9
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1888
Okunma

Düşüyorum yavaşça, içimdeki boşluğa
Hayatın yamacında, bir çalıya tutundum
Ümitlerin peşinde, kaldım soluk soluğa
İlk defa şu rûhuma, ellerimle dokundum
Tutunduğum çalı da, kuşburnu gibi diken
Şu rûhum delik deşik, ince ince hârıyla
Yanında da bir çiçek, dikene boyun büken
Beni beklermiş meğer, ömrünün bahârıyla
Yamaçta açan çiçek, salınırken rüzgârla
Bir elimi uzatıp, çektim bir yaprağından
Yakamam ki ben onu, içimde yanan hârla
O tebessümlerini, çalamam yanağından
Eğer onu çekersem, onun da sonu boşluk
Bu derin karanlıkta, solar gider bu çiçek
Güneşsiz morgu olur, içimdeki o kovuk
Dünyada vuslat yalan, sadece firak gerçek!
Ve bırak bir boşluğa; senin mezarın dipte
Düşerken son kez ona, gözyaşınla el salla
Aşkın tohumu saklı, şu kalb-i muzdaripte
Toprağını her mevsim, sıcak kanınla sula
Yeşert onu içinde, kalbinde gizli gizli
Güneş dâhi bilmesin, yerini bu çiçeğin
Onunla gece konuş, içten ve sizli bizli
Uyanır uyanmaz ye! tokatını gerçeğin
Rûhuma sarılsın o, gece misl-i sarmaşık
Bedenimi kaplasın, hatta içten ve dıştan
Bedenimden de geçsin, o mor ötesi ışık
Delip geçsin rûhu, bir ok gibi kamıştan
Saplanan ince kamış, bıraksın inlemeyi
Ucundan kanlar aksın, toprağa şırıl şırıl
Bıraksın yüce dağlar, rüzgârı dinlemeyi
Ey sen, yüce Kâf Dağı, ızdırabınla kıvrıl
Âh! nazlı kır çiçeğim, ellerim kan çiçeği
Kan ağlayan gözlerim, nar çiçekleri açtı
Bilmiyorum ki neden, kırmızı, düşen çiği?
Âh! şu kanlı gözlerim, nar taneleri saçtı
Soner Çağatay 5 Aralık 2010 / Wuppertal
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.