğince
ve çocukluğun tutar unuturdun analığı tepinir gülerdin
biliyor musun
griye çaldığında gözlerinin yansıması derelerin bulanık akması gibi deliye
bir gelip bir gidiyorum tutunduklarıma
hep beyaz hep beyazlar kalmış karlar ülkenden hatıralarımda
netleşsin diye gülüşlerin
şimdiki zamanımdan karalar çalıyorum odak noktama
kasım
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.