2
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
2292
Okunma
Bu şiiri yazmaya karar verdiğimde tür bakımından diğerlerinden farklı olmasını beklemiyordum açıkçası. Ama farkında olmadan pek alışık olmadığım, daha açık bir ifadeyle; beceremediğim bir türe yönlendirmişti beni kalemim. Bu açıdan şiir, her ne kadar geleneksel çizgiye yakın dursa da, benim için deneysel bir çalışma oldu. ’Tozlu raflarda bulunan, yaprakları sararmış kara kaplı şiir defterimi karıştırırken rastladım’ demeyi çok isterdim ama bilgisayarımdaki sanal dosyaların içerisinde amaçsızca dolanırken rastladığım bir şiir bu. Pardon, teknoloji cinayetleri mi demiştik?
küstürdüm annemi
çiçekler yolladım me-se-ne’den
yetmedi
"çevrimdışı" oluverdim
yüreğinden
oysa çocuktum
mis kokulu masum papatyalar toplardım
kırların koynundan
"meşgule" almazdı merhametini
"titretmezdi" yüreğimi
hiçbir zaman
teknolojinin özür borcu var bana
özür borcu var teknolojinin
insanlığa
hangi dostu arasam
kapsamım dışı
ne bir lokma kelam kaldı
ne ekmek aşı
bu mudur 21. yüzyılın can yoldaşı?
teknolojinin özür borcu var bana
özür borcu var teknolojinin
insanlığa
yüzyıllardır nadasta
kimsesiz kalbim
ey internet!
"bana bir sevgili, medet!"
sanal sevdalarınla doldurduğunda boşluğumu
bencil bir "alo"ya sıkıştırdığım sevgi sözcükleri fısıldarım kulağına
ziyanı yok değmesin elleri ellerime
gözlerim gözlerine
hem alt tarafı "üç gün" için
onca zahmet niye?
teknolojinin özür borcu var bana
özür borcu var
teknolojinin
aşk’a
Mart / iki bin on
Özkan Yılmaz
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.